Uygulamalarımız appstore googleplay

#Sinema

gazeteci63.com - Sinema haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sinema haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Usta Oyuncu Hayatını Kaybetti Haber

Usta Oyuncu Hayatını Kaybetti

Türk tiyatrosunda yarım asrı aşan sanat yaşamında, kendine özgü üslubu ve canlandırdığı karakterlerle hafızalarda yer edinen usta oyuncu Zihni Göktay'ın cenazesi, yarın defnedilecek. 81 yaşında hayatını kaybeden sanatçı için yarın İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Şehir Tiyatrosu Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde saat 10.00'da tören düzenlenecek. Göktay'ın naaşı, öğle namazını müteakip, Üsküdar Şakirin Camisi'nde kılınacak namazın ardından Karacahmet Mezarlığı'nda toprağa verilecek. Başta "Lüküs Hayat" olmak üzere uzun yıllar sahnelenen tiyatro oyunlarıyla geniş kitlelere ulaşan Göktay, geleneksel Türk tiyatrosunun izlerini taşıyan oyunculuğu ve Şehir Tiyatroları bünyesinde ortaya koyduğu performanslarla sanat hayatında önemli bir yer edindi. Tiyatro, sinema ve televizyonda çok sayıda yapımda rol alan sanatçı, oyunculuğunun yanında sahneye bağlılığı ve disiplinli çalışma anlayışıyla da meslektaşları ve izleyiciler tarafından da her zaman takdir gördü. Sanat hayatına amatör tiyatroyla başladı Tam adı Abdullah Zihni Göktay olan sanatçı, 2 Aralık 1945'te İstanbul'un Fatih ilçesinde dünyaya geldi. İlkokulu Fatih İlköğretim Okulu'nda tamamlayan Göktay, ortaokul ve lise öğrenimini Pertevniyal Lisesi'nde aldı. Çocukluk yıllarında her hafta sonu babasıyla tiyatro oyunları izleyen Göktay'ın sahneye ilgisi, ilkokul yıllarında katıldığı müsamerelerle başladı. Lise döneminde tiyatro çalışmalarına başlayan sanatçı, ilerleyen yıllarda profesyonel tiyatroya adım attı. Sanatçı, 1953'te İstanbul Üniversitesi çatısı altında ve Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) bünyesinde faaliyete geçen İstanbul Üniversitesi Talebe Birliği (İÜTB) Gençlik Tiyatrosu'nda 1960-1964'te çalışmalar yaptı. Ayrıca Türkiye Milli Talebe Federasyonu Gençlik Tiyatrosu'nda ve Eminönü Halk Evi'nde çalışmalarını sürdürdü. Sivas'ta askerliğini tamamlayan usta oyuncu, 1964-1973'te Ankara Meydan Sahnesi'nde çalıştı. Daha sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Şehir Tiyatrosunun kadrosuna katılan Göktay, uzun yıllar kurumun önemli oyuncuları arasında yer aldı. Göktay, Anadolu Ajansına verdiği bir röportajda "Vasfi Rıza Zobu, beni bu tiyatroya, Muhsin Ertuğrul da kadroya aldı. 1914'ten bu yana Şehir Tiyatrolarını kuranlar da dahil olmak üzere, bütün sanat yönetmenleriyle çalıştım." demişti. "Lüküs Hayat" ile geniş kitlelere ulaştı Kariyeri boyunca çok sayıda oyunda sahne alan başarılı sanatçı, "Lüküs Hayat", "Kanlı Nigar", "Sarıpınar 1914", "Pembe Konağın Gelinleri", "Cibali Karakolu" ve "Resimli Osmanlı Tarihi" adlı yapımlardaki performanslarıyla dikkati çekti. İstanbul Radyosunda 1978-1996'da yönetmen ve oyuncu olarak görev alan Göktay, seslendirme alanında da önemli çalışmalara imza attı. Sanatçı, sinema ve televizyon kariyeri boyunca canlandırdığı karakterlerle geniş kitleler tarafından tanındı. "Tosun Paşa" filminde Tellioğlu Ruhi, "Meraklı Köfteci" filminde Zühtü ile akıl hastanesinde topsuz penaltı atan karakter, "Atla Gel Şaban" filminde at yarışı tutkunu Halil ve "Fahriye Abla" filminde Fahriye'nin dayısı rollerini üstlendi. "Hababam Sınıfı Merhaba" filminde edebiyat öğretmeni Üçbuçuk Yusuf'u canlandıran Göktay, "Zaman Mekan Makinesi" dizisinde Mucit, "Kuruntu Ailesi" dizisinde Bayram Efendi, "Bizimkiler" dizisinde Muvaffak Bey ve "Koçum Benim" dizisinde okul müdürü İsmail Bey karakteriyle izleyici karşısına çıktı. Usta oyuncu, 1978'de Sevinç Göktay ile evlendi. Çiftin Zeynep ve Ömer adını verdiği iki çocuğu dünyaya geldi. "Lüküs Hayat"taki rolüyle Guinness Rekorlar Kitabı'na aday gösterildi Zihni Göktay, yine Anadolu Ajansına verdiği bir röportajda, hiçbir zaman memur tiyatro sanatçısı zihniyetiyle çalışmadığını dile getirerek, şunları kaydetmişti: "Hayatım boyunca amatör ruhumu taşıdım. Hastalandım, rapor almadım. Annem vefat etti, aynı gün oynadım. 'Burası benim tütüncü dükkanım değil, kapatamam. Ben devletin sanatçısıyım. Kimseyi kapıdan geri çevirmek istemem' dedim. Acımı içime gömdüm, sahneye çıktım ve görevimi yaptım. O amatör ruh hiçbir zaman kaybolmadı bende." Sanatçı, İBB Şehir Tiyatroları'nda sahnelenen "Lüküs Hayat" operetinde aralıksız 28 yıl boyunca "Rıza" karakterini canlandırdı. Yıllar içinde 134 oyuncunun değiştiği oyunda, aynı rolde en uzun süre oynayan sanatçı olarak Guinness Rekorlar Kitabı'na aday gösterildi. "24. Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri"nde 2022'de "Yapı Kredi Özel Ödülü"ne layık görülen Zihni Göktay, "57 yıllık bir tiyatro sanatçısı olarak bana bu ödülü layık gören jüriye çok teşekkür ediyorum. 73 oyunda oynadım ama bu ödülü alamadım. Hiç olmazsa giderayak bu güzel ödüle sahip olmanın gururunu taşıyor, layık görenlere çok teşekkür ediyorum." ifadesini kullanmıştı. Uzun yıllara yayılan sanat yaşamı boyunca sahneye yaptığı katkılarla takdir gören Göktay, birçok kurum ve organizasyon tarafından onur ve emek ödüllerine değer görüldü. Sanatçı, Suna Pekuysal Tiyatro Ödülleri, Lions Tiyatro Ödülleri, Yeni Tiyatro Dergisi Emek ve Başarı Ödülleri ile Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema Oyuncu Ödülleri başta olmak üzere birçok ödül aldı. 23. Uluslararası İstanbul Büyükçekmece Kültür ve Sanat Festivali'nde "Kültür Sanatta Yaşam Boyu Onur Ödülü", 23. Sabancı Uluslararası Adana Tiyatro Festivali'nde "Sakıp Sabancı Yaşam Boyu Başarı Ödülü" ve 2. Anadolu Tiyatro Ödülleri'nde "Emek Ödülü" alan sanatçı, sinema ve televizyon yapımlarıyla farklı kuşaklar tarafından tanınan isimlerden biri oldu. Sanatçının rol aldığı film, dizi ve tiyatro oyunları arasında "Bir Tutkunun Yüzyılı", "Seni Bulacam Oğlum", "Şaşkın Bakkal 216", "Yaşamak Güzel Şey", "Çalgı Çengi İkimiz", "Zilin Sesi", "Kara Bela", "Zaman Makinesi 1973", "Böyle Bitmesin", "Yalan Dünya", "Aşağı Yukarı Yemişliler", "Ah Kalbim", "7 Kocalı Hürmüz", "Görgüsüzler", "Komedi Dükkanı", "Döngel Karhanesi", "Hababam Sınıfı Askerde", "Cennet Mahallesi", "Avrupa Yakası", "Ekmek Teknesi", "Huzursuzlar", "Üvey Baba", "Yazlıkçılar", "Bizimkiler" ve "Kuruntu Ailesi" yer alıyor.

Son Yolculuğuna Uğurlandı Haber

Son Yolculuğuna Uğurlandı

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, "Kadir İnanır, çok eşsiz bir değerdi. Çok önemli bir ustaydı." dedi. Türk sinemasının usta ismi Kadir İnanır'ın cenazesi, Barbaros Hayreddin Paşa Camisi'nde kılınan namazın ardından Ulus Mezarlığı'nda toprağa verildi. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, cenaze namazı öncesinde basın mensuplarına yaptığı açıklamada, "Bir devrin, Yeşilçam'ın hayatımıza uzanan, evlerimize, ailelerimize dahil olan eşsiz değerlerini maalesef birer birer kaybediyoruz. Onlara birer birer veda ediyoruz, ahirete uğurluyoruz." dedi. Kadir İnanır'ın eşsiz bir değer, önemli bir usta olduğunu vurgulayan Ersoy, şunları kaydetti: “Başta Türk sinemasına kazandırmış olduğu ders niteliğindeki eserleri, aynı şekilde sinemamızın Türk klasiklerinde hayat vermiş olduğu eserleriyle çok önemli bir sanatçımızdı. Başta ailesi olmak üzere yakınlarına, tüm sanatseverlerimize, sanat camiamıza başsağlığı diliyorum, sabırlar diliyorum. Kendisine Allah'tan rahmet diliyorum. Mekanı cennet, ruhu şad olsun.” Cenaze törenine katılan eski A Milli Futbol Takımı Teknik Direktörü Şenol Güneş, Kadir İnanır'ın sinemanın duayenlerinden olduğunu söyledi. Oyuncu Hülya Avşar ise İnanır'ın vefatından duyduğu derin üzüntüyü dile getirerek, "Ben yine iyileşip yine reklamlarda oynayacak, yine bizlerle olacak diye bakarken şoka girdim." dedi. Yeşilçam'ın değerlerinin yavaş yavaş kaybolmalarının kendisini çok üzdüğünü ifade eden Avşar, "O yüzden elimizde kalanlara böyle dört elle sarılmak geliyor içimden. Onların nasıl değerini biliriz onu düşünüyorum. Çünkü her böyle kaybımızda bunları düşünüyoruz ama sonra unutuyoruz." diye konuştu. Cenaze törenine CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, İBB Başkan Vekili Nuri Aslan ile Levent İnanır, Jülide Kural, Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Halil Ergün, Ahmet Yenilmez, Oktay Kaynarca, İlyas Salman'ın da aralarında bulunduğu siyaset ve sanat dünyasından çok sayıda kişi katıldı. Yoğun katılımın olduğu törende zaman zaman kalabalıktan dolayı arbede yaşandı. Kadir İnanır'ın cenazesi Barbaros Hayreddin Paşa Camisi'nde kılınan namazın ardından Ulus Mezarlığı'nda toprağa verildi. Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde düzenlenen cenaze töreni Törene Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Batuhan Mumcu, Sinema Genel Müdürü Birol Güven, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Tamer Karadağlı, eski Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu ve İBB Başkan Vekili Nuri Aslan'ın yanı sıra sinema, siyaset ve sanat dünyasından pek çok kişi katıldı. Tören öncesinde AA muhabirine açıklama yapan İnanır'ın yeğeni Soner Arıca, duygularının darmadağın olduğunu ve gerçeğe inanamadığını belirterek, "Olamaz böyle bir şey diye düşünüyorum. Çünkü ölüm kelimesini zaten sevmiyorum ama başka bir tarifi yok ya şimdi. Hiç kimseye de yakışmıyor evet ama Kadir dayıma hiç yakışmıyordu. Sadece benim dayım değildi. Tüm ülkenin dayısı, ağabeyi, kardeşiydi. Tabii benim için de sadece dayım değil, aynı zamanda çok hayranlık duyduğum bir sanatçıydı, büyük bir aktördü." dedi. Annesini de kısa süre önce kaybettiğini hatırlatan Arıca, "Üzgün ve şaşkınım. Üç gün önce annem, üç gün arayla böyle tuhaf bir süreçten geçiyoruz. Gerçekten çok üzgünüm, şaşkınım. Bence burada onu seven kitlenin özeti var, buraya sığan kadarı var. Bence tüm ülke burada şu anda. Ben öyle hissediyorum. İki gündür bana gelen mesajlardan, yorumlardan anlıyorum ki gerçekten tüm ülke bence şu anda burada. Herkes çok üzgün doğal olarak. Çünkü idoldu, ikondu, çok büyük bir sanatçıdan bahsediyoruz. Bizim aile ilişkilerimiz bir yana, dayım olması bir yana çok çok önemli bir sanatçıdan bahsediyoruz. Her açıdan baktığımda çok zor, her açıdan baktığımda çok karışık." değerlendirmesini yaptı. Sinema yazarı Atilla Dorsay ise Türk sinemasının Yeşilçam ile birlikte yaygınlaştığına dikkati çekerek, "Yeşilçam bir efsaneydi. Nasıl Amerika'da Hollywood varsa burada da Yeşilçam vardı ve Yeşilçam'ın yaptığı filmler insanları koştura koştura sinema salonlarına götürüyorlardı. Bu arada işte Kadir İnanır'ı tanıdık. Çok farklı bir yerdeydi. Bir sürü sanatçı vardı. Ama o çevirdiği 180 kadar filmle, bütün o filmlerle kendisini halkımıza sevdirdi. Bundan sonra artık onun yerine öyle bir adam gelebilir mi bilmiyorum." şeklinde konuştu. "Onun insanlığını hepiniz biliyorsunuz" "Kuzeyden Gelen Adam" adlı belgeselden bir bölümün gösterimiyle başlayan törendeki ilk konuşmayı yapan Jülide Kural, İnanır'ın insanlığına ve vicdanına vurgu yaptı. Kural, "Aslında Kadir İnanır'ı hepiniz tanıyorsunuz. Onun haksızlık karşısında o taşan öfkesini, sevgisini ifade ederken sözcüklere hiç ihtiyaç duymamasını, o yoksulluk, adaletsizlik, eşitsizlik karşısında şahlanan vicdanını, bazen de kalbinin kırılganlığında o gözyaşlarının, nasıl da o güzelin gözlerinin dostu olduğunu, kısacası aslında onun insanlığını hepiniz biliyorsunuz. Belki de hayatı boyunca en büyük heyecanı olan sinemada kendi aktörlüğünü inşa ederken tanık olduğum bir şeydir hep. Dönüp dolaşıp başvurduğu yerdir aslında kalbi, sezgileri ve en önemlisi merakı ve hayata gülümseyerek bakabilme cesareti. Ben onu hep izledim bu süreçlerde ve bu benim için çok büyük bir ayrıcalıktı. Bir aktörün sevdiği mesleğini nasıl inşa ettiğini izlemek benim için çok özel bir deneyimdi. Bir yandan da biliyorsunuz ki Kadir İnanır şöyle bir bakışıyla o seyircisinin yıllarca sürecek olan unutulmazıdır." görüşünü paylaştı. Oyuncu Menderes Samancılar da usta sanatçının Hekimoğlu Türküsü'nü derlediğini belirterek, "Bundan da övgüyle bahsederdi. Sarılırdık dostça, kocaman bir incir ağacıydı benim için. Sürekli bal gibi incirler veren, bal gibi hayata bakan, barış, kardeşlik, sevgi dolu bir yürek. Kadir İnanır gibi bir değeri asla unutmayacağız." ifadelerini kullandı. İnanır'ın yeğeni Levent İnanır ise dayısının yıllar önce verdiği bir röportajda, "Ben bir gün ölürsem, Türkiye'deki bütün evlerden cenaze kalkacak" dediğini aktararak, şunları kaydetti: "Yine onun kendi söylemi, 'Benim bedenim gider ama yaptığım filmler yıllar sonra keyifle izlenecek' derdi. Keyifle izlenmenin altı şöyle çizilebilir, bütün filmler nitelikli, sosyal yaralara parmak basan, kahramanları içimizden seçen, nitelikli ve kendi oynadığı kadar senaryolarına da dokunduğu işlerdi. O yüzden hepinizde izler bırakacak. Biz de o izlerle yaşamımıza devam edeceğiz. O yüzden ben onunla vedalaşmıyorum. O içimizde yaşayacak, yaşıyor." Törende ayrıca Adil Kaya, Ali Gündoğdu, Köksal Holoğlu, Kerim Yıldız, manevi kızı Aslı Kızıltuğ, Baran Seyhan, Nevsal Elevli, Canan Kaftancıoğlu, Ada Cemal, Cemal Kayacı, Sali Turan ve yeğeni Gül Bakar gibi isimler de sahneye çıkarak duygu ve düşüncelerini ifade etti. Anma programı, törene katılanların usta sanatçının tabutunun önünden gerçekleştirdiği veda ve saygı geçişiyle sona erdi.

Vefatının Üzerinden 47 Yıl Geçti Haber

Vefatının Üzerinden 47 Yıl Geçti

Kariyeri boyunca 200'e yakın filmde rol alan sanatçının, vefatının üzerinden 47 yıl geçti. 50 yıllık yaşamına "Ayşecik", "Sezercik", "Acı Hayat", "Küçük Hanım" ve "Kanun Namına" gibi birçok unutulmaz Yeşilçam yapıtını sığdıran usta oyuncu Ayhan Işık, vefatının 47. yılında yad ediliyor. Asıl adı Ayhan Işıyan olan ve yaşamı boyunca birçok Yeşilçam filminde başrol üstlenen sanatçı, 5 Mayıs 1929'da Selanik göçmeni bir ailenin 6. çocuğu olarak İzmir'de dünyaya geldi. Sanatçı, 1967'de Ses dergisi için kaleme aldığı bir yazıda, yaşam hikayesini şu sözlerle aktarmıştı: "Altı yaşındayken babasız kaldım. İlkokulu Bomonti'deki 44. Okul'da bitirdim. Ortaokula başladığım günlerde Babıali'ye geldim. Çünkü okula gidebilmek için çalışmak zorundaydım. Gazete ve dergilerde hikaye ve kapak resimleri çizmeye başlamıştım. İlk kazandığım parayı sanki dünmüş gibi hatırlarım, 14 lira. Eve koşup anneme verdiğim bu müjdeyi hiç unutmam. Yaz tatilinde Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikası'nda kırık şişe kontrolörlüğü yaptım. Haftada 25 lira alıyordum. Vapurla gidip gelirken, boş durmuyor, mecmuaların ısmarladıkları ve illüstrasyon denilen renkli resimleri çiziyordum. Şirket-i Hayriye'nin 63 numaralı Sütlüce vapuru, sanki benim resim atölyem olmuştu." Lisede Mahir İz, Salah Birsel ve Rıfat Ilgaz'ın öğrencisi olan sanatçı, senarist Safa Önal, karikatürist Ferruh Doğan ve ressam, karikatürist Semih Balcıoğlu ile okul arkadaşıydı. Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun öğrencisiydi Ayhan Işık bir süre İstanbul Darphanesi'nde ressamlık yaptı. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü'nde okurken, Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun öğrencisi olan sanatçı, okulda Fikret Otyam, Altan Erbulak, Remzi Raşa, Adnan Varınca, Nedim Günsür, Orhan Peker ve Turan Erol ile de dönem arkadaşıydı. Sanatçı, akademiye devam ederken, yazı işleri müdürlüğünü Sezai Solelli'nin yaptığı, dönemin tek sinema dergisi olan Yıldız mecmuasına ressam olarak girdi. Solelli'nin teşvikiyle derginin 1951'de açtığı "Artist" yarışmasına katılan sanatçı, Belgin Doruk ile birinci oldu ve 22 yıl kamera karşısında Doruk ile çalıştı. Arkadaşlarının Hollywood starı Clark Gable'a benzettiği Ayhan Işık, yarışmadaki derecesinin ardından, Işıyan soyadını "Işık" olarak değiştirdi. Usta sanatçı, yönetmenliğini ve senaristliğini Münir Hayri Egeli'nin üstlendiği, 1951 yapımı "Yavuz Sultan Selim ve Yeniçeri Hasan" filmindeki yardımcı rolüyle ilk kez beyazperdede göründü. Ömer Lütfi Akad ile de çalışmaya başlayan Işık, Akad'ın Türk sinemasında geçiş dönemini bitiren ve sinemacılar döneminin ilk örneği kabul edilen 1952 yapımı, "Kanun Namına" filmindeki rolüyle büyük beğeni kazandı. Sanatçı, 1953'te akademiden mezun oldu. Aynı yıl Akad'ın "Katil" ve "Öldüren Şehir" filmlerinde oynayan Işık, 1955'te "Kardeş Kurşunu", 1970'te ise "İngiliz Kemal Lawrence'e Karşı" filmlerinde rol aldı. İlkeli davranışıyla birçok yapımcıya örnek oldu Ayhan Işık, 1957'de Osman Seden'in "Bir Avuç Toprak" filminde oynadı. Hollywood yapımlarında da oynamak isteyen sanatçı, 1959'da ABD'ye giderek bazı filmlerde küçük roller aldı ve sinema konusunda araştırmalarda bulundu. Türkiye'ye döndükten sonra, setteki oyuncuların hakları ve disiplini konusunda ilkeli bir davranış sergileyen Işık'ın bu duruşu, Türk sinemasındaki birçok yapımcıya örnek oldu. Usta oyuncu, yaptığı bir açıklamada şunları söylemişti: "Dışarıda film oyuncularına emekleri karşılığında vadeli senetler vermek gibi tuhaf uygulamalar yoktur, çalışma ve dinlenme saatleri titizlikle kontrol altına alınmıştır. Sendika bütün çalışmaları denetler, piyasada hak ihlali yaratacak işlerin yapılmasına engel olur. Eğer Yeşilçam'ın gelecekte genç insanları acımasızca yiyip yutan dev bir sömürü mekanizmasına dönüşmesini istemiyorsak, ne yapıp edip bir 'Sinema Kanunu' çıkartmalı, ciddi bir sendika kurmalı ve bütün personelin daha mesleğe ilk adımını atar atmaz sigortalandırılması için gereken kanuni baskıyı işverenler üzerinde kurmalıyız. Ben kendi adıma film setlerinin bu ülkede hem oyuncular, hem yönetmenler, hem de diğer teknik elemanlar için birer zulüm çekme yeri değil de profesyonel bir iş sahasına dönüşmesi için elimden her ne gelirse yapacağım. Sinemacılık asla modern bir kölelik sistemine dönüşmemelidir. 'Sinema bir sanat, sinemacı da bir sanatçıdır, buna yakışır muamele görmelidir.'" Edebi eserlerin sinema uyarlamalarında da rol alan Işık, Vedat Türkali'nin kaleme aldığı "Otobüs Yolcuları" filmiyle 1961'de yeniden Yeşilçam'a döndü. Sanatçının, aynı yıl Belgin Doruk'la rol aldığı "Küçük Hanım" filmi seyirci tarafından oldukça beğenildi. İzleyicilerin "Taçsız Kral" ismini taktığı sanatçı, 1965'te Kemal Tahir'in "Namusum İçin", 1969'da ise Peyami Safa'nın "Cingöz Recai" eserinin film uyarlamasında rol aldı. Metin Erksan, Ertem Göreç, Halit Refiğ ve Memduh Ün ile de çalışan Işık, sergilediği rollerle birçok ödüle değer görüldü. Başarılı oyuncu, 1954'te Türk Filmleri Festivali'nde, 1962'de Ses dergisinin, 1965'te ise Artist dergisinin açtığı yarışmada "En Başarılı Erkek Oyuncu" seçildi. Yeşilçam yıldızlarının 1970'lerde sahneye çıkma ve plak doldurma modasına uyan sanatçı, 1972'de Münir Nurettin Selçuk'tan ders alarak, klasik Türk müziği dalında sahne denemeleri yaptı ve 45'lik bir plak doldurdu. Usta oyuncu, çeşitli reklam filmlerinde de rol aldı, 1975'ten sonra ise oyunculuğun yanı sıra yapımcı, senarist ve yönetmen olarak Türk sinemasına katkıda bulundu. "Örgüt" filminin yönetmenliğini üstlendi Ayhan Işık, 1976'da başrolünde yer aldığı ve yönetmen koltuğuna oturduğu "Örgüt" filmini çekti. Aynı yıllarda İtalyan yapımcılarla çektiği ve başrolünü Klaus Kinski ile paylaştığı "La Mano Che Nutre La Morte" ve "Le Amanti Del Mostro" filmlerini yaptı. Bu filmler, İtalya'nın yanı sıra Avrupa'nın bazı ülkelerinde vizyona girdi ancak Türkiye'de seyirciyle buluşmadı. Yeşilçam'da genellikle tuttuğunu koparan, mert, bıçkın mahalle delikanlısı karakterlerine hayat veren sanatçı, 200'e yakın filmde rol aldı. İşine saygılı bir oyuncuydu Sanatçının, 1970'li yıllarda yazmaya başladığı "Hayatım" adlı hatırat kitabı ile yazıp, çizdiği "Aşka İnanmıyorum" adlı resimli romanı bulunuyor. Özel yaşamına özen gösteren ve eşine sevgisini her fırsatta vurgulayan sanatçının, Gülşen Işık ile evliliğinden 1962'de kızı Serap dünyaya geldi. Eşi Gülşen Işık, TRT Arşiv'de yayınlanan Haldun Dormen'le gerçekleştirdiği söyleşide şunları anlatmıştı: "17 yıl evli kaldık. Sinemada yaşadığı problemleri her zaman eve getirirdi. Baştan sona bana anlatırdı. Sonra rahatlar ve uyurdu böylelikle. Ben sabaha kadar uyuyamazdım. Yapımcı olduktan sonra sorunlar daha da fazlalaştı. Yazıhaneye gidip, film çektiği zamanlar ona yardım ediyordum. Her film çekiminde sabah 8'den akşam 8'e kadar yazıhanede otururduk. Herkesle ben muhatap olurdum. Yerine göre yumuşak, yerine göre sert biriydi. Çok farklı roller oynadığı için evde de çok farklı hallerde olurdu. Bazen rolünün tesirinde kalırdı." Işık'ı anmak üzere düzenlenen bir törende, sanatçı İzzet Günay, Işık'ın Türk sinemasına saygınlık kazandıran bir sanatçı olduğunu belirtirken sanatçı Ediz Hun, "Hepimize yalnız tavır ve hareketleriyle önderlik etmemiş, Türk toplumuna da davranışlarıyla örnek, büyük bir insandı" demişti. Aynı toplantıda konuşan sanatçı Sadri Alışık ise "Ayhan'ı anlatmak mümkün değil. Herkes Ayhan'ın ne büyük ne yüce olduğunu tabii ki biliyor. Bana gelince ben sadece çok fena halde özlüyorum." ifadelerini kullanmıştı. Sadri Alışık ile dostluğu Sadri Alışık ile Ayhan Işık, 1951'de bir film setinde tanıştı. Özellikle "Küçük Hanım" serisiyle dostlukları pekişen ikilinin bağları zaman içerisinde olgunlaşarak, Işık'ın vefatına kadar hiç kopmadı. Türk sinemasında örnek gösterilen dostlukları sonucu ikili, "Yeşilçam'ın Bıçkın Delikanlıları" olarak anıldı. Sadri Alışık Kültür Merkezi tarafından uzun yıllar, Ayhan Işık adına özel ödüller verildi. "Bir Yudum İnsan-Ayhan Işık" adlı belgeselde, sanatçı Çolpan İlhan, Ayhan Işık için şunları aktarmıştı: "Bir görünen star Ayhan vardı bir de dost, arkadaş, sevecen, bize yakın Ayhan Işık vardı. Star Ayhan Işık, starlığın bütün özelliklerini taşıyan ve ondan asla ödün vermeyen, her şeyin en iyisini yapan, her konuda çok dikkatli prensipleri olan ve sinemayı çok seven, mesleğinde en ufak bir taviz vermeden oyunculuğun onurunu her zaman iyi taşımış bir stardı. Bence Türk sinemasında Ayhan Işık bir efsaneydi. Onunla Türk sineması pek çok şey kazanmıştır." Ayhan Işık, 13 Haziran 1979'da İstanbul'da Bebek'teki evinin balkonunda istirahat ettiği sırada beyin kanaması geçirdi. Üç gün yoğun bakımda kalan sanatçı, 16 Haziran 1979'da henüz 50 yaşındayken hayatını kaybetti.

Film Festivaline Konuk Oldular Haber

Film Festivaline Konuk Oldular

Oyuncu Erkan Can ve Güven Kıraç, "4. Göbeklitepe Uluslararası Film Festivali" kapsamında sinemaseverlerle bir araya geldi. Oya Doğan'ın moderatörlüğünü üstlendiği söyleşi, Reji Kilisesi olarak bilinen Vali Kemalettin Gazezoğlu Kültür ve Sanat Merkezi'nde gerçekleştirildi. Söyleşinin açılışında konuşan Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Kasım Gülpınar, şehrin geleceğe ilham dolu kapılar açtığını belirterek, "Şanlıurfa, geçmişin bilgeliğini, geleceğin vizyonuyla buluşturan, kültürüyle, müziğiyle, gastronomisiyle, tarihiyle, inancıyla ve en önemlisi insanıyla dünyaya ilham veren bir şehir. Şanlıurfa'mız Göbeklitepe Uluslararası Film Festivali'yle artık sinema sanatıyla da anılacak. Evrensel bir kültür dilinde kendi sesini duyurmaya devam edecektir." dedi. Gülpınar, Göbeklitepe'nin binlerce yıllık mirasının bugün hala bu toprakların ruhunda yaşadığına işaret ederek, şunları söyledi: "Biz de bu ruhu sinemanın gücüyle buluşturmayı çok önemsiyoruz. Bu festival bizim için sadece bir festival değil, film izlediğimiz bir etkinlik değil, farklı şehirlerden, farklı ülkelerden gelen sanatçıların aynı hikaye evreninde buluşması, kültürlerin birbiriyle temas etmesidir. İşte bu, festivalin en değerli tarafı. Bir yandan sinemanın evrensel diliyle kültürler arasında bağ kuruyor, diğer yandan bu kadim coğrafyanın sesini, rengini ve hikayesini dünyayla buluşturuyoruz. Her film, insanlığın ortak hikayesine yeni bakış, yeni anlam ve yeni ses kazandırıyor." "Bugünlerde sinema yok gibi herkes komedi filmine yöneliyor" Erkan Can da Şanlıurfa'nın Göbeklitepe ile Karahantepe'deki arkeolojik kazılarla büyük ivme kazandığını belirterek, bir kenti tanıtmanın en iyi yolunun kültürel festivaller olduğunu söyledi. Şanlıurfa'da olmaktan dolayı mutluluk duyduklarını dile getiren Can, Güven Kıraç'la olan dostluğundan bahsederek, "Aramızda büyük küçük diye bir şey yok. Bir sürü şeyimi Güven'e danışırım. Hayatım boyunca 'Ben büyüğüm, abiyim.' gibi hiç öyle bir şey düşünmedim. 40 yıldır da saygıyla, sevgiyle dostluğumuz devam ediyor." diye konuştu. Can, aslında bir derdi, meseleyi anlatmak amacıyla sinemanın yapıldığına dikkati çekerek, "Bugünlerde sinema yok gibi herkes komedi filmine yöneliyor. Ticari kaygılar, ekonomik sebepler senaristleri masrafsız, komedi, eğlenceli filmlere itti. Tabii bu da bir dönem, gelip geçecektir. Daha güzel senaryolar gelecektir." değerlendirmesinde bulundu. "Festivaller, kendi cam kulelerimizden çıkıp, gerçek izleyiciyle bir arada olma fırsatı verir" Güven Kıraç ise festivallerin sinema sektöründe bir sosyalleşme alanı olduğuna işaret ederek, "Bu festivaller vesilesiyle halkla beraber oluyoruz. Kendi cam kulelerimizden çıkıp, gerçek izleyiciyle bir arada olma fırsatı veriyor." diye konuştu. Erkan Can'la birçok filmde yer aldıklarına değinen Kıraç, şunları kaydetti: "Halihazırda üçüncü yılında olduğumuz bir tiyatro oyunu (Alevli Günler) var. Sevgili Urfalı tiyatroseverlere bundan 4, 5 ay önce oyunu seyrettirme imkanı da bulabildik. Bir kere daha Urfa'da bu oyunu oynamak isteriz. Bizim birlikte ürettiğimiz aynı zamanda gezi programlarımız da var. Talk show deniliyor, ben de programımıza walk show diyorum. Yani talk showda bir stüdyo olur girersiniz ama bizim stüdyomuz bütün dünya. Biz o bütün dünyanın fonunda yürüyerek birbirimize bir şeyler anlatıyoruz. Onun da seyirlik tarafı oldukça yüksek olmalı ki neredeyse 10 yıldır bu programları çekiyoruz." Kıraç, son olarak Doğu Demirkol ile Cem Gelinoğlu'nun hazırladığı "Kardeşler Araştırma" komedi filmi ile "Mutter" adlı festival filminde rol aldığını belirterek, farklı projelerde henüz senaryoları okuma aşamasında olduğunu ifade etti. Yapay zekayla beraber sinema, görsel sanatlar ve müzik gibi birçok sektörün ciddi kaygılar yaşadığını anlatan Kıraç, "Hologramlar, imajlar dünyasına gittiğiniz yerde, aktörler, aktrisler de aynı kaygıları hisseder. 'Tiyatro sanatı asla ölmez.' dediğimiz sanatlardan. Çoğu zaman kan kaybetmiştir ama on binlerce yıldır var olmaya devam ediyor canlı bir sanat olması hasebiyle. Burada da içime hologramlarla ayrı bir kaygı düştü." görüşlerini paylaştı. Programda ayrıca, Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı Gülpınar tarafından Kıraç ve Can'a onur ödülü takdim edildi.

Oyuncu Ahmet Gülhan, Vefat Etti Haber

Oyuncu Ahmet Gülhan, Vefat Etti

"Mesela Muzaffer" ve "Şüpheli Şemsettin"in de aralarında bulunduğu unutulmaz karakterlere hayat veren oyuncu Ahmet Gülhan, tedavi gördüğü hastanede 85 yaşında hayatını kaybetti. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Şehir Tiyatroları, sosyal medya hesabından sanatçının vefatını, "Tiyatro ve sinemamızın değerli ismi Ahmet Gülhan'ı kaybettik. Tiyatro sahnesinde başlayan yolculuğu boyunca sayısız karaktere can verdi. Sesiyle, duruşuyla ve zarafetiyle seyircilerin gönlünde yer etti. Kendisine rahmet, sevenlerine ve tüm sanat camiasına başsağlığı diliyoruz." ifadeleriyle duyurdu. Oyuncu Umut Oğuz da sosyal medya hesabından "Türk tiyatrosunun önemli oyuncularından biri, Devekuşu Kabare'nin kurucularından, bilgi deryası, güçlü yönetmen, beni sahnede izleyip oyuncu eden, hayatıma her dokunuşunda kendimi bulduğum efsane adam, manevi babam Ahmet Gülhan'ı kaybettik. Başımız sağ olsun." açıklamasını yaptı. Ahmet Gülhan'ın cenaze namazı yarın ikinci vakti Beylerbeyi Hamid-i Evvel Camisi'nde kılınacak. Ardından sanatçı, Küplüce Mezarlığı'na defnedilecek. Ahmet Gülhan'ın öz geçmişi Ahmet Gülhan, 1940 yılında İstanbul'un Kadıköy ilçesinde doğdu. Sinema oyuncusu Yalçın Gülhan'ın kardeşi olan sanatçı, Tophane Erkek Sanat Enstitüsü'nün motor bölümünden sonra Akşam Teknik Okulu makine bölümünü bitirdi. Gülhan, lise yıllarında futbol ve atletizm sporuyla uğraştı. Atletizme Fenerbahçe Spor Kulübü'nde başlayan Gülhan, ilk yılında İstanbul şampiyonu oldu. Milli Türk Talebe Birliğinde 1960'ta İstanbul İcra Konseyi Başkanlığı yaptığı sıralarda Birlik Tiyatrosu'nda bir arkadaşı hastalandığı için yerine oynadığı "Duvarların Ötesi’" adlı oyunun ardından Cahide Sonku'nun daveti ile Cahitler Tiyatrosu'nda profesyonel tiyatro hayatına başladı. Ahmet Gülhan, Haldun Taner'in öncülüğünde, Zeki Alasya, Metin Akpınar'la beraber 1967'de İstanbul'da kurulan Devekuşu Kabare'nin kurucularından oldu. 1978'de de Gülhan ile Haldun Taner, Devekuşu Kabare'den ayrılıp Tef Kabare'yi kurdu. Çoğu Devekuşu Kabare'de olmak üzere yüze yakın tiyatro oyununda rol alan, "Mesela Muzaffer" ve "Şüpheli Şemsettin"in de aralarında bulunduğu unutulmaz karakterlere hayat veren Gülhan, birçok sinema ve dizi filminde oynadı. Kültür ve Turizm Bakanlığından taziye mesajı Bakanlığın NSosyal hesabından paylaşılan taziye mesajında, şu ifadelere yer verildi: "Tiyatro ve sinemamızın duayen ismi, kıymetli sanatçı Ahmet Gülhan'ın vefatını derin bir üzüntüyle öğrendik. Bir kuşağın aynası olan, sahnelerimizin hafızasında özel bir yeri bulunan Devekuşu Kabare'nin kurucularından Ahmet Gülhan, hayat verdiği unutulmaz rollerle sanat dünyamızda derin izler bıraktı. Sahneye ve beyaz perdeye adadığı ömrüyle hafızalarımızda daima yaşayacak olan değerli sanatçımıza Allah'tan rahmet, ailesine, sevenlerine ve tüm sanat camiamıza başsağlığı diliyoruz. Mekanı cennet olsun." AK Parti Sözcüsü Çelik'ten sanatçı Ahmet Gülhan için taziye mesajı AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, NSosyal hesabından paylaştığı taziye mesajında, şunları kaydetti: "Tiyatro ve sinemamızın usta ismi, değerli sanatçı Ahmet Gülhan'ın vefatını derin bir üzüntüyle öğrendik. Kendisini sanatıyla hatırlamaya devam edeceğiz. Merhuma Allah'tan rahmet, ailesine, sevenlerine ve sanat camiamıza başsağlığı diliyoruz."

Şanlıurfa’da Açık Hava Sinema Haber

Şanlıurfa’da Açık Hava Sinema

Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen Açık Hava Sinema Günleri etkinliği ilk buluşmasını gerçekleştirdi. 7. Koğuştaki Mucize adlı sinema filminin gösterime sunulduğu etkinliğe katılım beklenenden yoğun oldu. Birçok sinema sanatçısına ve Türk sinema tarihinin önemli yapıtlarına ev sahipliği yapmış Şanlıurfa’da, Büyükşehir Belediyesi tarafından başlatılan Açık Hava Sinema Günleri etkinliği daha ilk buluşmasında yoğun ilgi gördü. Kızılay Çay Bahçesinde gerçekleştirilen etkinliğe Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Kasım Gülpınar da katıldı. Tüm katılımcılara selamlarını ileterek Büyükşehir Belediyesi bünyesinde sosyal ve kültürel anlamda daha nice çalışmalar gerçekleştireceklerini belirten Başkan Gülpınar, yerel yöneticiliğin alt ve üst yapıdan ibaret olmadığını ifade etti. Başkan Gülpınar katılımın beklenenden yoğun olmasının kendilerini de mutlu ettiğini sözlerine ekleyerek “Büyükşehir Belediyesi olarak kültür ve sanatı, sosyal hayatımızın merkezine koymaya devam ediyoruz. Çünkü biz inanıyoruz ki şehirler sadece yollar ve binalarla değil, aynı zamanda sanatla, estetikle ve duyguyla büyür. Bu etkinliğin düzenlenmesinde emeği geçen ekip arkadaşlarımızı tebrik ediyorum” şeklinde konuştu. 7. Koğuştaki Mucize adlı sinema filminin gösterime sunulduğu etkinlikte katılımcılara patlamış mısır ve çay ikramları da yapıldı. Vatandaşlar organizasyondan dolayı Başkan Gülpınar’a teşekkür ederken, sinema günleri etki

Vefatının Üzerinden 3 Yıl Geçti Haber

Vefatının Üzerinden 3 Yıl Geçti

"Gurbet Kuşları", "Şoför Nebahat ve Kızı", "Malkoçoğlu", "Köroğlu" ve "Osmanlı Kartalı"nın da aralarında bulunduğu 300'ü aşkın filmde rol alan usta oyuncu Cüneyt Arkın'ın vefatının üzerinden 3 yıl geçti. Gerçek adı Fahrettin Cüreklibatır olan sanatçı, Nogay Türklerinden Hacı Yakup ile Halise Cüreklibatır çiftinin çocuğu olarak, 8 Eylül 1937'de Eskişehir'in Karaçay köyünde dünyaya geldi. Sırasıyla Necatibey İlkokulu, Eskişehir Ortaokulu ve Eskişehir Atatürk Lisesini bitiren sanatçı, 1962'de İstanbul Tıp Fakültesinden mezun oldu. Arkın'ın kaleme aldığı şiir ve hikaye denemeleri, üniversitede okuduğu yıllarda çeşitli dergilerde yayımlandı. Askerliğini Eskişehir'de yedek subay olarak yapan Arkın, vatani görevinin ardından bir dönem Adana ve civarında doktorluk yaptı. Sinemaya 1964'te adım attı Cüneyt Arkın, Göksel Arsoy'un başrol oynadığı 1963 yapımı "Şafak Bekçileri" filminin çekimleri sırasında yönetmen Halit Refiğ'in dikkatini çekti. Aynı yıl Artist dergisinin yarışmasında birinci olan sanatçı, Halit Refiğ'in teklifi üzerine 1964'te "Gurbet Kuşları" adlı sinema filmiyle oyunculuğa başladı. Cüneyt Arkın, 2007'de 26. İstanbul Film Festivali'nin "Sinema Onur Ödülü"ne layık görüldü. İstanbul Kültür Sanat Vakfının internet sitesinde yer alan bir yazıya göre Halit Refiğ, Cüneyt Arkın hakkındaki düşüncelerini şu sözlerle aktarmıştı: "Gurbet Kuşları'ndan sonra Cüneyt Arkın'a genellikle kadın seyirciye hitap eden, romantik genç aşık rolleri verildi. İtiraf etmeliyim ki, günün birinde onu önce Türkiye, sonra dünya çapında ünlendirecek 'Malkoçoğlu' ya da 'Dünyayı Kurtaran Adam' gibi kişilikler aklımın ucundan geçmemişti. O, Cüneyt Arkın'ı bizzat kendisi yaratmıştır ve dünya sinema tarihinde bir başka benzeri yoktur. Cüneyt Arkın, zaman zaman Alain Delon'a benzetilen yüz güzelliğiyle aşk filmlerinin ünlü bir yıldızı seviyesine ulaşmışken, İstanbul'a gelen Medrano Sirki'nde bir mevsim ücretsiz çalışıp atletik yeteneklerini geliştirmeye girişti. Atlı, kılıçlı, atlamalı zıplamalı macera filmlerindeki akrobatik gösterileri, onu dünya sinemasındaki bütün rakiplerinin ötesine taşıdı. Filmleri farklı isimlerle dünyanın dört bir yanında gösterilir hale geldi. İtalyanlar onun filmlerini George Arkin adıyla Güney Amerika'da pazarlarken, İran'da Fahrettin adıyla gönüllerde taht kurmuştu. Bu alandaki bütün başarısına rağmen Cüneyt Arkın kendisini sadece hareket gösterisine dayanan filmlerle sınırlamadı, ciddi toplumsal konuları işleyen filmlerde de rol aldı. Kendisi de filmler yönetti. Çok kimseler onun Türkiye'de kalmayı dünya yıldızı olmaya tercih etmesine akıl erdiremeyebilir. Ama o, öncelikle kendini Türkiye'nin güvenliğine ve esenliğine adayan 'Vatandaş Rıza'dır. 'Dünyayı Kurtaran Adam' ise işin şakası, neşemizi bulmak için bir vesiledir." Kendi tarzını oluşturdu Ülkü Erakalın'ın yönettiği 1964 yapımı "Gözleri Ömre Bedel" filminin finalindeki kavga sahnesi, sanatçının kariyerinde dönüm noktası oldu. Arkın, sinemadaki ilk 2 yılında 30 kadar filmde rol aldı. Bir süre duygusal-romantik jön karakterlerini canlandıran sanatçı, Refiğ'in önerisiyle aksiyon filmlerine yöneldi. İstanbul'da binicilik ve karate eğitimlerinin yanı sıra Medrano Sirki'nde bir süre akrobasi eğitimi alan Arkın, öğrendiklerini "Malkoçoğlu" ve "Battalgazi" serilerinde beyaz perdeye aktardı ve Türk sinemasında daha önce örneği görülmeyen bir tarz geliştirdi. Usta sanatçı, 1964'te ilk evliliğini, kendisi gibi doktor, sınıf arkadaşı Güler Mocan ile yaptı. Çiftin kızları Filiz, 1966'da doğdu. Çift, 1968'de ayrıldı. Aynı yıl, Fahrettin Cüreklibatır olan isminin yerine Cüneyt Arkın sahne adını kullanmaya başladı. Cüneyt Arkın, 1969'da Betül Işıl ile nişanlandı. İkili 1970'te evlendi ancak 1971'de boşandı. Kısa süre sonra yeniden evlenen çiftin, Kaan ve Murat adını verdiği iki çocuğu oldu. Altın Portakal ve Altın Koza'nın sahibi oldu Sanatçı, 1969 yapımı "İnsanlar Yaşadıkça" filmiyle 6. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde "En İyi Erkek Oyuncu" seçildi. 4. Altın Koza Film Festivali jürisi, 1972'de "Baba" filmindeki rolüyle Yılmaz Güney'i "En iyi erkek oyuncu" seçti. Ancak jüri, siyasi baskılar sonucu, "Yaralı Kurt" filmindeki performansıyla ikinci olan Arkın'ı "En iyi erkek oyuncu" olarak belirledi. Jürinin kararına tepki gösteren Arkın, ödülü reddetti. Unutulmaz oyuncu Arkın, 1976'da "Mağlup Edilemeyenler" filmiyle 13. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde "En İyi Erkek Oyuncu" ödülü, 36. Antalya Altın Portakal Festivali ve 18. Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema Oyuncu Ödülleri'nde "Yaşam Boyu Onur Ödülü" aldı, 2013'te ise Kültür ve Turizm Bakanlığı "Kültür ve Sanat Büyük Ödülü"ne layık görüldü. Kısa sürede Yeşilçam'ın aranan başrol oyuncuları arasına giren sanatçı, romantik filmlerle başladığı sinema yaşantısını hareketli filmlerle sürdürdü. Kariyeri boyunca westernden komediye, maceradan toplumsal filmlere birçok farklı türde filmde oynadı. Özellikle 1978 yapımı "Maden" ve 1979 yapımı "Vatandaş Rıza" filmleri, sanatçının kariyerinde büyük öneme sahip oldu. Usta sanatçı, oyunculuğun yanı sıra televizyon programları hazırlayıp sundu, kısa bir süre dergi ve gazetelerde sağlıkla ilgili yazılar kaleme aldı. Türk milliyetçisi kimliğiyle bilinen sanatçı, bir dönem siyasetle ilgilendi. 20 Ekim 1991'deki genel seçimlerinde Anavatan Partisinden Eskişehir'de 4. sıradan milletvekili adayı oldu ancak seçilemedi. Bir dönem İşçi Partisi adına düzenlenen etkinliklere katıldı. Cüneyt Arkın, 28 Haziran 2022'de kalbinin durması nedeniyle İstanbul'da kaldırıldığı hastanede 85 yaşında yaşamını yitirdi. Oyunculuğun yanı sıra yönetmenlik ve senaristlik yaptı Kariyeri boyunca 300'ü aşkın filmde rol alan Arkın, yönetmenlik ve senaristlik de yaptı. Son olarak 2014'te çekilen "Gulyabani" filminde rol alan sanatçının oynadığı filmlerden bazıları şöyle: "Aşk ve Kin", "Gözleri Ömre Bedel", "Hepimiz Kardeşiz", "Sokakların Kanunu", "Şoför Nebahat ve Kızı", "Gurbet Kuşları", "Kırık Hayatlar", "Dudaktan Kalbe", "Serseri Aşık", "İnatçı Gelin", "Horasan'ın Üç Atlısı", "Fakir Bir Kız Sevdim", "İntikam Uğruna", "Malkoçoğlu", "Göklerdeki Sevgili", "Cibali Karakolu", "Yüzbaşı Kemal," "Hacı Murat", "Namus Borcu", "Artık Sevmeyeceğim", "Köroğlu", "Yüzbaşının Kızı", "Vatan ve Namık Kemal", "Osmanlı Kartalı", "Melikşah", "Aşk Mabudesi", "Arım Balım Peteğim", "Selahattin Eyyubi", "Ferhat ile Şirin", "Yarım Kalan Saadet", "Yusuf ile Züleyha-Hazreti Yusuf", "Yumurcak Köprüaltı Çocuğu", "Vahşi Çiçek", "Her Şey Oğlum İçin", "Battal Gazi", "Malkoçoğlu Ölüm Fedaileri", "Severek Ayrılalım", "Nazlı ile Murat", "Çöl Kartalı", "Yaralı Kurt", "Kara Murat: Fatih'in Fedaisi", "Yumurcak Küçük Kovboy", "Çaresizler", "Acı Hayat", "Kara Murat Fatih'in Fermanı", "Oğul", "Dayı", "Kin", "Babalık", "Cemil", "Deli Yusuf", "Babacan", "Tek Başına", "Che Carambole Ragazzi", "Maden"

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.