Uygulamalarımız appstore googleplay

#Baş Ağrısı

gazeteci63.com - Baş Ağrısı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Baş Ağrısı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Soğuk Havada Hastalığa Dikkat Haber

Soğuk Havada Hastalığa Dikkat

Prof. Dr. Mustafa Gerek, havaların soğumasıyla kapalı alanlarda daha fazla vakit geçirilmesinin viral üst solunum yolu enfeksiyonlarının yayılımını hızlandırdığını bildirdi. Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Rektör Yardımcısı ve Gülhane Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Gerek, AA muhabirine, kapalı alanlarda ısı farklılıklarının fazla olması, havanın daha kirli hale gelmesi ve aynı havanın solunmasının hastalıkların bulaşmasını kolaylaştırdığını söyledi. Son günlerde influenza vakalarında artış gözlendiğini belirten Gerek, "Pandemi dönemindeki seviyelerde değiliz ancak özellikle polikliniklere üst solunum yolu enfeksiyonları nedeniyle başvuran hasta sayısında belirgin bir artış var. Bu hastaların önemli bir kısmı viral enfeksiyonlardan oluşuyor ve bazı vakalarda semptomlar ağır seyrederek hastanede yatış ve bakım ihtiyacı doğurabiliyor." dedi. Burunun solunum sisteminin en önemli savunma organlarından biri olduğunu vurgulayan Gerek, solunan havadaki virüs, bakteri ve partiküllerin büyük ölçüde burun tarafından tutulduğunu, bu savunma mekanizmasının zayıflaması durumunda hastalık riskinin arttığını ifade etti. Viral üst solunum yolu enfeksiyonlarının yalnızca burunu değil, burunla bağlantılı sinüsleri de etkilediğini aktaran Gerek, "Alın, yanak ve burun bölgesinde, içi hava dolu olan ve sinüs olarak adlandırılan boşluklar bulunur. Bu yapılar burunla birlikte salgı üretir. Viral enfeksiyonlar sırasında bu bölgeler kolaylıkla etkilenebilir. Bu durum geniz akıntısı, yüksek ateş, baş ağrısı, başta ağırlık hissi ve göz altlarında morarmaya yol açabilir." diye konuştu. "Sıcak ve soğuk hava sinüziti olumsuz etkiliyor" Prof. Dr. Gerek, son dönemde viral enfeksiyonların sıklığı ve şiddetinin artmasının sinüzit gibi sorunları da beraberinde getirdiğini anlatarak, "Bu tür yakınmalarla karşılaşıldığında öncelikle tuzlu suyla burun temizliği başta olmak üzere düzenli burun temizliği yapmak, hastalığın ağırlaşmasını önleyebilir. Erken dönemde alınacak tedbirler, sürecin ilerlemesini engelleyebilir." ifadelerini kullandı. İklim koşullarının sinüzit üzerinde etkili olduğuna dikkati çeken Gerek, hem aşırı sıcak hem de çok soğuk havanın sinüziti olumsuz etkilediğini söyledi. Aşırı sıcak ortamlarda burun içi salgıların hızla kuruduğunu, çok soğuk havalarda ise burunun havayı ısıtma görevini yerine getirmekte zorlandığını ifade eden Gerek, soğuk havalarda yüz ve ağız bölgesinin atkı ya da kaşkolle korunmasının solunan havanın daha kolay ısınmasına yardımcı olacağını belirtti. "Sinüzit varsa su tüketimi çok önemli" Sinüzit şikayeti olanlara önerilerde bulunan Gerek, kış aylarında da yeterli su tüketiminin büyük önem taşıdığını söyledi. Gerek, ortam sıcaklığının 21-24 derece arasında tutulması, aşırı sıcak ortamlardan kaçınılması ve ortam neminin dengelenmesi gerektiğini de kaydetti. Koyu burun akıntısının her zaman sinüzit anlamına gelmeyebileceğini belirten Gerek, "Tedavi edilmeyen sinüzit, her türlü komplikasyona açık bir tablodur. Kafa içi komplikasyonlar ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Şiddetli baş ağrısı ve halsizlikle başlayan, 'beyin sisi' olarak adlandırılan durumlar ortaya çıkabilir ve bu tablo hayatı tehdit edebilir. Şeker hastalığı bulunan kişilerde kronik sinüzit özellikle istenmeyen bir durumdur. Alerji de sinüzitin gelişimini kolaylaştırabilir." diye konuştu.

Karbonmonoksit Sessizce Öldürüyor Haber

Karbonmonoksit Sessizce Öldürüyor

Kış aylarının gelmesiyle birlikte soba, şofben, baca ve çeşitli ısıtıcıların kullanımına bağlı karbonmonoksit zehirlenmelerinde artış yaşanıyor. Mehmet Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Tıp Uzmanı Doç. Dr. Hüseyin Avni Demir, vatandaşları hayati risk taşıyan bu tehlikeye karşı uyardı. Karbonmonoksitin renksiz, kokusuz ve fark edilmesi son derece zor bir gaz olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Demir, bu nedenle karbonmonoksitin “sessiz katil” olarak adlandırıldığını belirtti. Özellikle bakımı yapılmamış bacalar, hatalı soba kurulumu ve yanlış ısıtıcı kullanımının zehirlenmelere zemin hazırladığını ifade etti. Lodoslu havalarda soba yakmanın ciddi risk oluşturduğunu vurgulayan Doç. Dr. Demir, “Lodos sırasında bacaların çekişi durabilir. Bu durum dumanın geri tepmesine ve karbonmonoksitin kısa sürede evin içine dolmasına neden olabilir” dedi. Karbonmonoksit zehirlenmelerinde en sık görülen belirtilerin baş dönmesi, baş ağrısı, mide bulantısı ve sersemlik hissi olduğunu söyleyen Demir, aynı ortamda bulunan birden fazla kişide bu şikâyetlerin görülmesi halinde derhal zehirlenmeden şüphelenilmesi gerektiğini ifade etti. Böyle bir durumda ortamın hemen havalandırılması, herkesin temiz havaya çıkarılması ve 112 Acil Sağlık ekiplerinden yardım istenmesi gerektiğini belirtti. Bu tür zehirlenmelerin büyük ölçüde önlenebilir olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Demir, vatandaşlara şu çağrıda bulundu: “Bacalar her sezon mutlaka temizletilmeli, soba ve ısıtıcılar doğru şekilde kullanılmalı, lodoslu havalarda soba yakılmamalı ve özellikle gece yatmadan önce soba tamamen söndürülmelidir. Unutmayalım; soba değil, ihmal öldürür. Basit önlemlerle hem kendimizi hem de sevdiklerimizi bu görünmez tehlikeden koruyabiliriz” şeklinde konuştu.

Başarılı Beyin Tümörü Ameliyatı Haber

Başarılı Beyin Tümörü Ameliyatı

Şanlıurfa Mehmet Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Mustafa Özaslan, gelişen cerrahi teknikler sayesinde beyin tümörü ameliyatlarında çok daha başarılı sonuçlar elde ettiklerini belirterek, erken tanının önemine dikkat çekti. “Gelişen beyin cerrahisi teknikleri, nöronavigasyon sistemleri ve mikroskobik cerrahi yöntemler sayesinde artık tümör cerrahisinde çok daha başarılı sonuçlar elde ediyoruz. Erken tanı ve doğru planlama, hastaların yaşam süresi ve kalitesini ciddi ölçüde artırıyor.” diyen Op. Dr. Özaslan, yakın zamanda gerçekleştirilen dikkat çekici bir vakayı da anlattı: “Akciğer kanseri nedeniyle takip edilen 66 yaşındaki hastamızda beyinde yaklaşık 4 cm büyüklüğünde metastatik bir kitle tespit ettik. Cerrahi olarak tüm kitlenin tamamını çıkardık. Ameliyat sonrası hastamızın bilinci açık, nörolojik muayenesi normaldi. Bu tür operasyonlar, hastanın yaşam kalitesini belirgin şekilde artırabiliyor.” şeklinde konuştu. Ameliyat sonrası dönemin de en az cerrahi müdahale kadar önemli olduğunu vurgulayan Özaslan, “Beyindeki metastatik tümörler baş ağrısı, kuvvet kaybı, konuşma bozukluğu gibi nörolojik bulgulara yol açabiliyor. Cerrahi olarak bu kitleleri çıkardığımızda hem bu şikâyetleri ortadan kaldırıyor hem de yaşam süresine katkı sağlıyoruz. Ameliyat sonrası onkoloji ekibimizle birlikte hastanın tedavisini multidisipliner bir şekilde sürdürüyoruz.” ifadelerini kullandı. Vatandaşlara önemli uyarılarda bulunan Op. Dr. Mustafa Özaslan, “Beyin tümörleri bazen baş ağrısı, görme veya konuşma bozukluğu gibi sinsi belirtilerle başlayabiliyor. Bu tür şikâyetler mutlaka ciddiye alınmalı ve zaman kaybetmeden bir uzmana başvurulmalıdır.” dedi.

Fazla Ağrı Kesici Kullanımına Dikkat Haber

Fazla Ağrı Kesici Kullanımına Dikkat

Prof. Dr. Şebnem Bıçakcı, "Bir kişi, üç aydan bu yana haftada üçten fazla ağrı kesici kullanıyorsa ve ağrıları çok daha artmışsa aşırı ilaç kullanımına bağlı baş ağrısı gelişmiş olabilir." dedi. Türk Nöroloji Derneği Başağrısı Çalışma Grubu Yönetim Kurulu Üyesi de olan Bıçakcı, sağlık kongresi için geldiği Antalya'da, AA muhabirine, toplumda bel, baş, boyun ağrılarının çok sık görüldüğünü söyledi. Toplumda en verimli çağlarda hayat kalitesini bozan ağrı tipinin baş ağrısı özellikle de migren baş ağrısı olduğunu vurgulayan Bıçakcı, yeni başlayan, daha önce hiç yaşanmamış ani gelişen şiddetli ağrılarda beklemeden sağlık kuruluşuna başvurulmasını önerdi. Bıçakcı, nedeni bilinmeyen baş ağrılarının, hipertansiyon, travma, damar tıkanıklıkları, bazı maddelerin kullanılması ya da bırakılmaya bağlı yoksunlukları veya enfeksiyon gibi nedenlerle ortaya çıkan iki türü olduğunu belirtti. Nedeni bilinmeyen ağrılara primer baş ağrıları denildiğini belirten Bıçakcı, özellikle gerilim tipi ve migren baş ağrılarının bunlar içinde çok sık görüldüğünü bildirdi. Dünyada her 6 kişiden birinin migren olduğunu kaydeden Bıçakcı, şöyle devam etti: "Genetik yatkınlık gözetir. Beslenme düzensizliğinin, hareketsizliğin, az su tüketmenin, rüzgarın farklı yönde esmesi, lodos olması, klimalı yerde çok kalınması, mayalı yiyecek tüketmek, her zamankinden az ya da çok uyumak, yolculuk yapmak bu ataklara yani migren baş ağrılarına neden olabiliyor. Hekimlerin en önemli görevi ağrıyı sonlandırmaktır. Ağrıyı sonlandıralım derken bu, o kişide çok fazla ağrı kesici kullanılması anlamına gelmemelidir." Zaman içinde ağrı kesiciyi aşırı kullanmanın da baş ağrısına yol açabildiğini dile getiren Bıçakcı, "Bir kişi, üç aydan bu yana haftada üçten fazla ağrı kesici kullanıyorsa ve artık ağrıları çok daha artmışsa aşırı ilaç kullanımına bağlı baş ağrısı gelişmiş olabilir. Bu çok da az görülen bir durum değildir, üçüncü basamak hastanelere başvurularda yoğun şekilde görülmektedir." dedi. "Mevsim geçişleri de baş ağrısı yapabiliyor" Şebnem Bıçakcı, bazı hastaların ağrı çekmemek için çok farklı ağrı kesiciler aldığını belirterek, bu ilaçların bir süre sonra böbrek sorunları, hipertansiyon, mide yakınmaları ve alerjik sorunlara da yol açtığını kaydetti. Ağrı kesici miktarı arttıkça hastanın baş ağrılarının da karmaşık hale geldiğine dikkati çeken Bıçakcı, eskiden ayda 1-2 kez migren atağına bağlı baş ağrısı yaşarken hastanın artık her sabah ağrı kesiciyi alıncaya kadar geçmeyen ağrılarla uyanmaya başladığını söyledi. Bıçakcı, hava değişimlerinin ciddi boyutta ağrı ataklarını tetikleyebildiğine değinerek, "Baş ağrısının yanında eklem, kas, sırt, bel ağrılarınızı da ortaya çıkarabilir. Ağrılardan kurtulmak için en önemlisi dengemizin sağlanmasıdır. Beslenmeye, uykuya, spor yapmaya özen gösterip, hayata bakışımızı ve stresin bize yaptığı negatif etkiden kurtulmaya, onu kontrol altına almaya çalışmalıyız." diye konuştu. Bilimsel olmayan hiçbir tedaviye itibar edilmemesini öneren Bıçakcı, yoğun kronik ağrı çekenlerin bu alanda uzmanlaşmış hekimlerden yardım alması gerektiğini sözlerine ekledi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.