Uygulamalarımız appstore googleplay

#Arkeoloji

gazeteci63.com - Arkeoloji haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Arkeoloji haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Karahantepe'de Gizemli Oda Haber

Karahantepe'de Gizemli Oda

Taş Tepeler Projesi kapsamında kazı çalışmalarının sürdüğü Karahantepe'de, geçen yıl kısmen gün yüzüne çıkarılan özel amaçlı dörtgen planlı yapıda bu sezon önemli keşifler yapılması bekleniyor. Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı arkeoloji çalışmalarından Taş Tepeler Projesi kapsamında Karahantepe'de 7 yıldır yürütülen kazı çalışmalarının bu yılki kısmı başladı. UNESCO Dünya Mirası Listesi'ndeki Göbeklitepe ile benzer özellikler taşıyan Karahantepe'de bugüne kadar neolitik döneme ait 250'nin üzerinde "T" biçimli dikili taşın yanı sıra insan figürlü heykeller ve hayvan betimlemeleri gün yüzüne çıkarıldı. Ekim ayına kadar sürecek çalışmalarda geçen yıl kısmen ortaya çıkarılan özel amaçlı dörtgen planlı yapıda kapsamlı kazı yapılacak. Taş Tepeler Projesi Koordinatörü ve Karahantepe Kazı Başkanı Prof. Dr. Necmi Karul, AA muhabirine, Karahantepe'de kazı çalışmalarının 7. yılında yeni sezona başladıklarını belirterek, sezon sonunda alanın koruma çatısıyla örtüleceğini söyledi. Kazıların bu yıl höyüğün tek bir bölümünde yoğunlaştırıldığını ifade eden Karul, ana kayanın üzerindeki yapı kalıntılarını bütüncül şekilde ortaya çıkarmayı hedeflediklerini dile getirdi. Karahantepe'nin bugüne kadar arkeoloji dünyasını şaşırtan çok sayıda buluntuya ev sahipliği yaptığını vurgulayan Karul, bu yıl da benzer sürprizlerin yaşanmasını beklediklerini kaydetti. Geçen yıl kısmen açığa çıkarılan dörtgen planlı yapıya dikkati çeken Karul, şunları söyledi: "Üstündeki taşları, o binayı, odayı kapatan taşları bu yıl kaldıracağız ve o alanda kazı yapacağız. Bu mekan zaten özel amaçlarla inşa edilmiş bir mekan. Dolayısıyla o odanın da bize birtakım sürprizler sunacağını söyleyebiliriz." Karul, yapının bir köşesinde üzeri büyük yassı taşlarla kapatılmış bir odanın bulunduğunu, odanın girişinin sığ bir dolguya açılması nedeniyle içeriden kazı yapılamadığını, bu nedenle üst örtü taşlarının kaldırılarak çalışmalara başlanacağını anlattı. Sürpriz bulgulara ulaşılması bekleniyor Karahantepe'nin kazı sürecinde her zaman şaşırtıcı sonuçlar veren bir alan olduğunu ifade eden Karul, şunları kaydetti: "Ekim ayına kadar buradayız. Bizim de bilmediğimiz birtakım sürprizler kuşkusuz bekliyoruz. Öngördüklerimiz var ama hiç hesaba katmadıklarımız da olacaktır. Umarım başarılı bir sezon olur. Özellikle geçtiğimiz yıl kısmen açtığımız dörtgen planlı bir yapı vardı. Bu yapının bir köşesinde üzeri büyük yassı taşlarla kapatılmış bir oda açığa çıkarmıştık. Bu odanın, mekanın içerisine bakan bir kapısı var. Bu kapı oldukça sığ bir dolguya açılıyor, yani yaklaşık 1 metrelik. O kapıdan girip içerisini kazmak mümkün değil. Üstündeki taşları, o binayı, odayı kapatan taşları bu yıl kaldıracağız ve o alanda kazı yapacağız. Bu mekan zaten özel amaçlarla inşa edilmiş bir mekan. Dolayısıyla o odanın da bize birtakım sürprizler sunacağını söyleyebiliriz." Karahantepe'de yapımı tamamlanma aşamasına gelen araştırma merkezinin çalışmalara önemli katkı sağlayacağını belirten Karul, Kültür ve Turizm Bakanlığının yanı sıra Şanlıurfa Valiliği, Büyükşehir Belediyesi ve diğer yerel kurumların desteğinin kazıları hızlandırdığını ifade etti.

Harran'da Tarih Yeniden Canlanacak Haber

Harran'da Tarih Yeniden Canlanacak

UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'nde yer alan Şanlıurfa'nın Harran ilçesindeki Harran Selahaddin Eyyubi Kale Sarayı'nda yürütülen kazı çalışmalarında ortaya çıkarılan köprü ayağı kalıntıları doğrultusunda tarihi taş köprünün yeniden inşa edilmesi ve kaleyi çevreleyen hendeğin yeniden suyla buluşturulması planlanıyor. Harran Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Harran Ören Yeri Kazı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Önal, AA muhabirine, Kültür ve Turizm Bakanlığının "Geleceğe Miras Projesi" kapsamında bölgede yoğun çalışma yürütüldüğünü söyledi. Önal, kalenin Orta Çağ'dan bugüne ulaşan etrafı hendeklerle çevrili ender üç katlı saray örneklerinden biri olduğunu ifade etti. Mart ayından bu yana kazı çalışmalarını sürdürdüklerini anlatan Önal, hendeğin kuzey duvarının önemli bölümünü gün yüzüne çıkardıklarını belirtti. Hendeğin 17 metre genişliğinde, 6 metre derinliğinde olduğunu belirten Önal, şunları kaydetti: "İki kule arasında Halep Kalesi'ndekine benzer kemerli taş bir köprü bulunduğunu biliyorduk. Daha önceki yıllarda yaptığımız kazılarda köprüye ait kesme taş bloklar ile köprünün bağlandığı ana kapıya ait Eyyubiler dönemi kitabesini bulmuştuk. Bu yılki çalışmalarda ise köprünün ayağını ortaya çıkardık." Tarihi köprü yeniden yapılacak Köprünün ayağının tamamen ortaya çıkarılması için çalışmaların sürdüğünü bildiren Önal, Şanlıurfa Valiliği tarafından hazırlanan proje kapsamında ziyaretçilerin kaleye yeniden tarihi güzergah üzerinden ulaşabilmesinin amaçlandığını dile getirdi. Köprünün inşa edileceği alanın lazer tarama yöntemiyle ölçüldüğünü ifade eden Önal, projenin tarihi veriler ışığında hazırlandığını kaydetti. Önal, Şanlıurfa Valiliğince hazırlanan proje kapsamında Koruma Bölge Kurulunun uygun görüşü doğrultusunda bölgeye antik dönemdeki örneğine uygun taş köprü yapılmasının planlandığını, çalışmanın yıl sonuna kadar tamamlanmasının hedeflendiğini ve ziyaretçilerin kaleye bu köprü üzerinden ulaşabileceğini söyledi. Köprünün hendeğin derinliği dikkate alınarak yaklaşık 10 metre yüksekliğinde projelendirildiğini belirten Önal, kaleden hendeğe inen duvarların suyun yapıya zarar vermemesi amacıyla eğimli şekilde tasarlandığını anlattı. Hendeğe yeniden su verilmesi hedefleniyor Kalenin yaklaşık 80 metre doğusunda Cullap Çayı'nın bulunduğunu aktaran Önal, geçmişte bu çaydan alınan suyun kale çevresindeki hendeğe yönlendirildiğini ifade etti. Önal, projeye ilişkin şu bilgileri verdi: "Bir dönem Cullap Çayı'ndan hendeğe su geliyor ve su kalenin etrafını dolaşıyordu. Köprü projesinin ardından hedefimiz hendeğin tamamını ortaya çıkarmak ve yeniden suyla buluşturmak. Antik dönemde burada büyük su dolapları ve çarklar bulunuyordu. Su bu sistemle yukarı taşınıyor, ardından künklerle hendeğe aktarılıyordu. Biz de bu sistemin görsel ve işlevsel bir benzerini kurmayı planlıyoruz. Cullap Çayı'nın yanında oluşturulacak su dolabıyla alınan su hendeğe verilecek, ardından hendekten geçen su yeniden çay yatağına ulaşacak. Böylece ziyaretçiler Harran'ın tarihi su sistemini daha iyi görme ve anlama imkanı bulacak."

Tarihi Harran Kalesinin İsmi Değişti Haber

Tarihi Harran Kalesinin İsmi Değişti

UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'nde yer alan Şanlıurfa'nın Harran ilçesindeki tarihi Harran Kale Sarayı'nın adı, kazılarda elde edilen yeni bulgular doğrultusunda "Harran Selahaddin Eyyubi Kale Sarayı" olarak değiştirildi. Harran Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Harran Ören Yeri Kazı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Önal, AA muhabirine, Kültür ve Turizm Bakanlığının finansmanı, Şanlıurfa Valiliği, Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi, Şanlıurfa Müze Müdürlüğü koordinasyonunda Türk Tarih Kurumu Başkanlığı, Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi, Harran Üniversitesi ve Harran Kaymakamlığı desteğiyle ören yeri kazılarını 12 yıldır yürüttüklerini belirtti. Önal, Harran Kale Sarayı'nda sürdürülen kazılarda ortaya çıkarılan kitabeler ve arkeolojik verilerin yapının Selahaddin Eyyubi dönemiyle güçlü bağlarını ortaya koyduğunu söyledi. Yapılan değerlendirmeler sonucunda tarihi yapının yeni adla anılmasına karar verildiğini belirten Önal, kararın Harran Kaymakamlığı ve ilgili kurumlarla yapılan istişarelerin ardından alındığını ifade etti. Önal, şunları kaydetti: "Burayı Harran Kale Sarayı olarak adlandırıyorduk. Yaptığımız araştırmalar ve kazılarda ortaya çıkardığımız kitabeler, buranın Harran Selahaddin Eyyubi Kale Sarayı olarak adlandırılmasının daha doğru olacağını gösterdi. Kaymakamımız ve ilgili yetkililerle yaptığımız istişarelerin ardından bu kararı aldık çünkü buradaki saray, Selahaddin Eyyubi döneminde kaleye dönüştürülmüş. Kaleyi çevreleyen çokgen kuleler, beden duvarları ve şehri kaleye bağlayan köprü de Selahaddin Eyyubi döneminde inşa edilmiş." Bulgu ve veriler kitaplaştırıldı Tarihi kaynakların Selahaddin Eyyubi'nin Harran'da 3 kış geçirdiğini gösterdiğini belirten Önal, hükümdarın bu süreçte kale sarayda konakladığını söyledi. Yürütülen bilimsel çalışmalar sonucunda yapıya ilişkin kapsamlı bir kitabın da hazırlandığını belirten Önal, "Elde ettiğimiz veriler ışığında kitabın adını da Harran Selahaddin Eyyubi Kale Sarayı olarak belirledik. Bu isimlendirme, yapının tarihi kimliğini ve Selahaddin Eyyubi ile olan güçlü bağını yansıtıyor." ifadelerini kullandı. Kazı çalışmalarının sürdüğü kale sarayda koruma ve restorasyon uygulamalarına da devam edildiğini belirten Önal, özellikle hamam bölümünde özgün dokunun korunmasına yönelik çalışmalar yürütüldüğünü kaydetti.

Çin Bakan Yardımcısı Urfa'da Haber

Çin Bakan Yardımcısı Urfa'da

Çin Halk Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Rao Quan ile beraberindeki heyet, Şanlıurfa'da Taş Tepeler Projesi kapsamında kazıların yürütüldüğü Göbeklitepe ve Karahantepe'yi gezdi. Çeşitli temaslarda bulunmak üzere kente gelen Rao Quan ve beraberindeki heyet, ilk olarak Taş Tepeler Projesi kapsamında kazı çalışmalarının yapıldığı Karahantepe'yi ziyaret etti. Burada yapılan çalışmalarla ilgili bilgi alan Rao Quan, daha sonra Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Kasım Gülpınar ile bir araya geldi. Ziyarete ilişkin açıklamada bulunan Başkan Gülpınar, Rao Quan ve heyetini Şanlıurfa'da ağırlamaktan mutluluk duyduklarını ifade ederek, kentin çok büyük bir kültürel zenginliğine sahip olduğunu söyledi. Kendilerinin de bu zenginliği ileriye taşıma noktasında temaslarını sürdürdüklerini aktaran Gülpınar, bu temasların meyvelerini almaya başladıklarını ifade etti. Rao Quan ve beraberindekiler daha sonra Göbeklitepe'ye geçerek, buradaki eserleri inceledi. Gezi sırasında Rao Quan'ın bazı eserleri cep telefonuyla fotoğrafladı. Heyet ziyaretleri kapsamında 35 bini kapalı olmak üzere toplam 60 bin metrekarelik alana sahip Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi'ni gezdi. Ziyareti sırasında, Göbeklitepe ve Karahantepe'de neolitik döneme ait eserlerin yer aldığı salonları yakından inceleyen Rao Quan, kendilerine eşlik eden rehberlerden de bilgi aldı. Gezinin son bölümünde ise Rao Quan ve beraberindekiler Hazreti İbrahim'in doğup büyüdüğü ve ateşe atıldığı yer olarak rivayet edilen tarihi Balıklıgöl Yerleşkesi'ni gezdi.

Şanlıurfa’dan Tarih Fışkırıyor Haber

Şanlıurfa’dan Tarih Fışkırıyor

Şanlıurfa'da aralarında UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan ve "tarihin sıfır noktası" olarak nitelendirilen Göbeklitepe'nin de bulunduğu 12 kazı alanında Neolitik dönemin sır perdeleri açığa çıkarılmaya çalışılıyor. Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı arkeoloji projelerinden biri olarak Şanlıurfa'da 5 yıldır sürdürülen Taş Tepeler Projesi sayesinde yaklaşık 12 bin yıl öncesine dair önemli bulgular gün yüzüne çıkarılıyor. Kentte yaklaşık 100 kilometrekarelik bir alanda yürütülen proje kapsamında Göbeklitepe, Karahantepe, Çakmaktepe, Sayburç, Ayanlar, Sefertepe, Gürcütepe, Harbetsuvan, Yeni Mahalle, Kurt Tepesi, Mendik ve Yoğunburç kazı alanlarında kapsamlı arkeolojik çalışmalar yürütülüyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı koordinasyonunda, İngiltere, Almanya ve Japonya'dan da 36 profesörün öncülüğünde 219 akademisyen kazı alanlarında insanlık tarihini aydınlatmak için ter döküyor. Neolitik dönem insanlarının ritüellerinin yanı sıra günlük yaşam, geçim stratejileri, evcilleştirme süreçleri, mimari seviyeleri ve üretim teknolojileri gibi pek çok unsur ayrıntılı biçimde ortaya çıkarılıyor. Göbeklitepe'nin şu anda yıllık 1 milyona yaklaşan yerli ve yabancı misafir sayısının diğer 11 kazı alanının da ziyaretçi kabulüne başlamasıyla ciddi oranda artması bekleniyor. "İnsanlık tarihine katkısı büyük" Taş Tepeler Projesi Koordinatörü Prof. Dr. Necmi Karul, AA muhabirine, yıllardır Neolitik dönemin izlerini, uluslararası ölçekte akademisyenlerin desteğiyle sürdürdüklerini söyledi. Proje kapsamında yürütülen çalışmaların dünya çapında ilgililer tarafından titizlikle takip edildiğini belirten Karul, insanlık tarihinin aydınlatılmasına yönelik önemli keşiflere imza atıldığını dile getirdi. Türkiye'nin projeyle arkeoloji alanındaki uluslararası işbirliği kapasitesinin ciddi manada güçlendirildiğini anlatan Karul, şunları kaydetti: "Proje uluslararası ölçekte çok uyum içerisinde çalışma yürütülebildiğinin önemli bir göstergesi oldu. Projeyi yürüttüğümüz bölgenin insanlık tarihine yaptığı katkısının ne denli önemli olduğunu ortaya koydu. İnsanın yerleşik yaşama başladığı, üretici yaşama geçtiği dönemde çevresiyle kurduğu ilişkinin bugün için ne kadar öğretici olabileceğini proje gösterdi. Çok sayıda yerleşmenin aynı anda kazılması ve çok sayıda yapı kalıntısının eş zamanlı açığa çıkarılması Neolitik dönem için son derece etkileyici ve bilgilendiricidir, çok iyi korunmuş yapılar ortaya çıkıyor. Aynı zamanda da birçoğu müzede şimdiden sergilenmeye başlayan eserlerin bulunması müzeyi hem tarih öncesi insana yakınlaştırdı hem de Şanlıurfa'yı arkeoloji meraklılarına yakınlaştırdı."

Sefertepe'de Tarihi Süs Eşyaları Haber

Sefertepe'de Tarihi Süs Eşyaları

Şanlıurfa'da yürütülen "Taş Tepeler Projesi" kapsamında Sefertepe'de ortaya çıkarılan malzemeler, 10 bin 500 yıl önce yaşamış toplulukların süs eşyası üretimindeki ustalığını gözler önüne seriyor. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Tarih Öncesi Arkeolojisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Kazı Başkanı Doç. Dr. Emre Güldoğan, AA muhabirine, Kültür ve Turizm Bakanlığınca yürütülen "Şanlıurfa İli Neolitik Çağ Araştırmaları Taş Tepeler Projesi" kapsamında gerçekleştirilen kazıların bu yılki kısmının tamamlandığını belirtti. Güldoğan, bu yıl yapılan kazılarda süs ve takı eşyalarına yönelik oldukça zengin bir dönem geçirdiklerini, eserlerin yaklaşık 10 bin 500 yıl öncesine tarihlendiğini, çok sayıda boncuk ve insan betimlemeli idole (heykelcik) ulaştıklarını söyledi. Çift yüzlü insan betimli heykel Sefertepe'de gün yüzüne çıkarılan boncuklar arasında Karahantepe ve Sayburç'ta bilinen çift yüzlü insan betimli örneklerin küçük bir versiyonunun yer aldığını dile getiren Güldoğan, bu buluntuların aynı kültürel geleneğin devamı niteliğinde olduğunu kaydetti. Bu figürlerin Taş Tepeler bölgesinin ortak sembol repertuvarının parçası olduğunu vurgulayan Güldoğan, ayrıca Dicle Havzası'nda bilinen kakma boncuk tiplerinin de bu yıl Sefertepe'de ortaya çıkarıldığını açıkladı. Güldoğan, kazılar sırasında bir taşa kazınmış bir yavru domuz betimlemesiyle de karşılaştıklarını, bu tür çizimlerin dönemin insanının dış dünyayla olan ilişkilerini yansıttığını söyledi. Sert cisimler kum ve suyla şekillendirilmiş Emre Güldoğan, eserlerde kullanılan kireç taşının yüzey kabuğu kırıldıktan sonra kolay işlenebildiğini, buna karşın boncuklarda kullanılan yeşim, labradorit gibi egzotik taşların çok daha yüksek beceri gerektirdiğini ifade etti. Boncuk ve idollerin üretim tekniklerinin dönemin ustalığını anlamaya imkan tanıdığını belirten Güldoğan, şöyle konuştu: "Kireç taşı formasyon olarak dışı çok sert olmasına karşın ilk üst kabuğu kırıldıktan sonra işlemesi kolay bir malzeme fakat diğer malzemelerle ilgili olarak söyleyebileceğimiz, günümüzde aslında çok ince aletlerle ve metalin kullanılmasıyla düşüneceğimiz maddeler fakat bahsettiğimiz dönemde bunlar yok. En tanımlı söyleyebileceğimiz delik açmalarında kum, su kesinlikle kullanılıyor, betimlenmeleri sırasında kayaç olarak da kendisinden yani o kullanılan ham maddeden daha sert bir kayacın kullanılmış olma ihtimali yüksek. (Yaylı) Matkap gibi basit tipte bir mekanizmayı döndürerek delik açmaya yarayacak aletlerin kullanıldığını benzer kazılardaki örneklerden de söylemek mümkün."

10 Bin Yıllık İnsan Kabartması Haber

10 Bin Yıllık İnsan Kabartması

Şanlıurfa'da yürütülen "Taş Tepeler Projesi" kapsamında Sefertepe'de ortaya çıkarılan iki insan yüzü kabartması, neolitik dönemde bölgesel üslup farklılıklarını ve sanatsal çeşitliliği gözler önüne seriyor. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Tarih Öncesi Arkeolojisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Kazı Başkanı Doç. Dr. Emre Güldoğan, AA muhabirine, kazıların Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yürütülen "Şanlıurfa İli Neolitik Çağ Araştırmaları Taş Tepeler Projesi" kapsamında gerçekleştirildiğini söyledi. Bu yılki kazılarda dört bloktan oluşan kireç taşının ön yüzeyinde yüksek ve alçak kabartma teknikleriyle işlenmiş, yüz hatları son derece belirgin iki insan yüzü kabartması bulduklarını hatırlatan Güldoğan, eserlerin yaklaşık 10 bin 500 yıl öncesine tarihlendiğini ifade etti. "Betimlenen yüzlerin, etrafı blok taşlarla çevrili bir yapının parçası olduğunu belirledik" Bu figürlerin neolitik döneme ait sanat anlayışı hakkında yeni ipuçları sunduğunu dile getiren Güldoğan, "Her ikisi de kuzey yönüne dönük olarak betimlenen yüzlerin, özel bir alanı sınırlayan şekilde etrafı blok taşlarla çevrili bir yapının parçası olduğunu belirledik." dedi. Güldoğan, eserlere ilişkin şu bilgileri verdi: "Göbeklitepe, Karahantepe ve Sayburç'ta gördüğümüz insan tiplerinden biraz daha farklı özellikler gösteren iki insan yüzüyle karşılaştık. Bunlardan bir tanesi alçak kabartma, diğeri yüksek kabartma tekniğiyle yapılmış olup üslup olarak da farklılıklar gözükmekte. Özellikle yüksek kabartma olanın gözbebekleri, göz çevresi, kaş kemeri, burun ve ağzı özenle işlenmiş. Alçak kabartma olan örnekte ise gözler sanki kapalı gibi. Ağız kısmı, bizim Karahantepe'den bildiğimiz o dolgun dudaklı formdan burun ve diğer özellikleri itibarıyla farklılıklar gösteriyor. Yüksek kabartma olan betimde kulaklar çok net bir biçimde karşımıza çıktı. Bir baş tam olarak betimlenmiş." Sefertepe'deki bu figürleri Göbeklitepe ve Karahantepe'deki örneklerden ayıran özelliklerin bulunduğuna dikkati çeken Güldoğan, en önemli farkın göz, kulak ve burun detaylarına verilen önem olduğunu vurguladı. Güldoğan, bu figürlerin neolitik döneme ait sanatsal çeşitliliği ve bölgesel üslup farklarını ortaya koyması açısından büyük önem taşıdığını söyledi. Kabartmaların yer aldığı dört bloktan oluşan platformun alana özel olarak inşa edildiğine dikkati çeken Güldoğan, platformun çevresinde ana kaya üzerine açılmış çukurların ve belirli bir yapının da bulunduğunu sözlerine ekledi.

Kazılar 30 Yıldır Devam Ediyor Haber

Kazılar 30 Yıldır Devam Ediyor

UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan ve "tarihin sıfır noktası" olarak nitelendirilen Göbeklitepe'de kazılar 30 yıldır sürüyor. Kent merkezine 18 kilometre uzaklıktaki kırsal Örencik Mahallesi yakınlarında, İstanbul ve Chicago Üniversitelerinden araştırmacılar tarafından 1963'te yüzey çalışmaları sırasında fark edilen ören yerinde en somut bulgular, 1986'da tarlasını süren çiftçi Şavak Yıldız'ın bulduğu heykelle ortaya çıktı. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü koordinasyonunda, Alman Arkeoloji Enstitüsü ve Şanlıurfa Müzesi tarafından Prof. Dr. Klaus Schmidt'in başkanlığında 1995'te bölgede kazı çalışmalarına başlandı. Kazılarda neolitik döneme ait, boyları 3 ila 6 metre, ağırlıkları 40 ila 60 ton olan, yabani hayvan figürlü "T" biçimli dikili taşlar bulundu. Ayrıca 8 ila 30 metre çapında dairesel ve dikdörtgen şekilli, dünyanın en eski tapınak kalıntıları ve yaklaşık 12 bin yıl öncesine ait olduğu belirtilen 65 santimetre uzunluğunda insan heykeli gibi çeşitli eserler gün yüzüne çıkarıldı. Bu eserlerle ünü her geçen yıl artan Göbeklitepe, 2011 yılında UNESCO "Dünya Mirası Geçici Listesi"ne alındı, 1 Temmuz 2018'de Bahreyn'de düzenlenen 42'nci Dünya Miras Komitesi Toplantısı'nda Dünya Mirası Listesi'ne dahil edildi. Kısa sürede dünyadaki bilinirliği artan Göbeklitepe, 2019'da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından "Göbeklitepe Yılı" ilan edilmesiyle turizmde "altın yılı"nı yaşadı. Her yıl binlerce yerli ve yabancı turisti ağırlayan, UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne dahil olduktan sonra ziyaretçi sayısı artan Göbeklitepe, tatil günlerinde günlük 10 bini aşkın ziyaretçiyi kabul ediyor. "İlgiyi hak edecek tablo var" Göbeklitepe Kazı Başkanı Prof. Dr. Necmi Karul, AA muhabirine, dünyanın dört bir yanından Göbeklitepe'ye ziyaretçi geldiğini söyledi. Ören yerindeki her eserin ve her yeni bilginin merak uyandırdığını vurgulayan Karul, şöyle devam etti: "Göbeklitepe tarih öncesi dönem için çok elit bir yerdir. 30 yıl önce başlayan kazılarda birçok ilkin görüldüğü, çok kamusal ve anıtsal yapıların karşımıza çıktığı bir alanla karşı karşıyayız. Haliyle karşımızda yoğun ilgiyi hak edecek bir tablo var. Göbeklitepe'de açığa çıkan kalıntıların benzerlerini çağdaş yerleşmelerde yeni yeni görmeye başladık. Arkeologlar olarak turizm açısından anlamlandırmaya çalıştığımız şeylerden sadece biri budur. Burada anlamaya çalıştığımız, tarih öncesi insanların yaşadığı mekanlar, teknolojiler, yaşam biçimleri ve beslenme alışkanlıklarıdır. Bunu tek bir yerleşim yeri ölçeğiyle sınırlı tutmayıp dönemi, bölge içini ve bölgeler arası karşılaştırmaları da değerlendirerek daha net hale getirmeye çalışıyoruz. Yaptığımız işin toplumda giderek daha büyük kalabalıklar tarafından ilgi görmesi bizi mutlu ediyor. Sonuç itibarıyla her birey, dünyanın neresinde olursa olsun, buradaki arkeolojik alanları görme özgürlüğüne sahiptir." Karul, alanın daha fazla anlaşılır hale gelmesi için yoğun çaba gösterdiklerini ifade ederek, "Arkeolojinin toplumsallaştırılması konusunda Taş Tepeler Projesi'nin bir hassasiyeti var. Sadece kazı yapmak, oradaki arkeolojik veriyi bilgiye dönüştürmek değil, buluntuyu toplumla buluşturmak da bizim önceliklerimiz arasında yer alıyor." dedi. Arazinin eski sahibi gurur duyuyor Bölgedeki ilk bulguya rastlanan arazinin eski sahibi 66 yaşındaki Mahmut Yıldız da Göbeklitepe ile turizme katkı sağladıkları için gurur duyduğunu ifade etti. Yıldız, "Dünyaya miras bıraktığımız için mutluyuz. 30 yıldır burada çalışmalar yapılıyor ve her gün yeni şeyler bulunuyor. Gittikçe iyileşiyor, farklı eserler ortaya çıkıyor. Çalışmalar yıllardır devam ediyor, inşallah daha da iyi olacak." dedi.

Ölen Kızının Hayali İçin Yaptı Haber

Ölen Kızının Hayali İçin Yaptı

Seramik sanatçısı Ayşe İşgüder, vefat eden kızı ve aynı zamanda meslektaşı Ecem Ebru Alkış'ın hayalini gerçekleştirmek için Neolitik Çağ'a ait 150 eserin replikasını Kültür ve Turizm Bakanlığının desteğiyle yaptı. Sanatçı İşgüder, AA muhabirine yaklaşık yarım asırdır seramik sanatıyla uğraştığını söyledi. Yıllarca birlikte seramik sanatıyla ilgilendiği kızı Ecem Ebru Alkış'ı (35) geçen yıl yakalandığı hastalık nedeniyle kaybettiğini gözyaşlarıyla anlatan İşgüder, onun son hayalini gerçekleştirmek için gece gündüz Neolitik Çağ eserlerini tek tek çalıştığını belirtti. Dönemin eserlerini ve sembollerini büyük üzüntü içinde titizlikle, adeta tırnaklarıyla kazıyarak seramiğe işlediğini dile getiren İşgüder, eserleri günlük hayatta kullanılan objelere dönüştürdüğünü ifade etti. İşgüder, Göbeklitepe ve Karahantepe gibi ören yerlerinde bulunan eserleri aralarında kolye, abajur ve mini heykellerin de bulunduğu 150 farklı esere işlediğini ve replikaları yaptığını belirtti. "İçimizde ukde kalan hayaldi" Ayşe İşgüder, Kültür ve Turizm Bakanlığının desteğiyle eserleri Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi'nde sanatseverlerin beğenisine sunduklarını ve replikaların yoğun ilgi gördüğünü ifade etti. Tarifsiz acısının kızının hayalini yerine getirmeyle bir nebze de olsa hafiflediğini anlatan İşgüder, şöyle devam etti: "Yani bu böyle 3-5 yıllık bir hayal değil gerçekten sıra dışı bir hayaldi, içimizde ukde kalan bir hayaldi ama yaşam devam ediyor, bazı sorumluluklar var. O sorumlulukları yerine getiriyorsunuz. İnsanlar, bazı hayalleri hep ertelemek durumunda kalıyor. İşte biz anne kız olarak bu hayali ertelemek durumunda kalmıştık. Şu anda kızım evet, burada yok ama gördüğünüz gibi artık tüm eserlerde her tarafta var. Bizimle birlikte onun söyleyeceği tek söz şu olurdu: 'Anne, çok şükür, hayalimizi gerçekleştirdik.' Emek veren, katkı sunan herkese çok teşekkür ediyoruz." Şanlıurfa İl Kültür ve Turizm Müdürü Aydın Aslan da Neolitik Çağ'a ilişkin eserlerin adeta ilmek ilmek işlenerek sanat eserine dönüştürülmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.