Uygulamalarımız appstore googleplay

#Rehberlik

gazeteci63.com - Rehberlik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Rehberlik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

LGS Tercihinde Dikkat Uyarısı Haber

LGS Tercihinde Dikkat Uyarısı

LGS kapsamındaki merkezi sınav sonuçlarının açıklanmasının ardından başlayan tercih sürecinde uzmanlar, yalnızca okulun puanına bakılmaması, öğrencilerin ilgi alanları ve yetenekleri doğrultusunda seçim yapılması gerektiğini belirtti. Milli Eğitim Bakanlığınca (MEB) Liselere Geçiş Sistemi (LGS) kapsamındaki merkezi sınav sonuçlarının açıklanmasının ardından başlayan tercih sürecinde uzmanlar, yalnızca okulun puanına bakılmaması, öğrencilerin ilgi alanları ve yetenekleri doğrultusunda seçim yapılması gerektiğini belirtti. İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa (İÜC) Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Metin Kocatürk, 27 Temmuz'a kadar yapılacak tercihlere ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, ailelerin öncelikle sınav sonucunu çocuğun değerini belirleyen bir ölçüt olarak görmemesi gerektiğini söyledi. Velilerin ilk tepkilerinde eleştiri, kıyaslama veya hayal kırıklığı ifadelerinden kaçınması gerektiğini dile getiren Kocatürk, lise tercihinde yalnızca puan ve okulun başarı sıralamasının değil, öğrencinin hangi derslerden hoşlandığı, nasıl bir ortamda daha iyi öğrendiği, sosyal ihtiyaçları ve geleceğe ilişkin eğilimlerinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini anlattı. Doç. Dr. Kocatürk, "Okulun akademik programı, yabancı dil olanakları, sosyal etkinlikleri, ulaşım koşulları ve öğrenci profili çocukla birlikte incelenmelidir. Tercih sürecinde okul psikolojik danışmanlarının görüşünden yararlanılması, öğrencinin güçlü yönlerini daha gerçekçi biçimde görmesine yardımcı olur." dedi. Öğrencilere lise tercihinin hayatın tamamını belirleyen ve geri dönüşü olmayan tek bir karar olmadığının anlatılması gerektiğine dikkati çeken Kocatürk, "Bir öğrencinin geleceğini yalnızca okulun adı değil, çalışma alışkanlıkları, sosyal ilişkileri, kendini geliştirme çabası ve karşısına çıkan fırsatları nasıl değerlendirdiği belirler. Aileler ve eğitimciler, felaketleştirici ifadeler yerine farklı okullarda da başarılı ve mutlu olunabileceğini somut örneklerle açıklamalıdır. Tercih listesi oluşturulurken öğrenciye seçenekler sunulması ve karar sürecine aktif olarak katılması, kontrol duygusunu artırarak kaygısını azaltır." diye konuştu. Öğrencinin beklentilerinin de dikkate alınması gerektiğini vurgulayan Kocatürk, yalnızca akademik başarıya odaklanmak yerine öğrencinin sanat, spor, yabancı dil, teknoloji veya sosyal alanlardaki ilgilerinin de değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi. "'Daha fazla çalışsaydın böyle olmazdı' tepkisi kaygıyı artırır" Eğitim uzmanı Banu Yapıcı ise ailelerin sınav sonucunu çocuğun kişiliğiyle ve değeriyle özdeşleştirmemesi gerektiğini söyledi. Yapıcı, bir öğrencinin sınavdan aldığı puanın zekasının, yeteneğinin, çalışkanlığının veya gelecekteki başarısının kesin ölçüsü olmadığını kaydederek, bu sonucun öğrencinin belirli bir günde ve koşullarda ortaya koyduğu akademik performansı gösterdiğini belirtti. Başka öğrencilerle karşılaştırma yapmanın veya "Daha fazla çalışsaydın böyle olmazdı." şeklindeki ifadelerin öğrencinin kaygısını artırdığına dikkati çeken Yapıcı, ailelerin çocuklarına "Sonucun ne olursa olsun senin yanındayız. Şimdi birlikte, senin için en doğru yolu belirleyeceğiz." şeklinde yaklaşması gerektiğini ifade etti. Yapıcı, çocuğa sınav sonucundan dolayı baskı kurmak yerine çözüm odaklı yaklaşmanın daha sağlıklı olduğunu aktararak, aileler için temel ilkenin önce duyguların ardından doğru tercihin yönetim süreci olduğunu anlattı. Okul tercihi yapılırken öğrencinin ilgi alanları, kişilik özellikleri ve yeteneklerinin psikolojik açıdan dikkate alınması gerektiğinin altını çizen Yapıcı, şöyle devam etti: "Tercih süreci, öğrenciyi bir okulun puanına yerleştirme işlemi olarak görülmemelidir. Asıl amaç, öğrenciyi gelişebileceği doğru eğitim ortamıyla buluşturmaktır. Milli Eğitim Bakanlığının tercih bilgilendirme kılavuzu da tercih sürecinde öğrencinin akademik durumu, ilgi alanları, sosyal özellikleri ve gelecek beklentilerinin bütüncül biçimde değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Bu değerlendirme yapılırken üç temel soru sorulmalıdır. Öğrenci neyi yapmaktan hoşlanıyor? Fen bilimleri, teknoloji, yabancı dil, sanat, spor, sosyal bilimler veya üretim temelli çalışmalar arasında hangi alanlara doğal bir merak duyuyor? Hangi ortamda daha iyi gelişiyor? Burada yalnızca öğrencinin 'Hangi mesleği istediğine' bakmak yeterli değildir. On dört yaşındaki bir öğrencinin meslek kararının zaman içinde değişmesi doğaldır. Bu nedenle öğrencinin tek bir mesleğe yönlendirilmesi yerine ilgi ve yeteneklerini keşfedebileceği zengin bir lise ortamı seçilmelidir." Ailelerin yüksek beklentiler oluşturmasının doğru olmadığını vurgulayan Yapıcı, araştırmaların, gerçekçi ve destekleyici beklentilerin başarıyı güçlendirebildiğini gösteren sonuçlar ortaya koyduğunu belirtti. Yapıcı, araştırmaların, öğrencinin kapasitesinin çok üzerine çıkan beklentilerin kaygı, yetersizlik duygusu ve mükemmeliyetçilik baskısı oluşturabileceğini gösterdiğini kaydetti. Tercihte öğrenciye söz hakkı verilmeli Tercih görüşmelerinde öğrenciye söz hakkı verilmesi gerektiğine dikkati çeken Yapıcı, "Anne ve baba rehberlik etmeli ancak öğrencinin yerine karar vermemelidir. Çünkü istemediği bir okulda eğitim gören öğrenci, okulun akademik imkanları güçlü olsa bile aidiyet ve motivasyon sorunu yaşayabilir." dedi. Lise seçiminin öğrencinin eğitim yolculuğunu etkilediğini, geleceğini tek başına belirlemediğini vurgulayan Yapıcı, "Öğrencinin çabası, öğretmenleriyle kurduğu ilişki, edindiği arkadaşlıklar, katıldığı projeler, geliştirdiği yabancı dil, sosyal becerileri ve zaman içinde aldığı kararlar da geleceğinde belirleyicidir. Yanlış seçim korkusunu azaltmanın en etkili yolu, tercihleri söylentilerle değil, okul ziyaretleri, rehberlik görüşmeleri, güncel veriler ve öğrencinin bireysel özellikleri üzerinden oluşturmaktır." diye konuştu. Yapıcı, hiçbir sonucun bir çocuğun gelecekte neler yapabileceğini bütünüyle gösteremeyeceğini kaydetti. Öğrencide uzun süren içe kapanma, yoğun değersizlik düşüncesi, uyku ve iştah bozukluğu, öfke patlamaları, okuldan tamamen uzaklaşma veya kendine zarar verme söylemleri görülüyorsa profesyonel psikolojik destek alınması gerektiğinin altını çizen Yapıcı, "Ailelerin geleceği planlarken yaptığı en önemli hatalardan biri bugünün popüler mesleklerini geleceğin kesin meslekleri olarak görmektir. Teknoloji hızla gelişirken bazı meslekler dönüşmekte, yeni uzmanlık alanları ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle çocukları tek bir mesleğin görevlerine hazırlamak yerine, farklı alanlara uyum sağlayabilecek güçlü bir gelişim altyapısına sahip olmaları hedeflenmelidir." değerlendirmesini yaptı. Tercih döneminde "geçmiş yıllardaki okul puanlarını kesin sınır olarak görmenin", okulun yalnızca akademik başarısına odaklanmanın ve çocuğun fikrini dinlemeden tercih listesinin aile adına hazırlanmasının çok yanlış olduğunu dile getiren Yapıcı, öğrencinin tercih sürecinin öznesi olması gerektiğine değindi. "Bugün var olan birçok meslek dönüşüyor, yenileri ortaya çıkıyor" Eğitim ve pedagoji danışmanı Gülcan Öncel de LGS kapsamındaki sınavın asla bir çocuğun değerini belirlemediğini söyledi. Her çocuğun farklı olduğunun tercih sırasında dikkate alınması gerektiği kaydeden Öncel, "Bazı öğrenciler rekabet ortamında motive olurken bazıları daha sakin ve destekleyici bir ortamda kendini gösterebilir. Bu nedenle tercih yaparken yalnızca puana değil, öğrencinin ilgi alanlarına, güçlü yönlerine, sosyal yapısına ve gelecekte nasıl bir yaşam hayal ettiğine de bakmak gerekiyor." dedi. Sınav sonuçlarından memnun olmayan aileler ve öğrencilerin öz güven kırıcı yaklaşımlardan kaçınması gerektiğinin altını çizen Öncel, lisenin aynı zamanda yeni arkadaşlıkların kurulduğu, kimlik gelişiminin hızlandığı önemli bir dönem olduğunu vurguladı. Artık çocukları yalnızca bir mesleğe değil, sürekli değişen bir dünyaya hazırladıklarını aktaran Öncel, "Ezber bilgi kadar, merak eden, araştıran, öğrenmeyi seven, problem çözebilen ve değişime uyum sağlayabilen bireyler yetiştirmek çok daha önemli hale geldi. Bence geleceğin en güçlü becerisi, öğrenmeye devam edebilmek. Çünkü bugün var olan birçok meslek dönüşüyor, yenileri ortaya çıkıyor ama öğrenmeyi bilen bireyler, bu değişime çok daha kolay uyum sağlayabiliyor." ifadelerini kullandı.

2026-2027 Yılı Takvimi Belirlendi Haber

2026-2027 Yılı Takvimi Belirlendi

Milli Eğitim Bakanlığının (MEB) 2026-2027 eğitim öğretim yılı çalışma takvimine göre, yeni eğitim öğretim yılı 14 Eylül'de başlayacak, 25 Haziran 2027'de sona erecek. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in imzasıyla yayımlanan "2026-2027 Eğitim ve Öğretim Yılı Çalışma Takvimi" konulu genelge tüm illere gönderildi. Buna göre, öğretmenlerin mesleki çalışmaları, yeni eğitim öğretim yılında 1 Eylül Salı günü başlayacak. Okullarda birinci dönem zili 14 Eylül Pazartesi çalacak, ilk dönem 22 Ocak 2027 Cuma günü sona erecek. Yeni eğitim döneminde okul öncesi eğitim ile ilkokul 1'inci sınıfa başlayacak öğrencilerin okula uyum süreçlerini desteklemek amacıyla 7-11 Eylül'de "uyum eğitimleri" gerçekleştirilecek. Öte yandan ortaokul ve imam hatip ortaokullarının 5'inci sınıfları, ortaöğretim kurumlarının hazırlık ve 9'uncu sınıfları ile pansiyonda kalacak öğrenciler için, yeni eğitim ortamına kısa sürede uyum sağlamaları, okul işleyişi hakkında bilgi edinmeleri, akademik ve mesleki gelişimlerinin desteklenmesi amacıyla rehberlik çalışmaları yapılacak. 2026-2027 eğitim ve öğretim yılında birinci dönem ara tatili 16 Kasım Pazartesi başlayacak ve 20 Kasım Cuma günü sona erecek. Yarıyıl tatili 25 Ocak 2027 Pazartesi günü başlayıp 5 Şubat 2027 Cuma günü tamamlanacak. İkinci dönemin ilk zili ise 8 Şubat 2027 Pazartesi çalacak. İkinci dönemin ara tatili 8 Mart 2027 Pazartesi günü başlayacak ve 12 Mart 2027 Cuma günü sona erecek. Öğretmenlerin sene sonu mesleki çalışmaları 28-30 Haziran 2027 tarihlerinde yapılacak. 2026-2027 eğitim ve öğretim yılı, 25 Haziran 2027 Cuma günü tamamlanacak.

Mardin, Turizm Bereketi Yaşıyor Haber

Mardin, Turizm Bereketi Yaşıyor

Tarihi dokusu ve kültürel mirasıyla birçok medeniyetin izlerini taşıyan Mardin'de, ilkbaharın da etkisiyle turizm hareketliliği arttı. "Dinlerin ve dillerin buluştuğu yer" olarak nitelendirilen ve açık hava müzesini andıran tarihi şehir, yerli ve yabancı ziyaretçilerden yoğun ilgi görüyor. Camileri, medreseleri, kiliseleri ve taşın oya gibi işlendiği evleriyle göz kamaştıran kent, son yılların en popüler rotalarından biri haline geldi. İlkbaharın tadını çıkarmak isteyen yerli ve yabancı turistler, tarihi mekanların önünde uzun kuyruklar oluşturuyor. Mardin Müzesi, Kasımiye ve Zinciriye medreseleri, Deyrulzafaran Manastırı ile Dara Antik Kenti gibi mekanları ziyaret edenler, kentin sokaklarında geçmişin izlerine şahit oluyor. Yaşanan yoğunluk kentin konaklama sektörüne de yansıyor. 20 bin yatak kapasitesine sahip kentteki oteller, hafta sonları tamamen dolarken hafta içi de yüzde 70'in üzerinde dolulukla hizmet veriyor. "Böyle bir mimarinin dünyada eşi benzeri yok" Mardin Turizm İşletmeleri Derneği Başkanı Aslan Paşaoğlu, AA muhabirine, kent turizminde özellikle ilkbaharda yoğunluk yaşandığını söyledi. Yağışlı dönemin ardından havaların ısınmasıyla kentin yerli ve yabancı turistleri ağırlamaya başladığını belirten Paşaoğlu, şöyle konuştu: "Şu an için hafta sonları yüzde 100'lük doluluk oranımız var. Hafta ortası da yüzde 70'lerdeyiz. Yurt dışından da misafirlerimiz gelmeye başladı. Uzak Doğu'dan, Rusya'dan, Avrupa'dan da gelenler var. Mardin kültür şehri, birçok din ve dil bir arada yaşıyor. Ayrıca görmüş olduğunuz gibi harika bir mimarimiz var. Böyle bir mimarinin dünyada eşi benzeri yok. Kültür turizmi için gelen birçok vatandaşımız var. Bunun için biz de seviniyoruz." Yapılan tanıtımların, çekilen dizi ve filmlerin turizme önemli katkı sunduğuna işaret eden Paşaoğlu, herkesin burada yaşayan kültürü görmeyi arzu ettiğini vurguladı. "Turizm açısından güzel günler bizi bekliyor" Mardin'in turizmde kabuğunu kırdığını ve her yıl hak ettiği değere doğru hızla ilerlediğini ifade eden Paşaoğlu, "Mardin artık bir marka şehir oldu. Turizm açısından güzel günler bizi bekliyor." dedi. "Doğanın canlanmasıyla turizmimiz de canlandı" Tarihi Kasımiye Medresesi'nde gönüllü rehberlik yapan Mardin Artuklu Üniversitesi Turizm Rehberliği Bölümü yüksek lisans öğrencisi Özlem Tekin de kente gelen yerli ve yabancı misafirlerin ilk uğradığı yerlerin başında medresenin geldiğini ve özellikle bahar dönemlerinde çok fazla ilgi gördüğünü söyledi. Tekin, her gün kuyruk oluşan medreseyi günlük 4 binin üzerinde kişinin ziyaret ettiğini aktararak, "Bu da bize turizmin ne kadar yoğun olduğunu gösteriyor. Normalde saat 08.30'da mesai başlıyor. Biz öncesinden gelmemize rağmen burada turların olduğunu görüyoruz. Yoğunluk nedeniyle de yaz saati uygulamasına geçtik. Saat 19.00'a kadar turlarımız geliyor. Yoğunluktan biz molaya bile çıkamıyoruz. Mardin'de doğanın canlanmasıyla beraber turizmimiz de canlandı. Bütün misafirlerimizi de Mardin'e bekliyoruz." diye konuştu. "Fransa'da böyle otantik yapılar yok" Fransa'dan gelen Türk asıllı Evinne Faraj da gezmek için ilk kez geldikleri Mardin'i çok beğendiklerini söyledi. Faraj, "Henüz 4 saattir buradayız buna rağmen çok güzel. Paris'te yaşıyoruz. Fransa'da böyle otantik yapılar yok. Burası çok tarihi kültürlü bir şehir. O yüzden buraya gelmeyi çok istiyordum. İnsanları da çok samimi, çok iyi." dedi. Fransız Maria Denis de Türkiye'yi çok sevdiğini, daha önce birçok şehrini gezdiğini ancak ilk kez Mardin'e geldiğini anlatarak, "Havalimanından indiğimden beri burayı da çok sevdim. İnsanları, şehri, her yeri çok güzel." dedi. İsviçre'den gelen Estelle Dousse de kenti çok beğendiğini, tarihi yapıları görünce şaşkınlık ve hayranlık yaşadığını ifade ederek, tarihi ve turistik yerleri gezmenin heyecanını yaşadığını dile getirdi. "Umarım bu sezon bu şekilde devam eder" Deyrulzafaran Manastırı Ziyaretçi Karşılama Tesisi Müdürü Amanüel Budak da mayıs ayında ciddi anlamda yoğun bir turist akınına uğradıklarını belirtti. Özellikle manastırı ziyaret eden turistlerin sayısında belirgin bir artış olduğunu kaydeden Budak, şunları söyledi: "Çok yoğun bir sezon geçirmekteyiz şu anda. Umarım bu sezon bu şekilde devam eder ve yıl boyunca turistler, ziyaretçilerimiz hem Mardin'imizi hem manastırımızı görme fırsatı bulur. Manastırımız aktif olduğundan dolayı belli başlı bölümleri gezdirebiliyoruz. Rehber eşliğinde gezildiği için grup halinde almaktayız. Özellikle bu dönem için herkesi Mardin'e bekleriz." İstanbul'dan arkadaşlarıyla kenti gezmeye gelen Zülal İrer de Güneydoğu'nun birçok yerini gezdiklerini ve hayran kaldıklarını belirterek, "Mardin oldukça büyüleyici bir yer. Tarihi yerlerini gezdik ve yürüyerek de gezilebilecek bir yer olduğu için bence çok kıymetli. Herkesin gelmesini öneriyorum bu arada. İnsanları çok samimi. Bayram tatilinden önce geldik. Çünkü çok kalabalık olur diye düşündük. Mardin çok güzel. Herkese tavsiye ederim." ifadelerini kullandı.

Avcı İken Kuş Gözlemcisi Oldu Haber

Avcı İken Kuş Gözlemcisi Oldu

Şanlıurfa'nın Birecik ilçesinde 15 yıl boyunca avcılıkla uğraşan Ahmet Demir, yaşadığı pişmanlık sonrasında kendini kuş gözlemciliğine adadı. Kırsal Yeniakpanar Mahallesi'nde çiftçilikle uğraşan 55 yaşındaki Demir, yaklaşık 22 yıl önce avlandığı sırada yaşadığı pişmanlık sonrası kuş gözlemciliğine başladı. Türkiye'nin dört bir yanında kuşların izini süren Demir, 239'u Şanlıurfa'da olmak üzere 306 kuş türünü gözlemledi. Ahmet Demir, AA muhabirine, yaban hayatının devamlılığı için çaba sarf ettiğini söyledi. Yaklaşık 22 yıl önce kuş gözlemciliğine başladığını anlatan Demir, "2004 yılından önce avcıydım. 15 sene avcılık yaptım. Avcılık yapınca da iyi bir şey olmadığını düşündüm ve 2004'te avcılığı bıraktım. Kuş gözlemciliğine başladım. Daha sonra fotoğrafçılığa başladım." dedi. Kuş gözlemciliğinde huzur bulduğunu vurgulayan Demir, şunları kaydetti: "Yıllar önce avcılık yaptığımdan dolayı çok pişmanım. Keşke onu yapmasaydık diyorum. O da Allah'ın yarattığı bir candır. Biz o canları kurşunlarla öldürüyorduk. Ama şu anda çok mutluyum. Fotoğraf çekiyorum, onları izliyorum, yuvalarını gözlüyorum. Yaz boyunca tepelerde su olmayınca haftada bir su tankerini doldurup o kaya oluklarını su dolduruyorum. Eylüle kadar. Eylül ayında artık yavrular tam uçmaya başladığında, suya yetişebilecek duruma geldiği zaman o suyu kesiyorum." Kuş gözlemlemek isteyenlere rehberlik de yapıyor Demir, boş zamanlarını kuşlarla geçirdiğini dile getirerek, "Yarım saat zamanım olsa hemen dürbün ile fotoğraf makinemi alıp araziye çıkarım. O kuşları izlerim, takip ederim." ifadelerini kullandı. Kuş gözlemciliğinin mesafe tanımadığını belirten Demir, "Kuş gözlemciliği bazen günler, kilometrelerce yol sürüyor. Bir ara telefon geldi. Mersin Çamlıyayla'da balık baykuşu vardı. Buradan arabalarla gittik, Çamlıyayla'da çektik, geri döndük. Maliyetli şeyler yapıyoruz ama hoşumuza gidiyor, hobimiz oluyor. Avcılar gibi değil. Vurup poşete koyup eve getirmiyoruz. Onu orada özgürce bırakıp geliyoruz." dedi. Demir, kuşları gözlediğinde kendisini adeta "bilgisayara format atılmış gibi" hissettiğini kaydetti. Kuş gözlemlemek isteyenlere rehberlik de yaptığını anlatan Demir, "Yurt dışından ve Türkiye'den gelen misafirlerimiz var. Adıyaman, Malatya, Şanlıurfa, Gaziantep'te hangi tarihte, hangi kuşun nerede olacağını çok iyi biliyorum. O yüzden yurt dışından ve Türkiye'den gelen fotoğrafçılar benden randevu alıyor. Onları götürüp, orada o kuşların fotoğrafını çekip veya gözlemlerini yapıp geri getiriyoruz." diye konuştu.

Bedensel Engelli Öğretmenin Azmi Haber

Bedensel Engelli Öğretmenin Azmi

Şanlıurfa'da bedensel engelli edebiyat öğretmeni Mehmet Ercan, kaleme aldığı 4 kitapla hem öğrencilerine hem çevresindekilere ilham oluyor. Harran Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu Ercan, kısa bir süre maliyede çalıştıktan sonra öğretmenlik mesleğine adım attı. Şu an Şanlıurfa Spor Lisesinde Türk dili ve edebiyatı öğretmeni olarak görev yapan 50 yaşındaki Ercan, 25 yıllık öğretmenlik hayatında "Gidenlerin Ardından", "Devran-ı Aşk", "Kırlangıcın Aşkı" ve "Piraye" eserlerini kaleme aldı. Üç kitabı yayımlanan Ercan'ın dördüncü kitabı "Piraye" ise baskı aşamasında. Engelini eğitim aşkı, çalışma azmi ve pozitif düşüncesiyle aşan Ercan, başarı hikayesiyle çevresindekilerden takdir topluyor. Mehmet Ercan, AA muhabirine, 6 aylıkken geçirdiği ve doktorların çözemediği bir hastalık sonucu engelli kaldığını söyledi. Ercan, ailesinin engel durumunu kendisine yansıtmadığını, desteğini esirgemediğini belirtti. Fiziksel engelini hiçbir zaman dert etmediğini dile getiren Ercan, şunları kaydetti: "Asıl engel zihinde başlar. Eğer zihindeki kabukları kırarsan, engel diye bir şey yoktur. Ampute Milli Takımımız dünya şampiyonu oldu. Bizim okulda engelli öğrencilerimiz bulunuyor ve bu öğrencilerimizin çok güzel dereceleri var. Demek ki isteyince birçok engel ortadan kalkıyor. Ulusal bazda roman tarzında yayımlanmış üç kitabım var, dördüncü kitabım ise şu anda matbaada, baskıda. Kişi isterse kesinlikle başarılı olur ve tüm engelleri aşar. Amaç, zihindeki engeli kaldırmaktır. Zihindeki engeli kaldırırsan engellilik diye bir şey yoktur." Ailesine rehberlik etti Ercan, "Ailemizde ilk kez üniversiteyi ben kazandım. Benden sonra kardeşlerim okudu, 9 kardeşimin 7'si üniversite mezunu oldu. Ailemde yargı mensubu, hakim, müdür ve öğretmenler var, onlara da rehberlik ettim." dedi. Kelimelerle oynamayı çok sevdiğini anlatan Ercan, "Rakamları çok sevmedim, daima kelimelerle oynamayı sevdim. O yüzden yazar olmayı tercih ettim. Duygusal şiirler yazdım. Aynı zamanda üç tiyatro oyunu yazdım ve yönettim. Roman yazmaya devam ediyorum. İnsanların ruhuna dokunmaya devam ediyorum." diye konuştu. Öğrencileri onu örnek alıyor Öğrencilerden İkbal Doğan, Mehmet öğretmenini örnek aldığını ve onun izinden giderek başarılı olmayı hedeflediğini kaydetti. Zehra Karabulut da öğretmenlerinin kendilerine azmini aktardığını ifade etti. Emirhan Altun ise yazar bir öğretmenden ders aldığı için kendisini şanslı hissettiğini belirtti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.