Uygulamalarımız appstore googleplay

#Taş Tepeler

gazeteci63.com - Taş Tepeler haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Taş Tepeler haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Karahantepe'de Gizemli Oda Haber

Karahantepe'de Gizemli Oda

Taş Tepeler Projesi kapsamında kazı çalışmalarının sürdüğü Karahantepe'de, geçen yıl kısmen gün yüzüne çıkarılan özel amaçlı dörtgen planlı yapıda bu sezon önemli keşifler yapılması bekleniyor. Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı arkeoloji çalışmalarından Taş Tepeler Projesi kapsamında Karahantepe'de 7 yıldır yürütülen kazı çalışmalarının bu yılki kısmı başladı. UNESCO Dünya Mirası Listesi'ndeki Göbeklitepe ile benzer özellikler taşıyan Karahantepe'de bugüne kadar neolitik döneme ait 250'nin üzerinde "T" biçimli dikili taşın yanı sıra insan figürlü heykeller ve hayvan betimlemeleri gün yüzüne çıkarıldı. Ekim ayına kadar sürecek çalışmalarda geçen yıl kısmen ortaya çıkarılan özel amaçlı dörtgen planlı yapıda kapsamlı kazı yapılacak. Taş Tepeler Projesi Koordinatörü ve Karahantepe Kazı Başkanı Prof. Dr. Necmi Karul, AA muhabirine, Karahantepe'de kazı çalışmalarının 7. yılında yeni sezona başladıklarını belirterek, sezon sonunda alanın koruma çatısıyla örtüleceğini söyledi. Kazıların bu yıl höyüğün tek bir bölümünde yoğunlaştırıldığını ifade eden Karul, ana kayanın üzerindeki yapı kalıntılarını bütüncül şekilde ortaya çıkarmayı hedeflediklerini dile getirdi. Karahantepe'nin bugüne kadar arkeoloji dünyasını şaşırtan çok sayıda buluntuya ev sahipliği yaptığını vurgulayan Karul, bu yıl da benzer sürprizlerin yaşanmasını beklediklerini kaydetti. Geçen yıl kısmen açığa çıkarılan dörtgen planlı yapıya dikkati çeken Karul, şunları söyledi: "Üstündeki taşları, o binayı, odayı kapatan taşları bu yıl kaldıracağız ve o alanda kazı yapacağız. Bu mekan zaten özel amaçlarla inşa edilmiş bir mekan. Dolayısıyla o odanın da bize birtakım sürprizler sunacağını söyleyebiliriz." Karul, yapının bir köşesinde üzeri büyük yassı taşlarla kapatılmış bir odanın bulunduğunu, odanın girişinin sığ bir dolguya açılması nedeniyle içeriden kazı yapılamadığını, bu nedenle üst örtü taşlarının kaldırılarak çalışmalara başlanacağını anlattı. Sürpriz bulgulara ulaşılması bekleniyor Karahantepe'nin kazı sürecinde her zaman şaşırtıcı sonuçlar veren bir alan olduğunu ifade eden Karul, şunları kaydetti: "Ekim ayına kadar buradayız. Bizim de bilmediğimiz birtakım sürprizler kuşkusuz bekliyoruz. Öngördüklerimiz var ama hiç hesaba katmadıklarımız da olacaktır. Umarım başarılı bir sezon olur. Özellikle geçtiğimiz yıl kısmen açtığımız dörtgen planlı bir yapı vardı. Bu yapının bir köşesinde üzeri büyük yassı taşlarla kapatılmış bir oda açığa çıkarmıştık. Bu odanın, mekanın içerisine bakan bir kapısı var. Bu kapı oldukça sığ bir dolguya açılıyor, yani yaklaşık 1 metrelik. O kapıdan girip içerisini kazmak mümkün değil. Üstündeki taşları, o binayı, odayı kapatan taşları bu yıl kaldıracağız ve o alanda kazı yapacağız. Bu mekan zaten özel amaçlarla inşa edilmiş bir mekan. Dolayısıyla o odanın da bize birtakım sürprizler sunacağını söyleyebiliriz." Karahantepe'de yapımı tamamlanma aşamasına gelen araştırma merkezinin çalışmalara önemli katkı sağlayacağını belirten Karul, Kültür ve Turizm Bakanlığının yanı sıra Şanlıurfa Valiliği, Büyükşehir Belediyesi ve diğer yerel kurumların desteğinin kazıları hızlandırdığını ifade etti.

Afyoncu, Şanlıurfa’da Konuştu Haber

Afyoncu, Şanlıurfa’da Konuştu

Milli Savunma Üniversitesi (MSÜ) Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu, Şanlıurfa Valiliğinin kentin kültürel mirasını kayıt altına aldığını belirterek, "Kitap olarak, dijital kitap olarak ve internet sitesi olarak 5 bine yakın eserin resimleri ve konumlarıyla bir araya getirilmesi son derece önemli." dedi. Afyoncu, "Şanlıurfa İli Kültür Envanteri Projesi"nin İl Milli Eğitim Müdürlüğünün konferans salonunda gerçekleştirilen kapanış programında yaptığı konuşmada, Şanlıurfa'nın Anadolu'nun kadim şehirlerinden olduğunu söyledi. Şanlıurfa Valiliğinin önemli işlere imza attığını belirten Afyoncu, şunları kaydetti: "Bir Türk İslam şehri. Anadolu'nun geçmişi en geniş, İslam döneminde birçok izi bulunan bir şehir. Burada Şanlıurfa Valiliği, son derece önemli bir işe imza atıyor ve Urfa'nın kültürel mirasını kayıt altına alıyor. Kitap olarak, dijital kitap olarak ve internet sitesi olarak 5 bine yakın eserin resimleri ve konumlarıyla bir araya getirilmesi son derece önemli çünkü bu eserler zaman içerisinde tahrip olurlar. Tahrip olmuşlar. Tahrip olmaya da devam edecekler ancak şu anda bunların envanterinin çıkarılması son derece önemli. Bu zaman içerisinde bu envanter daha da gelişerek devam edecektir. Bu açıdan Urfa Valiliğini, emeği geçen hocalarımızı tebrik ediyoruz. Urfa'nın tarihi bir şehir olduğunu, aynı zamanda bu kültürel envanteri de tescil ediyor." "Şanlıurfa, böylece 5 bin eserin kayıt altına alındığı ender şehirlerden biri oldu" Vali Hasan Şıldak da çok sayıda medeniyete ev sahipliği yapan Şanlıurfa'nın tarihini ve bütün kültür varlıklarını tescillemeyi, kayıt altına almayı hedefleyen çalışmayı iki yılı aşan sürede tamamladıklarını söyledi. Bu çalışmanın, Harran ve Batman üniversitelerinin bilimsel katkısıyla, uzman heyetin bilimsel metotlarıyla gerçekleştirildiğini anlatan Şıldak, "Bu projenin, her şeyden önce Şanlıurfa'mızda tarihin, kültürün bütün unsurlarının, tescilli ve tescilsiz bütün değerlerimizin kayıt altına alınması, 5 ciltlik eser olarak yayımlanması, aynı zamanda dijital sürümünün de vatandaşlarımızın kullanımına sunulmasının ötesinde bir web sayfasıyla da bütün kamuoyuna açık bir şekilde sunumunu gerçekleştirmiş olduk." dedi. Bu çalışmayı ülkeye kazandıran tüm emektarlara ve destek sağlayan kurumlara teşekkür eden Şıldak, sözlerini şöyle tamamladı: "Şanlıurfa, böylece 5 bin eserin kayıt altına alındığı ender şehirlerden biri oldu. Bu kapsamlı çalışmanın önümüzdeki süreçte 2 bin 750 olan tescilli eser sayımızın daha da yükselmesi, 5 binli rakamlara doğru ilerlemesi için de büyük bir fırsat oluşturacak. Ben böylesine bir çalışmanın içinde olmaktan, bu çalışmayı tamamlamış olmaktan duyduğum mutluluğu, memnuniyeti de belirtmek istiyorum çünkü Urfa, kültür şehri olarak aynı zamanda turizm şehrine dönüşmeyi hedefleyen, bir taraftan neolitik dönemin arkeolojik alanlarının Taş Tepeler Projesi'yle zirveye ulaştığı bir dönemde bir taraftan da Türk İslam medeniyetinin pek çok eserini bünyesinde barındıran peygamberler şehri ünvanını da taşıyan kapsamlı ve çok yönlü bir şehir." Programda Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Sait Ağan, Harran Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Tahir Güllüoğlu, Batman Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İdris Demir ile projenin bilimsel koordinatörü ve Batman Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gülriz Kozbe de konuşma yaptı. Program, plaket takdimi ve fotoğraf çekimiyle sona erdi.

Taş Tepeler Dünya Sahnesinde Haber

Taş Tepeler Dünya Sahnesinde

Göbeklitepe Ve Taş Tepeler Berlin’de Dünya Sahnesinde Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Kasım Gülpınar, Almanya’nın başkenti Berlin’de açılan “Toplumun Keşfi: 12 Bin Yıl Önce Göbeklitepe ve Taş Tepelerde Yaşam” sergisinin açılışına katıldı. Sergiyi gezerek eserleri inceleyen Başkan Mehmet Kasım Gülpınar, Göbeklitepe ve Taş Tepeler’in insanlık tarihindeki eşsiz önemine dikkat çekerek, “Elimizdeki bu büyük hazineyi dünyaya duyurmak birinci vazifemizdir” ifadelerini kullandı. İnsanlık tarihinin en önemli arkeolojik miras alanları arasında yer alan Göbeklitepe ve Taş Tepeler, Almanya’nın başkenti Berlin’de dünya ile buluştu. “Toplumun Keşfi: 12 Bin Yıl Önce Göbeklitepe ve Taş Tepelerde Yaşam” başlıklı sergi, kapılarını ziyaretçilere açtı. Berlin’deki James-Simon-Galerie’de düzenlenen serginin açılışına; Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Şanlıurfa Valisi Hasan Şıldak ve Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Kasım Gülpınar katıldı. Şanlıurfa Müzesi koleksiyonundan seçilen toplam 89 eser ile 4 replikanın yer aldığı sergide, 44 eser ilk kez sergileniyor. Neolitik Çağ’da insanlığın yerleşik yaşama geçiş süreci, üretim biçimleri ve inanç pratikleri, arkeolojik buluntular eşliğinde ziyaretçilere aktarılıyor. Sergide ayrıca dünyaca ünlü fotoğraf sanatçısı Isabel Muñoz’un, Taş Tepeler bölgesinde çektiği çağdaş fotoğraf çalışmaları da yer alarak arkeolojik anlatımı görsel bir boyutla tamamlıyor. 10 Şubat – 19 Temmuz tarihleri arasında açık kalacak sergiyle, Göbeklitepe ve Taş Tepeler’in binlerce yıllık mirasının uluslararası kamuoyuna tanıtılması hedefleniyor. Sergi, Türkiye’nin kültürel mirasını dünya sahnesine taşımasının yanı sıra, kültür diplomasisi açısından da güçlü bir mesaj niteliği taşıyor. Başkan Gülpınar: “Bu Sergi Sadece Şanlıurfa Değil, Türkiye’nin Tanıtımıdır” Sergi açılışında konuşan Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Kasım Gülpınar, organizasyondan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na teşekkür etti. Başkan Gülpınar, “Şanlıurfa’nın tanıtımı bizim için son derece önemli. Elimizde böyle bir hazine varken bunu dünyaya duyurmak birinci vazifemizdir” dedi. Daha önce Roma’daki Kolezyum’da açılan serginin Berlin’de Müze Adası’nda ziyaretçilerle buluştuğunu hatırlatan Gülpınar, serginin yakın zamanda diğer dünya başkentlerinde de açılmasının planlandığını belirtti. Bu organizasyonun yalnızca Şanlıurfa için değil, Türkiye’nin tanıtımı açısından da büyük önem taşıdığını vurguladı. Taş Tepeler Projesi’ne de değinen Gülpınar, şu ana kadar 12 farklı tepenin tespit edildiğini ve kazıların ilerledikçe insanlık tarihine dair yeni verilerin ortaya çıktığını söyledi. Japonya ve Çin gibi ülkelerin kazılara sponsor olmak için ilgi gösterdiğini ifade eden Gülpınar, “Şu ana kadar bile bilinen tarih değişti. Daha da eskiye gidilmesi ihtimali oldukça yüksek” dedi. Şanlıurfa’nın tarihi, kültürel ve inanç turizmi açısından büyük bir potansiyele sahip olduğunun altını çizen Başkan Gülpınar, “Tüm malzeme elimizde. Şimdi bunu en iyi şekilde organize edip sunmak istiyoruz. Urfa, bir turizm şehri olmayı fazlasıyla hak ediyor” ifadelerini kullandı.

Sefertepe'de Tarihi Süs Eşyaları Haber

Sefertepe'de Tarihi Süs Eşyaları

Şanlıurfa'da yürütülen "Taş Tepeler Projesi" kapsamında Sefertepe'de ortaya çıkarılan malzemeler, 10 bin 500 yıl önce yaşamış toplulukların süs eşyası üretimindeki ustalığını gözler önüne seriyor. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Tarih Öncesi Arkeolojisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Kazı Başkanı Doç. Dr. Emre Güldoğan, AA muhabirine, Kültür ve Turizm Bakanlığınca yürütülen "Şanlıurfa İli Neolitik Çağ Araştırmaları Taş Tepeler Projesi" kapsamında gerçekleştirilen kazıların bu yılki kısmının tamamlandığını belirtti. Güldoğan, bu yıl yapılan kazılarda süs ve takı eşyalarına yönelik oldukça zengin bir dönem geçirdiklerini, eserlerin yaklaşık 10 bin 500 yıl öncesine tarihlendiğini, çok sayıda boncuk ve insan betimlemeli idole (heykelcik) ulaştıklarını söyledi. Çift yüzlü insan betimli heykel Sefertepe'de gün yüzüne çıkarılan boncuklar arasında Karahantepe ve Sayburç'ta bilinen çift yüzlü insan betimli örneklerin küçük bir versiyonunun yer aldığını dile getiren Güldoğan, bu buluntuların aynı kültürel geleneğin devamı niteliğinde olduğunu kaydetti. Bu figürlerin Taş Tepeler bölgesinin ortak sembol repertuvarının parçası olduğunu vurgulayan Güldoğan, ayrıca Dicle Havzası'nda bilinen kakma boncuk tiplerinin de bu yıl Sefertepe'de ortaya çıkarıldığını açıkladı. Güldoğan, kazılar sırasında bir taşa kazınmış bir yavru domuz betimlemesiyle de karşılaştıklarını, bu tür çizimlerin dönemin insanının dış dünyayla olan ilişkilerini yansıttığını söyledi. Sert cisimler kum ve suyla şekillendirilmiş Emre Güldoğan, eserlerde kullanılan kireç taşının yüzey kabuğu kırıldıktan sonra kolay işlenebildiğini, buna karşın boncuklarda kullanılan yeşim, labradorit gibi egzotik taşların çok daha yüksek beceri gerektirdiğini ifade etti. Boncuk ve idollerin üretim tekniklerinin dönemin ustalığını anlamaya imkan tanıdığını belirten Güldoğan, şöyle konuştu: "Kireç taşı formasyon olarak dışı çok sert olmasına karşın ilk üst kabuğu kırıldıktan sonra işlemesi kolay bir malzeme fakat diğer malzemelerle ilgili olarak söyleyebileceğimiz, günümüzde aslında çok ince aletlerle ve metalin kullanılmasıyla düşüneceğimiz maddeler fakat bahsettiğimiz dönemde bunlar yok. En tanımlı söyleyebileceğimiz delik açmalarında kum, su kesinlikle kullanılıyor, betimlenmeleri sırasında kayaç olarak da kendisinden yani o kullanılan ham maddeden daha sert bir kayacın kullanılmış olma ihtimali yüksek. (Yaylı) Matkap gibi basit tipte bir mekanizmayı döndürerek delik açmaya yarayacak aletlerin kullanıldığını benzer kazılardaki örneklerden de söylemek mümkün."

Türkiye'de Geçmişin İzini Arıyor Haber

Türkiye'de Geçmişin İzini Arıyor

Liverpool Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Douglas Baird, 30 yıldır Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde yürüttüğü kazı çalışmalarıyla tarihi gün yüzüne çıkarıyor. Başta Ürdün ve Irak olmak üzere Orta Doğu'nun birçok yerinde kazı çalışması yaptıktan sonra 1995'te Türkiye'ye gelen İngiliz arkeolog Baird, Konya'da Çatalhöyük, Boncuklu Höyük, Karaman'da Pınarbaşı kazılarında önemli araştırmalara imza attı. Son olarak Kültür ve Turizm Bakanlığının "Taş Tepeler Projesi" kapsamında Göbeklitepe'den önce inşa edildiği düşünülen, Şanlıurfa'nın Eyyübiye ilçesinde bulunan Mendik Tepe'deki kazılara başkanlık yapan 65 yaşındaki Baird, işini ilk günkü heyecanla yapıyor. Baird, AA muhabirine, Türkiye'de uzun yıllardır kazı çalışmaları yürüttüğünü belirterek, Mendik Tepe'nin insanlık tarihinin en erken dönemlerine ışık tutan bir merkez olduğunu söyledi. Orta Doğu'nun insanlığın merkezi olduğunu dile getiren Baird, "Doktora hocamla birlikte Irak'ta, Mendik Tepe ile benzer tarihlere sahip Neolitik Çağ yerleşimlerinde kazılar yapıyordum. O dönemde bu yerleşimlerin Türkiye'ye doğru nasıl yayıldığını anlamak istedik. Aynı yıllarda Çatalhöyük'te de kazı yürütülüyordu. Biz de bu nedenle İç Anadolu'da kazılara başladık." dedi. Taş Tepeler'deki kazılar herkesi heyecanlandırıyor Taş Tepeler Projesi'nde yer almanın kendileri için büyük bir heyecan kaynağı olduğunu belirten Baird, şunları kaydetti: "İç Anadolu'da gerçekleştirdiğimiz farklı yerleşimleri kapsayan bölgesel çalışmanın bir benzerini burada daha geniş ölçekte yapma fırsatımız olacak. Taş Tepeler Projesi kapsamında farklı akademisyenlerin yürüttüğü kazılarda elde edilen verileri birlikte değerlendirerek aradaki bağlantıları ortaya koyabileceğiz. Bu, proje çalışanları için oldukça heyecan verici. Biz de Mendik Tepe kazısıyla bu projeye katkı sunmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Taş Tepeler, büyük dikili taşları ve görkemli yapılarıyla yalnızca akademisyenler için değil, toplumun geneli için de heyecan verici bir alan. Yapılan belgeseller ve ziyaretçi ilgisi de bunu gösteriyor." Baird, Mendik Tepe'deki kazı çalışmalarını sürdürmek için Türkiye'de yaklaşık 5 yıl daha kalmayı planladığını belirtti.

Geçmişten Günümüze Göbeklitepe Haber

Geçmişten Günümüze Göbeklitepe

UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Göbeklitepe'deki kazıların bulguları, tarım ve hayvancılığın yerleşikliğin nedeni değil sonucu olduğunu, 12 bin yıl önce yaşayan toplulukların sadece hayatta kalma mücadelesi vermediğini, mimarlıkta, teknolojide ve sanatta da gelişmiş bir toplum olduğunu ortaya koyuyor. AA'nın, Anadolu'daki arkeolojik kazılarda, öngörülenden daha eski dönemlere tarihlenen verilere ulaşılmasına ilişkin dosya haberinin ilk bölümünde, Şanlıurfa'nın merkez Haliliye ilçesi sınırlarında kırsal Örencik Mahallesi yakınlarında bulunan Göbeklitepe'deki bulgular ele alındı. Kent merkezine 18 kilometre uzaklıktaki Örencik Mahallesi'nde, 1963'te yapılan yüzey çalışmaları sırasında fark edilen Göbeklitepe'de 1995'ten bu yana Kültür ve Turizm Bakanlığı himayesinde kazı çalışmaları yürütülüyor. UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne 2018'de dahil edilen Göbeklitepe'deki kazılarda elde edilen sonuçlar hem dünyanın ilgisini bu alana çekti hem de tarih yazımını değiştirecek veriler ortaya koydu. Göbeklitepe Kazı Başkanı Prof. Dr. Necmi Karul, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 1995'te başlayan kazılarla Göbeklitepe'nin neolitik çağın anıtsal yapılarını barındırdığının öğrenildiğini belirtti. Kazılarda, M.Ö. 9600'lü yıllar ile 8200'lü yıllar arasına tarihlenen yaklaşık 1500 yıllık süreci yansıtan yerleşim katmanlarının kısmen açığa çıkarıldığını anlatan Karul, burada kamusal özellik taşıyan anıtsal yapıların olmasının arkeoloji camiasında büyük etki yarattığını kaydetti. Karul, şöyle konuştu: "Göbeklitepe'nin içerisinde insanların günlük hayatlarını sürdürdükleri konutların da olduğu kamusal yapıların olması, dolayısıyla buraların insanların bir araya geldikleri inançlarla ilgili bir yer olmasından öte bir yerleşim yeri olarak kullanıldığı anlaşıldı. Nitekim 2021'de Taş Tepeler ile bu bölgedeki Neolitik çağ araştırmaları daha geniş bir bölgeye yayıldığında da benzer sonuçlarla karşılaştık. Bugün Harran Ovası'nın etrafında çok sayıdaki çağdaş yerleşmede yine özel kamusal yapılar ile konutları bir arada gördüğümüz yerleşim yerleri açığa çıkardık. Göbeklitepe'nin bunların içerisindeki en önemli farkı, bu döneme ilişkin sonraki süreçteki araştırmaları tetikleyen bir yönü oldu. Bunun da başında özellikle buradaki anıtsal yapıların, onlar içerisindeki T biçimi dikili taşlar ve daha da önemlisi T biçimdeki taşların üzerindeki sembollerin varlığı... Bütün bunları bir araya getirdiğimiz zaman bize 12 bin yıl önceki insanın mimarlıkta, teknolojide, sanatta ne kadar ileri toplumlar olduğunu gösterdi diyebiliriz." dedi. Karul, Taş Tepeler Projesi kapsamında Göbeklitepe ve çağdaş alanlarda yürütülen çalışmalarda elde edilen bilgilerle, o dönemdeki yaşama ilişkin önceki düşüncelerin aksine sonuçlara ulaştıklarını, avcı-toplayıcı bir yaşam süren toplulukların yerleşik yaşamı benimsediklerini gördüklerini anlattı. Yerleşik hayata geçilmesine rağmen bu toplulukların henüz tarım ve hayvancılığı bilmediğinin anlaşıldığını vurgulayan Karul, Göbeklitepe'de yerleşiklikle beraber çevredeki kaynakların daha etkin bir şekilde değerlendirildiğinin görüldüğüne işaret etti. Dönemin ileri aşamalarında bitki yetiştiriciliği ve hayvan evcilleştirme denemeleriyle karşılaştıklarına dikkati çeken Karul, sözlerini şöyle sürdürdü: "Yerleşikliğin hemen ardından bitkileri tarıma aldıklarını ve hayvanları evcilleştirdiklerini görüyoruz. Dolayısıyla Göbeklitepe ve benzeri yerlerde yerleşiklikle başlayan süreç, bugünkü toplumsal düzenin temelindeki en önemli girdi olan üretici yaşamın da başlangıcını gördüğümüz bir yer olarak arkeoloji tarihçesinde önemli bir yer tuttu. Göbeklitepe'yi bu kadar önemli yapan, toplumun büyük bir kısmının ilgisini çeken, dünya ölçeğinde ilgisini çeken şey, bizim geçmişe bakış açımızın, algımızın ne kadar yanlış olduğunu adeta gözler önüne sermesi. Başka bir ifadeyle de yüzümüze vurması oldu. Bunu nasıl biraz daha açıklayabiliriz derseniz, Göbeklitepe gibi yerlerin özellikle geçmişteki toplumların ilkel, az gelişmiş toplumlar olduğu algısını köklü bir şekilde değiştirdiğini anlıyoruz. Modern insan geçmişe ilerlemiş bir şekilde bakar ve geçmişi düşündüğünde de kendisi zamanın sonunda olduğu için kendisini geçmişe göre en gelişmiş bireyler, insanlar ve toplumlar olarak algılar. Göbeklitepe bize 12 bin yıl önce burada yaşayan insanların anıtsal mimariler yapabilen, bir araya gelip bu yapıların içerisinde meclisler kuran ve o dikili taşları, onların üzerindeki ağırlıklı hayvan betimleriyle oluşturdukları sahneleri işleyebilen ve bunlarla birtakım mitolojik hikayeleri yaşamlarının bir parçası haline getiren topluluklar olduğunu gösterdi. Böyle düşünüldüğünde 12 bin yıl önce Göbeklitepe'deki insanın bugünkü toplumdan hiç de geri kalmayacak yönlerinin, sanatçılarının, hikaye anlatıcılarının olduğunu, o hikayeleri bu dikili taşların üzerine işleyebilecek sanatkarların, bu binaları yapan, tasarlayan o dönemin mimarları ve ustaları olduğunu gösterdi. Bizim bugünkü bakış açımızın geçmişi ne kadar küçümseyici olduğunu da yüzümüze vurmuş oldu diyebiliriz." Göbeklitepe ve çağdaşı alanlardaki bulguların tarih yazımını değiştirebildiğini ifade eden Karul, şu bilgileri aktardı: "Tarih kitapları dünyanın hemen hemen her yerinde son yıllarda kuşkusuz değişiyordur. Özellikle yerleşikliğin nedeninin tarım ve hayvancılık olduğu düşünülürken Göbeklitepe ve çağdaşı yerler, yerleşikliğin nedeninin tarım ve hayvancılık değil, tarım ve hayvancılığın yerleşiminin bir sonucu olduğunu gösteren yerlerin başında geliyor. Bilginin değişmesi bakımından düşündüğümüzde en önemli dizilerden biri. Yine okul kitaplarında geçmiş dönemdeki, 12 bin yıl önceki insanların yaşam mücadelesi vermekle sınırlı bir hayat sürdürdükleri algısı var. İnsanların mağaralarda yaşadığı ve zorluklar içerisinde yaşadığı gibi bir algı vardı. Göbeklitepe'de bunun ne kadar gerçek dışı olduğunu, 12 bin yıl önceki insanların becerilerinin, başarılarının her anlamda, teknolojide, mimarlıkta ne kadar üst düzeyde olduğunu gösterdiğini de rahatlıkla söyleyebiliyoruz. Böyle bakıldığında tarih yazımındaki yanlışları büyük bir oranda düzelten arkeolojik keşiflerin başında geliyor diyebiliriz."

Karahantepe'de Yeni Bulgular Haber

Karahantepe'de Yeni Bulgular

Taş Tepeler Projesi Koordinatörü Prof. Dr. Necmi Karul, tarihi 12 bin yıl öncesine kadar dayanan kazı alanlarında insanların beslenme alışkanlıklarını nasıl kazandığına yönelik önemli bulgulara rastladıklarını belirtti. Şanlıurfa Valiliğinden yapılan açıklamaya göre, Vali Hasan Şıldak öncülüğünde başlatılan Gastronomi Projesi kapsamında değerlendirmede bulunan Karul, özellikle Karahantepe'de süren çalışmalarda çok sayıda oda tarzı yapıyla karşılaştıklarını ve burada öğütme taşları, el taşları, bitki kalıntıları ve farklı hayvan türlerine ait kemik parçalarına rastladıklarını ifade etti. Bunların 12 bin yıl öncesinde insanların nasıl bir beslenme alışkanlığına sahip olduğuna dair önemli bulgular içerdiğini ve bunun araştırmalarının devam ettiğini aktaran Karul, şunları kaydetti: "Göbeklitepe'nin tarihi 12 bin yıl öncesine kadar dayanıyor. Tabii ki bu süreçte orayı yapan insanlar yaşıyorlardı. Hatta uzun bir süre burası sadece bir toplanma merkezi veya kutsal bir alan mı yoksa yaşam merkezi mi diye tartışmalar vardı. Taş Tepeler Projesi'nde aslında bunun da cevabını arıyoruz. 10 kazı bölgesinde bu kazılarla hem bu bulguları ortaya çıkarıyor hem de insanların yaşamlarını sürdürdüğü konutları ortaya çıkarıyoruz. Konutları ortaya çıkarmak demek günlük yaşama ilişkin bulgulara da rastlamak demek. Özellikle Karahantepe'de onlarca kulübe tarzı yapı ortaya çıkardık. İçerisinde de öğütme taşları, el taşları, bitki kalıntıları ve yine farklı hayvan türüne ait kemik parçalarının ortaya çıktığını gördük. Biz de bu alanlarda besinin hazırlandığını ve insanların çevrelerindeki kaynaklardan etkin şekilde yararlandığını anlamış olduk. Tüm bunları yan yana getirdiğimiz zaman çevresindeki farklı kaynakları mutfakta bir araya getiren insanların varlığının kanıtladığını diyebiliriz. Çalışmalarımız devam ediyor. Daha nice analizler var. İleriki zamanlarda bu mutfak kültürünün nasıl olduğunu da kamuoyuyla paylaşmış olacağız." Göbeklitepe kazı çalışmalarında insanların yerleşik hayata geçtikten sonra buğdayın ilk kez tarım alanında kullanıldığını gördüklerini de ifade eden Prof. Dr. Karul, 12 bin yıl önce buradaki insanların nasıl bir beslenme alışkanlığının olduğunu ve bunun ileriki yıllarda nasıl geliştiğini araştırdıklarını belirtti. Bu çerçevede Şanlıurfa Valiliğinin başlattığı Gastronomi Projesi'nin çok önemli olduğuna değinen Karul, şöyle devam etti: "Bizim tüm çalışmalarımızı bir araya getireceğimiz bir fikir, bir akıl olarak ortaya çıkıyor. Proje çerçevesinde akademisyenlerimiz ve yerel kültürü içerisine katan geniş kapsamlı bir çalışma içerisindeyiz. Burası bağdayın anavatanı. Buğdayın yabani olarak yetiştiği bir coğrafya. Burada insanların yerleşik hayata geçtikten sonra buğdayın ilk kez tarım alanında kullanıldığını görüyoruz. Tahılın yabani iken işlendiğini ve zamanla bundan besin üretildiğini görüyoruz. Şanlıurfa arkeolojik alanlarla mutfak kültürünün ilk aşamalarını izleyebileceğimiz yer özelliğini taşıyor." Vali Hasan Şıldak da Karul ve ekibinin çok titiz bir şekilde önemli çalışmalar gerçekleştirdiğini dile getirerek, "Şanlıurfa'da çok kapsamlı olarak uygulayacağımız Gastronomi Projesi ile günümüze kadar gelen aşamaları Neolitik Çağ dönemlerine kadar giderek temellendirmek istiyoruz. Zira bilinen en eski yapılar burada ve burada da mutfak kültürüne ait bir birikim ortaya çıkıyor. Gelişmeleri süreç içerisinde kamuoyuna duyurmaya devam edeceğiz." ifadelerini kullandı.

10 Bin Yıl Öncenin Süs Eşyaları Haber

10 Bin Yıl Öncenin Süs Eşyaları

Şanlıurfa'da yürütülen "Taş Tepeler Projesi" kapsamında Sefertepe'de devam eden kazı çalışmalarında biri leopar, diğeri akbaba ve insan figürlü, yaklaşık 10 bin yıl öncesine tarihlenen iki süs eşyası bulundu. Kültür ve Turizm Bakanlığının "Şanlıurfa İli Neolitik Çağ Araştırmaları Taş Tepeler Projesi" çerçevesinde, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Tarih Öncesi Arkeolojisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Emre Güldoğan'ın başkanlığında yürütülen Sefertepe kazıları devam ediyor. Doç. Dr. Güldoğan, AA muhabirine, bölgede 2021 yılında başladıkları kazı çalışmalarına devam ettiklerini ve bu kazılar sırasında farklı buluntularla karşılaştıklarını söyledi. Geçmiş yıllardaki kazılarda aralarında yılan biçiminde olanların da yer aldığı çeşitli tiplerde, farklı ham maddelerden üretilmiş boncukların (manevi değeri yüksek obje) görüldüğünü ancak bu yıl ilk kez leopar ile insan ve akbaba şekilli süs eşyasını bulduklarını belirten Güldoğan, şöyle konuştu: "Bu yıl iki önemli boncuk olduğunu düşündüğümüz buluntuyla karşılaştık, bunlar yeşim taşından yapılmış bölgemizdeki ham maddelerin dışından olduğunu düşündüğümüz bir örnek. Biri leopar, biri de akbaba ve bir insan ikilisi bir arada bir boncuk üzerine işlenmiş halde bulundu. Özellikle akbaba ve insan, Karahantepe'de çok benzerlerini gördüğümüz, sırtında hayvan taşıyan insan örneklerinin biraz küçültülmüş boyutunda bir betim şeklinde karşımıza çıktı. Leopar da yine Sayburç gibi, Karahantepe gibi, Göbeklitepe gibi yerleşimlerde dikili taşlar üzerinde panolar üzerinde çok net olarak temsil edilen bir hayvanı oluşturuyor. Sefertepe'nin diğer taş tepelerdeki yerleşimlerle olan ilişkilerini göstermesi açısından bu iki buluntunun da önemli olduğunu söylemek mümkün." Güldoğan, Sefertepe kazılarında şu ana kadar "Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem B Evresini" kazdıklarını anlatarak, buldukları iki süs eşyasının günümüzden yaklaşık 10 bin yıl öncesine ait olduğunu söyledi. Yıllar öncesinde bile süs eşyalarının günümüzle aynı amaçla kullanıldığını aktaran Güldoğan, "Eski dönemdeki insanlar da günümüzdeki insanlardan farklı olarak kullanmıyor boncukları. Bileklik, kolye, takı gibi aksesuar olarak kullandıklarını söylemek mümkün. Tabii ki bu özellikli ham maddelerden yapılanların farklı aktivitelerde kullanıldığı gerçeğini de unutmamak gerekiyor. Bunlarla ilgili detaylı çalışmalar yapıldıktan sonra daha kesin bir şey söylemek mümkün olacaktır." dedi. Güldoğan, bulunan süs eşyalarının ham maddesinin bölgeye ait olmadığını belirterek, "İki örnek bizim coğrafyamızın daha dışında belki daha güneyden İsrail-Filistin bölgesinden en yakın örneklerle temsil edildiğine dair yayınlarda yer almış örnekler olduğunu biliyoruz. Tabii ki bölgede bir ham madde araştırması yapılmasına ihtiyaç var." diye konuştu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.