Uygulamalarımız appstore googleplay

#Kurtuluş Savaşı

gazeteci63.com - Kurtuluş Savaşı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kurtuluş Savaşı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

CHP 103. Yaşını Kutluyor Haber

CHP 103. Yaşını Kutluyor

AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, Kurtuluş Savaşı'nın ardından yeni bir yönetim şekline kavuşan Türkiye'nin ilk siyasi partisi, Milli Mücadele'nin önderi Mustafa Kemal Atatürk tarafından "Halk Fırkası" adıyla kuruldu. 1924'te ise partinin adının başına "Cumhuriyet" sözcüğü getirildi. 1935'teki dördüncü kurultayda ise "Cumhuriyet Halk Partisi" adını aldı. Dünyanın en eski siyasi partilerinden biri olan ve 1923'ten 1950'ye kadar iktidarda kalan CHP, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından kapatıldı. Parti daha sonra 3821 Sayılı Yasa'ya dayanılarak kuruluşunun 69. yıl dönümü olan 9 Eylül 1992 günü tekrar açıldı. Vekaleten görev alanlar dışında, CHP'de genel başkanlık koltuğuna Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Bülent Ecevit, Hikmet Çetin, Altan Öymen, Deniz Baykal, Kemal Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel oturdu. Dördüncü olağan kurultay, Atatürk'ün katıldığı son kurultay oldu İlk kurultayı Sivas Kongresi olarak kabul edilen CHP'de, 15 Ekim 1927'de yapılan ikinci kurultay ise Atatürk'ün "Büyük Nutuk"u okuduğu kurultay olarak tarihteki yerini aldı. Kurultay kapsamında, 15-20 Ekim arasında toplam 36 saat 33 dakika konuşma yapan Atatürk, 19 Mayıs 1919'da başlayan Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın tüm dönemlerini ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş koşullarını belgelere dayanarak anlattı. "Gençliğe Hitabe" bölümüyle sona eren kurultayda, "Cumhuriyetçilik, Halkçılık, Milliyetçilik ve Laiklik", partinin dört temel ilkesi olarak belirlendi. CHP'nin ilkelerine, 10 Mayıs 1931'de yapılan üçüncü olağan kurultayda, "Devletçilik ve Devrimcilik" eklendi. Böylelikle, partinin amblemi olacak "altı ok"un felsefesini oluşturan altı ilkenin, parti programına ve tüzüğüne giriş süreci tamamlandı. CHP'nin 9 Mayıs 1935'teki dördüncü olağan kurultayı, Atatürk'ün katıldığı son kurultay oldu. İsmet İnönü yaklaşık 33 yıl genel başkanlık yaptı Parti, ilk olağanüstü kurultayını Atatürk'ün vefatı üzerine 26 Aralık 1938'de yaptı. Genel başkanlığa seçilen İsmet İnönü, yaklaşık 33 yıl bu görevi sürdürdü. İnönü'nün istifasının ardından partinin başına, 14 Mayıs 1972'de yapılan 6. Olağanüstü Kurultay'da Bülent Ecevit geçti. 24 Mayıs 1979'daki 24. Olağan Kurultay ise CHP'nin "Ecevitli" son kurultayı oldu. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra, 30 Ekim 1980 tarihli dilekçesiyle genel başkanlıktan ayrıldığını açıklayan Ecevit, bir daha CHP'ye dönmedi. Darbenin ardından kapatılan parti, 9 Eylül 1992'de yapılan kurultay sonrası genel başkanlığa seçilen Deniz Baykal ile tekrar siyaset sahnesinde yerini aldı. 18 Şubat 1995'te SHP ile CHP birleşmesinin ardından genel başkanlığa Hikmet Çetin getirildi. 9 Eylül 1995'te yapılan Olağan Kurultay'da Deniz Baykal yeniden genel başkanlığa seçildi. Baykal, 18 Nisan 1999 tarihinde yapılan Genel Seçimlerde partisinin baraj altı kalmasının ardından 21 Nisan 1999'da istifa etti. Baykal'ın istifası sonrası yapılan kurultayda genel başkanlığa seçilen Altan Öymen, bu görevi 15 ay sürdürdü. 30 Eylül 2000 tarihinde yapılan 11. Olağanüstü Kurultay'da Baykal yeniden bir kez daha genel başkan olarak belirlendi. CHP, 3 Kasım 2002 yılında yapılan Genel Seçimlerde yüzde 19,4 oy oranıyla ana muhalefet partisi olarak Meclis'e yeniden girdi. Özgür Özel, 38. Olağan Kurultay'da genel başkanlığa seçildi Deniz Baykal'ın 10 Mayıs 2010'da gündeme gelen gizli kamera görüntüleri nedeniyle istifa etmesinin ardından 33. Olağan Kurultay'da Kemal Kılıçdaroğlu CHP'nin 7. genel başkanı seçildi. 13 yıl CHP Genel Başkanlığı görevini yürüten Kılıçdaroğlu, 4-5 Kasım 2023 tarihlerinde gerçekleşen 38. Olağan Kurultay'da Manisa Milletvekili Özgür Özel ile yarıştı. Seçimin ilk turunda salt çoğunluk sağlanamadığı için oylama ikinci tura kaldı. İkinci tur seçiminin ardından yapılan oy sayımında Özgür Özel, 812 oy alarak CHP'nin yeni genel başkanı oldu. Özel, 6 Nisan 2025'te düzenlenen 21. Olağanüstü Kurultay'da, 21 Eylül 2025'te düzenlenen 22. Olağanüstü Kurultay'da ve 28-30 Kasım 2025'te yapılan 39. Olağan Kurultay'da tekrar genel başkanlığa seçildi. Kılıçdaroğlu, "mutlak butlan" kararı ile göreve döndü Özgür Özel'in CHP Genel Başkanı seçildiği 38. Olağan Kurultay'ın ardından, eski Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş ve bazı kurultay delegeleri, kurultayın parti içi demokrasi, eşitlik ve serbest irade ilkelerine aykırı yapıldığını öne sürerek, kurultayın iptali talebiyle yargı yoluna başvurdu. İlk derece mahkemesi, CHP'nin kurultay sürecinden sonra yeni kongreler ve olağanüstü tüzük kurultayı gerçekleştirmiş olmasını gerekçe göstererek, açılan davaların konusuz kaldığına hükmetti ve talebi reddetti. Bunun üzerine davacılar, yerel mahkemenin bu kararını istinaf mercii olan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) 36. Hukuk Dairesi'ne taşıdı. Yapılan incelemeler sonucunda BAM 36. Hukuk Dairesi tarafından, CHP kurultay davasında, "mutlak butlan" nedeniyle Özgür Özel ile parti yönetiminin tedbiren görevden uzaklaştırılması ve Kemal Kılıçdaroğlu ile yönetiminin görevi devralması kararı alındı. Mahkemede tarafından görevden uzaklaştırılan Özel, 22 Mayıs'ta mahkemenin tedbir kararına itiraz ederek, bireysel olarak temyiz başvurusunda bulundu. Kemal Kılıçdaroğlu'nun avukatının başvurusu üzerine CHP Genel Merkezi 24 Mayıs'ta polis tarafından tahliye edildi. Özel, beraberindekilerle partiden ayrılarak TBMM'ye yürüdü. CHP'nin TBMM'deki sandalye sayısı 44'e düştü Tahliyeden bir gün önce 23 Mayıs'ta Özel, CHP'nin TBMM'de düzenlediği kapalı grup toplantısında yeniden Grup Başkanı seçilerek karşı bir hamlede bulundu. Mutlak butlan kararının ardından Kılıçdaroğlu, 30 Mayıs'ta genel merkezde halk buluşması düzenleyerek 2,5 yıl aranın ardından ilk kez genel merkezde partililerle bir araya geldi. Kılıçdaroğlu, 2 Haziran'da yaptığı Parti Meclisi (PM) toplantısında, son genel başkan seçildiği 37. Olağan Kurultay'da belirlenen PM üyelerinin içerisinden, hala partili kimliği devam edenler arasından Merkez Yönetim Kurulu üyelerini belirleyerek yeniden parti faaliyetlerine başladı. Bu tarihten itibaren CHP'de, Kılıçdaroğlu'nun "arınma" olarak nitelendirdiği süreç başladı. Aralarında 9 milletvekilinin de yer aldığı çok sayıda partili, kesin ihraç talebiyle Yüksek Disiplin Kurulu'na sevk edilirken, 81 ilde ve ilçelerinde il başkanlığı ve ilçe başkanlığı düzeyinde görevlendirme yapıldı. Daha sonra, 91 milletvekili CHP'den istifa ederek Özgür Özel'in Genel Başkanlığında Yeni Parti'yi kurdu ve CHP'nin TBMM'deki sandalye sayısı 44'e düştü. Böylece CHP, TBMM'de "ana muhalefet" partisi olma konumunu yitirdi ve sandalye sayısına göre beşinci parti oldu. Genel Başkan Kılıçdaroğlu başkanlığındaki heyet, Anıtkabir'i ziyaret etti CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin 103'üncü kuruluş yıl dönümü etkinlikleri kapsamında partililerle Anıtkabir'i ziyaret etti. Kılıçdaroğlu, beraberindeki heyetle Aslanlı Yol'dan yürüyerek Atatürk'ün mozolesine çelenk bıraktı ve saygı duruşunda bulundu. Sonra Misak-ı Milli Kulesi'ne geçen Kılıçdaroğlu, burada Anıtkabir Özel Defteri'ne şunları yazdı: “Büyük Atatürk, Sayın Genel Başkanım, Cumhuriyet Halk Partimizin 103. kuruluş yıl dönümünde 9 Eylül'ün bağımsızlık ve kuruluş ruhuyla huzurunuzdayız. Yaktığınız bağımsızlık ateşi bugün de yolumuzu aydınlatıyor. Kurduğunuz Cumhuriyet Halk Partisi bizlere bıraktığınız en büyük emanetlerden biri olarak yaşamaya devam ediyor. Emanetinize layık olmak, Cumhuriyet Halk Partisinin dokularına işlenen ahlakı, adaleti ve erdemi korumak her türlü yozlaşmadan arınma iradesini ve temiz siyaset anlayışını kararlılıkla sürdürmek demektir. Bu sorumluluğun gereği olarak Cumhuriyetimizi 2. yüzyılda demokrasi ile taçlandıracağımıza ve millet egemenliğini eksiksiz hakim kılacağımıza söz veriyoruz. 9 Eylül ruhundan aldığımız güçle, ülkemizi, demokrasinin, adaletin ve umudun ülkesi yapma mücadelemizi sürdüreceğiz. Aziz hatıranız önünde saygıyla eğiliyor, silah arkadaşlarınızı ve aziz şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle, şükranla anıyor, hayatını yitirmiş tüm Cumhuriyet Halk Partilileri saygıyla yad ediyoruz. Ruhunuz şad olsun.” Daha sonra beraberindeki heyetle fotoğraf çekimini gerçekleştiren Kılıçdaroğlu, İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün Anıtkabir'deki mezarını ziyaret etti, çiçek bırakıp saygı duruşunda bulundu.

Jandarma Teşkilatı 187 Yaşında Haber

Jandarma Teşkilatı 187 Yaşında

Devlet arşivlerinde adına ilk defa 1839'dan itibaren rastlanan ve 2016'da İçişleri Bakanlığına bağlanan Jandarma Teşkilatı, vatandaşın huzur ve güvenliğini sağlamak amacıyla 187 yıldır gece gündüz görev yapıyor. AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, Jandarma Teşkilatının ilk nizamnamesi olan "Asakir-i Zaptiye Nizamnamesi"nin (Askeri Kolluk Tüzüğü) 14 Haziran 1869'da yürürlüğe girmesiyle zabıtanın görev ve hizmetleri ile yetki ve sorumlulukları hukuki çerçeveye alındı. Yönerge kapsamında her ilde personeli piyade ve süvarilerden oluşan birer "zaptiye alayı" kuruldu. Arşivlerde 1839'dan itibaren "jandarma" adına ve "jandarma tayin kararnamelerine" rastlandığı için Türk Jandarma Teşkilatının, ay ve gününün tespiti mümkün olmasa da 1839'da kurulduğu kabul edildi. Tanzimat Fermanı'nın ilan edildiği 1839 ile "Asakir-i Zaptiye Nizamnamesi"nin yürürlüğe girdiği 14 Haziran gününün birleştirilmesiyle Jandarma Teşkilatının kuruluş tarihi 14 Haziran 1839 olarak belirlendi. Sadrazam Sait Paşa tarafından 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'ndan sonra modern zabıta teşkilatı kurulması amacıyla İngiltere ve Fransa'dan subaylar getirtildi ve teşkilatlanmada değişiklik yapılarak 20 Kasım 1879'da "seraskerlik" makamına bağlı "Umum Jandarma Merkeziyesi" kuruldu. Jandarma Teşkilatı, 1908'de İkinci Meşrutiyet'in ilan edilmesinden sonra Rumeli'de gösterdiği başarılar dolayısıyla 1909'da yeniden düzenlenip "Harbiye Nezareti"ne bağlanarak "Umum Jandarma Kumandanlığı" adını aldı. Hukuki statüsünü 1930'da kazandı Jandarma birlikleri, 1914-1918'deki Birinci Dünya Savaşı ile 1919-1922'deki Kurtuluş Savaşı'nda bir yandan iç güvenlik görevlerini sürdürürken diğer yandan birçok cephede yurt savunmasına katıldı. Cumhuriyet'in ilanından sonra devletin birçok kuruluşunda olduğu gibi Jandarma Teşkilatı da yeniden düzenlendi. 1918'de kapatılan Jandarma Astsubay Okulu İzmit'te yeniden açılırken, sabit jandarma bölge müfettişlikleri ve il jandarma alay komutanlıkları yeniden teşkilatlandırılıp seyyar jandarma birlikleri de güçlendirildi. Teşkilat, bugünkü hukuki statüsünü 10 Haziran 1930'da 1706 sayılı Jandarma Kanunu'nun çıkarılmasıyla kazandı. "Jandarma Teşkilat ve Vazife Nizamnamesi" 1937'de yürürlüğe girerken, 1939'da jandarma teşkilatı, "Sabit Jandarma Birlikleri", "Seyyar Jandarma Birlikleri", "Jandarma Eğitim Birlikleri" ve "Okullar" olmak üzere dört grup halinde yeniden düzenlendi. 6815 sayılı Sınır, Kıyı ve Karasularımızın Muhafaza ve Emniyeti ve Kaçakçılığın Men ve Takibi İşlerinin Dahiliye Vekaletine Devri Hakkında Kanun'un 1956'da yürürlüğe girmesiyle bu tarihe kadar dönemin Gümrük ve Tekel Bakanlığına bağlı Gümrük Umum Kumandanlığınca yürütülen sınır, kıyı ve kara sularının emniyet ve korunması ile gümrük bölgelerinde kaçakçılığı men, takip ve tahkik görev ve sorumluluğu, Jandarma Genel Komutanlığına verildi. İlk Jandarma Bölge Komutanlığı Ankara'da kuruldu Jandarma sınır birlikleri, 1957'de tugaylar haline dönüştürülürken ayrıca jandarma eğitim tugayları kuruldu. Teşkilata 1961'de jandarma bölge komutanlıkları ile 1963'te Foça Jandarma Komando Okulu kazandırıldı. İlk Jandarma Bölge Komutanlığı ise 1961'de Ankara'da hizmet vermeye başladı. Teşkilatın gökyüzündeki gözü olan ilk Jandarma Havacılık Birliği, Diyarbakır'da 1968'de Helikopter Bölük Komutanlığı adıyla faaliyete geçti. Jandarmanın yürüttüğü kıyı ve kara suları ile kara sınırlarının korunması görevleri zaman içinde devredildi. Jandarmanın teşkilat, görev ve yetkilerinin belirlendiği 2803 sayılı Kanun, 1983'te yürürlüğe girdi. Jandarma Genel Komutanlığı, Fetullahçı Terör Örgütü'nün 15 Temmuz 2016'daki darbe girişiminin ardından 27 Temmuz 2016'da çıkarılan 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile İçişleri Bakanlığına bağlandı.

MHP, Kongre Sürecini Başlatıyor Haber

MHP, Kongre Sürecini Başlatıyor

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, partisinin "İlk Adım ve İlk Parti Kongresi"nin 19 Mayıs'ta Samsun'un İlkadım ilçesinde yapılacağını bildirdi. Yalçın, partisinin kongre sürecine ilişkin yazılı açıklamada bulundu. Milli Mücadele yıllarında Mustafa Kemal Atatürk'ün kurtuluş mücadelesini başlatmak üzere Samsun'a çıkışına "ilk adım" dendiğini hatırlatan Yalçın, "İlk adım, Kurtuluş Savaşı'nın özünü oluşturan hürriyet ve bağımsızlık kavramlarını takviye ederek Milli Mücadele ruhuyla güçlü bağ kurulmasını sağlayan bir tabirdir. Sembol ve kavram ilişkisi üzerinden kurulan bu denklem, Atatürk'ün Samsun'a çıkışına derin, vasi ve aynı zamanda kutlu bir mana kazandırmaktadır." ifadelerini kullandı. Yalçın, "ilk adım" kavramının, hem vatanın bütünlüğü ve hürriyeti yolunda sarsılmaz bir hamleyi, hem de milletin bekası ve istiklali için sergilenen azim ve kararlılığı yansıttığını belirterek, "İlk adım, milletimizin varoluş refleksi istikametinde tarihe vurulmuş silinmez bir damgadır. O bakımdan 19 Mayıs 1919 tarihini tehlikeli bir vapur seyahatinin son bulmasından, yolcuların Karadeniz'e kıyısı bulanan güzide bir ilimizde karaya ayak basmasından ibaret olmadığı hakikati, 'ilk adım' kavramına destansı bir hususiyet kazandırmaktadır." değerlendirmesini yaptı. MHP'nin, zaman zaman halkla iletişimi zenginleştirmek ve siyasi diyalog iklimini egemen kılmak için tarihin mehabetini yansıtan mefhumları, simge olarak kullandığına dikkati çeken Yalçın, şu ifadeleri kullandı: "Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli'nin, gerek bölgemizde gerekse dünyada meydana gelen kaçınılmaz değişim ve dönüşümlerle Türkiye'nin bütünlüğüne dönük yeni küresel tehditler karşısında iç barışın tesisi ve kardeşlik hukukunun sağlamlaştırılması yolunda ortaya attığı Terörsüz Türkiye fikri de pek ala bir siyasi 'ilk adım'dır. Terörün, terörizmin bir siyaset biçimi, bir kavga silahı olarak kullanıldığı; halkın huzur ve düzeninin çalındığı, Türkiye'nin bekasına dönük dış tehdidin giderek büyüdüğü bir dönemde MHP lideri Devlet Bahçeli'nin yaptığı Terörsüz Türkiye çağrısı, milli mutabakat istikametinde devasa bir 'ilk adım'dır. Partimizin 27 Nisan 2026 tarihli MYK toplantısında alınan karar uyarınca, 7 Mayıs'ta başlatılan kongre süreci çerçevesinde ilk kongre adımının da 19 Mayıs 2026 Salı günü Samsun'un İlkadım ilçesinde atılması kararlaştırılmıştır. İlkadım Kongresi'nin, Atatürk'ün Samsun'a çıkışının 107. yıl dönümü olan 19 Mayıs 2026 Salı gününe denk getirilmesi, sembolik bir amaç taşımaktadır. İlk MHP ilçe kongresinin gerçekleştirileceği Samsun İlkadım, hem Milli Mücadele ruhunu, hem Terörsüz Türkiye fikrine can veren varoluş refleksini, hem de Milliyetçi-Ülkücü Hareket'te vücut bulan beka azmini simgelemektedir." "Sömürgeciliğin panzehri olarak görüyoruz" Yalçın, "İlk Adım ve İlk Parti Kongresi" vesilesiyle Türkiye'nin birlik ve bütünlüğü, milletin barış, dirlik ve sükun içinde hayatını sürdürmesi için 19 Mayıs ruhunun diri tutulmasının öneminin vurgulanacağını ifade etti. Kongrede, milli devlet yapısının daha da güçlendirilip takviye edilmesinde Terörsüz Türkiye'nin oynadığı müspet rolün hatırlatılacağını belirten Yalçın, şunları kaydetti: "Son yıllarda coğrafyamızda vuku bulan hadiseler, MHP'nin milli devlet yapısının takviyesine dönük tezlerinin haklılığına işaret etmektedir. MHP olarak, güçlü milli devlet yapısını sadece Türkiye için değil, tehdit altındaki bütün bölge devletleri için sömürgeciliğin panzehri olarak görüyoruz. Bölgede ve dünyada milli devletlerin çoğalması, bağımsız devletler ve egemen milletler ailesinin yaşamasına katkıda bulunacaktır. Yeryüzünde ne kadar çok güçlü milli devlet yapısı ve bağımsız ülke olursa emperyalizm de o oranda etkisiz kalacaktır. İran, Irak, Suriye ve Lübnan gibi bölge ülkelerinin milli devlet yapılarının korunması, Türkiye'nin güvenliği açısından da hayati önem taşımaktadır. Terörsüz Türkiye demek, olumsuz dış etkenlere direnç göstermek ve ayakta kalmak için gereken refleks ve donanımlara sahip olmak demektir. Partimizin Samsun İlkadım kongresi bu şuurla gerçekleştirilecek, bütün kongre süreci de aynı bilinç ve sinerji içinde devam edecektir. Neticede 7 Mart 2027'deki Olağan Büyük Kurultay'a da aynı ruh ve inançla gidilecektir."

Atatürk, 87. Yılında Anılıyor Haber

Atatürk, 87. Yılında Anılıyor

Umutları tükenmiş bir milleti Milli Mücadele ateşiyle ayağa kaldırıp Anadolu'nun vatan olmasını sağlayarak, bugün 102 yaşına giren Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ebediyete intikalinin üzerinden 87 yıl geçti. Atatürk, 1881'de Selanik'te dünyaya geldi. Annesi Zübeyde Hanım'ın arzusu doğrultusunda ilköğrenimine Hafız Mehmet Efendi'nin mahalle mektebinde başlayan Mustafa Kemal, daha sonra babası Ali Rıza Efendi'nin isteği üzerine geçtiği Şemsi Efendi Mektebi'nde ilkokulu tamamladı. Ortaokul eğitimi için gittiği Selanik Mülkiye Rüştiyesi'nden kendi isteğiyle ayrılan Mustafa Kemal, öğrenimini Selanik Askeri Rüştiyesi'nde sürdürdü, ardından Manastır Askeri İdadisi'nden ikincilikle mezun oldu. Askeri öğreniminin yanında yabancı dil eğitimi de devam eden Atatürk, yazları izinli döndüğü Selanik'te Fransızca dersleri aldı. Daha sonra İstanbul'a gelerek 1899'da girdiği Harp Okulu'nu 1902'de teğmen rütbesiyle tamamlayan Atatürk, Harp Akademisi'nden de 1905'te kurmay yüzbaşı rütbesiyle mezun oldu. Mustafa Kemal, kurmaylık stajı için 1905'te Şam'da 5. Ordu emrine atandı, Suriye bölgesindeki üstün hizmetleri dolayısıyla Beşinci Rütbe'den Mecidi Nişanı verildi. Merkezi Makedonya'nın Manastır şehrindeki 3. Ordu Karargahı'na 1907'de atanan Mustafa Kemal, Selanik'teki kurmay şubede görevlendirildi. Mustafa Kemal, Manastır ve Selanik'te görevliyken 1909'da İstanbul'daki 31 Mart Vakası'nı bastıran Hareket Ordusu'nda görev yaptı. Arnavutluk'taki isyanı bastırmak için 1910'da düzenlenen harekatta da görevlendirilen Mustafa Kemal, İtalya'nın 1911'de Trablusgarp'a asker çıkarması üzerine Tobruk'a gönderildi, Tobruk ve Derne'de Türk kuvvetlerini başarıyla yönetti ve İtalyanlara karşı Tobruk Savaşı'nı kazandı. Derne Komutanlığına 6 Mart 1912'de atanan Mustafa Kemal, Ekim 1912'de Balkan Savaşı başlayınca Gelibolu ve Bolayır'daki birliklerle savaşa katıldı ve Dimetoka ile Edirne'nin geri alınışında etkili oldu. "Vatanın müdafaasından daha yüce bir vazife olamaz" Mustafa Kemal, 1913'te Balkan Harbi'nden sonra Sofya ataşemiliterliğine atandı. Ataşemiliter olarak görev yaptığı sırada Birinci Dünya Savaşı'nın başlaması üzerine Mustafa Kemal, Başkomutanlık Vekaleti'ne müracaat ederek cephede görev almak istedi. Kendisine "Sizin için orduda her zaman bir görev vardır. Ancak Sofya Ataşemiliterliğini daha önemli gördüğümüzden sizi orada bırakıyoruz." cevabının verilmesi üzerine Büyük Önder, Başkomutan Vekili Enver Paşa'ya şu mektubu yazdı: "Vatanın müdafaasına ait faal vazifelerden daha mühim ve yüce bir vazife olamaz. Arkadaşlarım muharebe cephelerinde, ateş hatlarında bulunurken ben, Sofya'da ataşemiliterlik yapamam. Eğer birinci sınıf subay olmak liyakatinden mahrumsam, kanaatiniz bu ise lütfen açık söyleyiniz." Bunun üzerine Mustafa Kemal, 1915'te Esat Paşa komutasındaki 3. Kolordu'ya bağlı Tekirdağ'da oluşturulacak 19. Tümen Komutanlığına atandı. Gelibolu Yarımadası'na asker çıkaran ve Conkbayırı'na ilerleyen düşman kuvvetleri, Atatürk'ün komutasındaki 19. Tümen kuvvetlerinin taarruzuyla geri çekildi. Mustafa Kemal Paşa, cephanesi biten Türk askerine "Cephaneniz yoksa süngünüz var." diyerek, moral ve güven verdi. Mustafa Kemal, Conkbayırı taarruzu sırasında göğsüne isabet eden şarapnel parçasının cebindeki saati parçalayarak dönmesi sonucu mutlak ölümden kurtuldu. Mustafa Kemal Paşa, sadece Gelibolu Yarımadası Kuzey Bölgesi Muharebelerinin değil, aynı zamanda Çanakkale Boğazı'nın, Çanakkale Cephesi'nin, İstanbul'un da kaderini tayin etti ve böylece Çanakkale Savaşları'nda Mustafa Kemal Paşa "Anafartalar Kahramanı" olarak ün kazandı. Çanakkale'den sonra Doğu Cephesi'nde 16. Kolordu Komutanlığına atanan Mustafa Kemal, 1916'da Rus saldırılarını durdurarak Bitlis ve Muş'u düşmandan geri aldı ve bu cephede generalliğe terfi etti. Ülkenin işgali ile Samsun'a hareket etti Filistin ve Suriye'de görevli 7. Ordu Komutanlığına 1917 Temmuz ayında atanan Mustafa Kemal Paşa, bir süre sonra 2. Ordu Komutanlığına tayin olsa da görevi kabul etmeyerek Genel Karargah emrinde İstanbul'da kaldı. Aynı yıl Veliaht Vahdettin ile Almanya'ya giderek Alman Genel Karargahı ve Alman savaş cephelerinde incelemelerde bulundu. Suriye cephesinde 1918'de yeniden görevlendirilen Mustafa Kemal, 7. Ordu Komutanı olarak görev yaptı ve bu sırada İngilizlerin asıl amaçlarının İskenderun'u işgal edip, kuzeye çekilmekte olan 7. Ordu'yu abluka altına almak olduğunu İstanbul'a bildirdi. İngilizlerin İskenderun'u dirençle karşılaşmadan 9 Kasım 1918'de teslim alması üzerine Mustafa Kemal Paşa, hükümet merkezi ile yaptığı telgraf görüşmelerinde, İngilizlere verilen tavizleri tenkit etti. "Böyle giderse memleketin binbir türlü entrika ve istilaya maruz kalacağını" izah etmeye çalışan Mustafa Kemal Paşa'ya, Yıldırım Orduları Grup Kumandanlığı ve 7. Ordu'nun lağvedildiği bildirildi. Paşa, bu acziyetin tamamen ortadan kaldırılmasını istiyordu ve emrindeki birliklerin komutasını 2. Ordu Komutanı Nihat Paşa'ya bırakarak aynı gün akşamı Adana'dan trenle İstanbul'a hareket etti. İstanbul'da, 13 Kasım 1918'den 16 Mayıs 1919'a kadar kalarak memleketin genel durumunu yakın arkadaşlarıyla kritik eden Mustafa Kemal Paşa, ülkesinin kaderini değiştirecek Samsun yolculuğuna çıktı ve istiklal mücadelesini başlattı. Ülkeyi düşman işgalinden kurtarmak amacını gizli tutarak Ordu Müfettişliği görevi ile İstanbul'dan ayrıldı. Karadeniz yoluyla 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkan Mustafa Kemal, 22 Haziran 1919'da Amasya Genelgesi'ni yayımladı. Türk milletine, "vatanın bütünlüğünün ve milletin bağımsızlığının tehlikede olduğunu, azim ve kararlılıkla vatanın kurtarılması için Sivas'ta bir kongre toplanacağını" bildirdi. Ayrıca Osmanlı Hükümeti'nin verdiği görevden ve askerlikten istifa ederek, 23 Temmuz 1919'da Erzurum'da, 4 Eylül 1919'da Sivas'ta toplanan kongrelerin başkanlığını yaptı. Bu kongrelerde alınan, "Düşman işgaline karşı milletin vatanı savunacağı, bu amaçla geçici bir hükümetin kurulacağı ve bir milli meclisin toplanacağı, manda ve himayenin kabul edilmeyeceği" kararlarıyla Büyük Millet Meclisi'nin de temelleri atıldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), Atatürk öncülüğünde 23 Nisan 1920'de Ankara'da tarihi görevine başladı. Mustafa Kemal Atatürk, Meclis ve Hükümet Başkanı seçildi. Milli Mücadele ve Kurtuluş Savaşı'nın tanığı Anadolu Ajansını kurdu TBMM açılmadan 17 gün önce, 6 Nisan 1920'de, Mustafa Kemal Atatürk'ün talimatıyla Anadolu Ajansı (AA) kuruldu. "Milli Mücadele'nin sesini dünyaya duyurmak" amacıyla kurulan AA, TBMM'nin çıkardığı ilk yasaları duyurdu, Milli Mücadele'nin ve Kurtuluş Savaşı'nın her aşamasına tanıklık etti. TBMM açılarak milli bir hükümet kurulmasına rağmen Osmanlı Hükümeti ile İtilaf Devletleri arasında 10 Ağustos 1920'de Sevr Antlaşması imzalandı. "Sevr Antlaşması bizce mevcut değildir" Atatürk, United Telegraph gazetesi muhabirine yaptığı açıklamada, Sevr Antlaşması'nı tanımadıklarını vurgulayarak, "Siyasi, adli, iktisadi ve mali bağımsızlığımızı imhaya ve neticede yaşama hakkımızı inkara ve kaldırmaya yöneltilmiş Sevr Antlaşması bizce mevcut değildir." dedi. TBMM tarafından Osmanlı Hükümeti ile İtilaf Devletleri arasında imzalanan Sevr Antlaşması'nın kabul edilmediği dünyaya duyuruldu. "Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz" İtilaf Devletleri'nin yardımıyla İzmir'i işgal eden Yunan kuvvetlerinin ilerlemesi, 1921'de Birinci ve İkinci İnönü Savaşları ile durduruldu. Yunan ordusunun 23 Ağustos 1921'de yeniden taarruz etmesiyle Sakarya Meydan Muharebesi başladı. Atatürk, birliklere, "Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz." diyerek tarihe geçen emrini verdi. "Mareşal" rütbesi ve "Gazi" ünvanı Başkomutan Mustafa Kemal Paşa'nın yönettiği Türk ordusu, Yunan ordusunu bozguna uğrattı, Sakarya Meydan Muharebesi'ni zaferle sonuçlandırdı. 22 gün süren savaşta Yunan ordusu ağır kayıplara uğratıldı. Bu zafer dolayısıyla Mustafa Kemal Atatürk'e TBMM tarafından "Mareşal" rütbesi ve "Gazi" ünvanı verildi. Sakarya Zaferi'nin ardından 13 Ekim 1921'de Kafkas Cumhuriyetleri ile Kars Antlaşması, 20 Ekim 1921'de Fransızlarla Hatay haricinde bugünkü Türkiye sınırının çizildiği Ankara Antlaşması imzalandı. Atatürk'ün komutanlığında Türk ordusu, vatanı düşman işgalinden kurtarmak için 26 Ağustos 1922'de karşı saldırıya geçerek Büyük Taarruz'u başlattı. Mustafa Kemal Paşa'nın yönettiği 30 Ağustos 1922'deki Dumlupınar (Başkomutan) Meydan Muharebesi'nde Türk ordusu, Yunan ordusunu bozguna uğrattı. Kaçan düşman kuvvetlerini izleyen Türk ordusu, 9 Eylül 1922'de İzmir'e girdi. Anadolu'yu düşman istilasından kurtaran büyük askeri zaferlerin ardından 11 Ekim 1922'de Mudanya Ateşkes Antlaşması imzalandı ve İtilaf Devletleri, işgal ettikleri Türk topraklarından çekildi. Kurtuluş Savaşı, ülkenin kaderinin değiştiği, Türk milletinin dünyaya meydan okuduğu, kahramanlık destanlarının yazıldığı savaş olarak tarihe geçti. Türkiye'nin bağımsızlık belgesi Lozan Barış Antlaşması imzalandı İsmet İnönü başkanlığındaki Türkiye heyeti ile İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya ve Yugoslavya arasında 24 Temmuz 1923'te Lozan Antlaşması imzalandı. Büyük Önder, Lozan Antlaşması'na ilişkin, "Bu antlaşma, Türk milleti aleyhine, asırlardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması'yla tamamlandığı zannedilmiş büyük bir suikastın yıkılışını ifade eder bir vesikadır." değerlendirmesinde bulundu. Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk Cumhurbaşkanı Atatürk, Fransa'da ihtilal ile kurulan cumhuriyeti, demokrasiyi ve yönetim şeklini inceledi ancak bunun aynısının Türkiye'de uygulanamayacağını öngördü. Ülkenin siyasal, sosyolojik ve ekonomik yapısını çok iyi bildiğinden, demokrasinin sadece Cumhuriyet ile toplumun tüm kesimlerince içselleştireceğini biliyordu. Atatürk'ün yakın arkadaşlarından, usta gazeteci ve yazar Falih Rıfkı Atay, "Çankaya" adlı eserinde, Cumhuriyet'e giden süreci ve Mustafa Kemal'in görüşlerini ana hatlarıyla şu cümlelerle kaleme aldı: "Rejimdeki olağanüstü olmayan durumların çözümlenmesi zorunluluğu ortaya çıktı. Çünkü Türkiye'nin devlet şekli henüz belirlenmemişti. Kanun-i Esasi'de yeni hükümet şeklini açıkça belirlemek gerekiyordu. Çünkü padişahlık ve hilafet taraftarları hala vardı." Atatürk, Cumhuriyet ilan edilene kadar Cumhuriyet fikrini muhalefet olur düşüncesiyle gizli tuttu ama yeni yönetim şeklinin çabuk kabul edilmesi için çalışmalar yürüttüğünü Nutuk'ta "Devlet yönetimini, Cumhuriyet'ten söz etmeksizin, ulusal egemenlik ilkeleri çerçevesinde, her an Cumhuriyet'e doğru yürüyen şekilde toparlamaya çalışıyorduk." sözleriyle kaleme aldı. TBMM tarafından 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet ilan edildi ve Mustafa Kemal Atatürk de Cumhurbaşkanı seçildi. 1938'de vefatına dek arka arkaya 4 kez Cumhurbaşkanı seçilen Büyük Önder Atatürk, bu görevi en uzun süre yürüten Cumhurbaşkanı oldu. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk'e yönelik 14 Haziran 1926'da suikast girişimi engellendi, elebaşları İzmir'de tutuklandı. Büyük Önder, suikast girişimine ilişkin Anadolu Ajansına yaptığı açıklamada, "Alçak girişimin benim şahsımdan ziyade mukaddes Cumhuriyet'imize ve onun dayandığı yüksek ilkelerimize yönelmiş bulunduğuna şüphe yoktur. Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır." değerlendirmesinde bulundu. Gazi Mustafa Kemal'e 24 Kasım 1934'te 2587 sayılı Kanun'la "Atatürk" soyadı verildi ve bu soyadının başkaları tarafından kullanılması yasaklandı. Ekonomi, dış politika ve tarımdaki hamleleri Mustafa Kemal Atatürk, 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı'nın etkilerini hafifletmek ve ülkenin kalkınmasını hızlandırmak amacıyla 1933'te Beş Yıllık Sanayi Planı'nı başlattı. Aynı dönemde dış politikada da önemli adımlar atıldı. Milletler Cemiyeti'ne girilmesi, Balkan Antantı'nın imzalanması, Montrö Boğazlar Sözleşmesi ve Sadabat Paktı başta olmak üzere bölgesel ve uluslararası adımlar, Türkiye'nin bölgesinde ve dünyada etkili bir aktör olarak öne çıkmasına katkıda bulundu. Tarıma ve çiftçiye değer veren Atatürk, çiftliklerde 1925'ten başlayarak 13 yıl süre ile planlı ve ciddi bir şekilde çalışmalar yaptırdı, ürüne elverişli uygun olmayan topraklarda çiftlikler kurarak bu toprakları ziraata elverişli hale getirdi. "Hatay, benim şahsi meselemdir" Atatürk, ulusal meseleden ziyade, "Benim şahsi meselemdir." dediği Hatay'ın ana vatana katılması için yoğun çaba sarf etti ve hedefi vefatının ardından 1939'da gerçekleşti. Mustafa Kemal Atatürk, 57 yıl süren yaşamında, milletinin ve vatanının bağımsızlığı için yılmadan çalıştı ve girdiği her mücadeleden zaferle çıktı. Askeri ve siyasi dehasıyla saygınlığını koruyan Mustafa Kemal Atatürk, 10 Kasım 1938'de 57 yaşındayken Dolmabahçe Sarayı'nda saat 09.05'te hayata gözlerini yumdu. Atatürk'ün vefatı yalnız Türkiye'de değil bütün dünyada büyük üzüntüyle karşılandı. Ata'nın cenazesinin Anıtkabir yolculuğu Atatürk'ün naaşı, 16 Kasım'da Dolmabahçe Sarayı tören salonunda katafalka konuldu. 19 Kasım günü cenaze büyük bir kalabalık tarafından Yavuz Zırhlısı ile İzmit'e, oradan da aynı günün akşamı tüm yurt gezilerinde kullandığı tren ile Ankara'ya uğurlandı. Ankara'da 20 Kasım'da devlet erkanı ve yabancı devlet insanları tarafından karşılanan cenaze, TBMM önünde katafalka konuldu. Büyük bir cenaze töreni ile 21 Kasım 1938'de Ankara Etnografya Müzesi'ndeki geçici kabrine konulan Atatürk'ün naaşı, ebedi istirahatgahı Anıtkabir'e taşındığı 10 Kasım 1953'e kadar burada kaldı. "Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır" diyen Atatürk, ebedi istirahatgahı olan Türkiye'nin kalbi Anıtkabir'de Türk milletinin gönlünde yaşamaya devam ediyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.