Uygulamalarımız appstore googleplay

#Halsizlik

gazeteci63.com - Halsizlik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Halsizlik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Yazın Sağlıklı Kalmanın Yolu Haber

Yazın Sağlıklı Kalmanın Yolu

Harran Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Hayoğlu, yaz aylarında artan hava sıcaklıklarının vücudun sıvı ve mineral dengesini olumsuz etkilediğini, sağlığın korunması için su tüketiminin artırılması ve beslenmede hafif, su oranı yüksek gıdalara ağırlık verilmesi gerektiğini söyledi. Hayoğlu, AA muhabirine, sıcak havalarda özellikle çocuklar, yaşlılar ve kronik rahatsızlığı bulunan kişilerin sıvı kaybına karşı daha dikkatli olması gerektiğini ifade etti. Yetersiz su tüketiminin halsizlik, tansiyon problemleri ve çeşitli sağlık sorunlarına yol açabileceğine dikkati çeken Hayoğlu, yetişkinlere günlük en az 2 litre su tüketmelerini önerdi. Hayoğlu, su tüketiminin gün içine yayılarak yapılmasının önemine değinerek, suya nane, limon ya da kabuğuyla dilimlenmiş limon ekleyerek hem ferahlatıcı bir tat elde edebileceğini hem de sıvı tüketimini artırabileceğini anlattı. Terlemeyle birlikte vücudun mineral kaybettiğine işaret eden Hayoğlu, potasyum ve magnezyum açısından zengin maden sularının bu kaybın yerine konulmasına katkı sağlayabileceğini, böylece yorgunluk hissinin azalmasına ve vücudun daha dinç kalmasına yardımcı olabileceğini kaydetti. Su oranı yüksek meyve ve sebzeler tercih edilmeli Hayoğlu, yaz aylarında su oranı yüksek sebze ve meyvelerin beslenmede önemli yer tuttuğunu dile getirerek, bu ürünlerin vücudun sıvı dengesinin korunmasına ve genel sağlığın desteklenmesine katkı sunduğunu belirtti. Karpuzun potasyum açısından zengin bir meyve olduğuna dikkati çeken Hayoğlu, bunun vücut direncinin korunmasına ve halsizlik hissinin azaltılmasına yardımcı olabileceğini vurguladı. Hayoğlu, meyvelerin doğal şeker içerdiğini ve bu nedenle tüketimin ölçülü olması gerektiğinin altını çizerek, karpuzun kahvaltıda veya ara öğünlerde 1-2 dilim peynirle birlikte tüketilmesinin daha dengeli bir tercih olacağını kaydetti. Yaz aylarında beslenmede sebze ağırlıklı öğünlerin öne çıkarılması gerektiğini dile getiren Hayoğlu, şöyle konuştu: "Yemeklerde özellikle hafif tüketilen, sebze ağırlıklı yiyecekleri tercih etmek, et ve benzeri ağır, yağlı yiyecekleri azaltmak hatta mümkünse tüketmemek sağlık açısından daha faydalı olur. Az zeytinyağı kullanılan sebze yemeklerini ön plana çıkarmak gerekir. Kabak, fasulye ve bezelye gibi mevsim sebzeleri tercih edilebilir. Soğuk yoğurt çorbaları, domates çorbaları, yoğurt, ayran ve cacık da hem vücudun enerji ve mineral dengesinin korunmasına katkı sağlar hem de sıcak havalarda ferahlık verir."

Şanlıurfa’da Bu Hastalıklara Dikkat Haber

Şanlıurfa’da Bu Hastalıklara Dikkat

Şanlıurfa Balıklıgöl Devlet Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Sibel Nur DOĞANTÜRK, özellikle çocukluk çağında sık görülen ve bulaşıcılığı yüksek olan El, Ayak ve Ağız Hastalığı hakkında ailelere önemli uyarılarda bulundu. Hastalığın özellikle kreş, anaokulu ve okul çağındaki çocuklar arasında kolaylıkla yayılabildiğini belirten Doğantürk, belirtilerin erken fark edilmesinin ve hijyen kurallarına dikkat edilmesinin büyük önem taşıdığını söyledi. Virüs kaynaklı bulaşıcı bir enfeksiyon hastalığı olan El, Ayak ve Ağız Hastalığının en sık bebeklerde ve 10 yaş altındaki çocuklarda görüldüğünü ifade eden Dr. Doğantürk, hastalığın genellikle ateş, halsizlik, iştahsızlık ve boğaz ağrısı gibi belirtilerle başladığını kaydetti. Hastalığın ilerleyen günlerinde ağız içerisinde ağrılı yaralar oluşabildiğini belirten Doğantürk, el içlerinde, ayak tabanlarında ve zaman zaman vücudun farklı bölgelerinde döküntülerin görülebileceğini söyledi. “Ağız Yaraları Sıvı Kaybına Yol Açabiliyor” Çocuklarda görülen ağız yaralarının beslenme ve sıvı tüketimini olumsuz etkileyebildiğine dikkat çeken Dr. Doğantürk, “Ağız içindeki yaralar nedeniyle çocuklar yemek yemekte ve su içmekte zorlanabiliyor. Özellikle küçük yaş grubundaki çocuklarda bu durum sıvı kaybına neden olabiliyor. Aileler çocuklarının yeterli miktarda sıvı tükettiğinden emin olmalı ve genel durumlarını yakından takip etmelidir” dedi. Yakın Temasla Hızla Yayılabiliyor El, Ayak ve Ağız Hastalığının öksürük, hapşırık, yakın temas ve ortak kullanılan eşyalar yoluyla bulaşabildiğini belirten Doğantürk, özellikle toplu yaşam alanlarında hijyen kurallarına dikkat edilmesinin hastalığın yayılımını azaltmada önemli rol oynadığını ifade etti. Çocuklara düzenli el yıkama alışkanlığının kazandırılması gerektiğini vurgulayan Doğantürk, oyuncakların ve sık temas edilen yüzeylerin temiz tutulmasının da korunmada etkili olduğunu söyledi. “Belirtiler Görüldüğünde Gecikmeden Başvurulmalı” Hastalığın çoğu çocukta hafif seyirli olduğunu ancak bazı durumlarda tıbbi değerlendirme gerekebileceğini belirten Dr. Doğantürk, “Yüksek ateşin uzun sürmesi, çocuğun yeterli sıvı alamaması, aşırı halsizlik, uykuya eğilim veya genel durumunda belirgin bozulma görülmesi halinde vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır” ifadelerini kullandı. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Sibel Nur DOĞANTÜRK, özellikle yaz aylarında çocuklarda görülen bulaşıcı hastalıklara karşı ailelerin dikkatli olması gerektiğini belirterek, erken farkındalık ve hijyen kurallarına uyulmasının hem çocukların sağlığının korunmasında hem de hastalığın yayılmasının önlenmesinde büyük önem taşıdığını sözlerine ekledi.

Bakanlıktan KENE Uyarısı Geldi Haber

Bakanlıktan KENE Uyarısı Geldi

Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürü Erdoğan Öz, kenenin vücuda tutunması halinde çıplak elle müdahale edilmemesi uyarısında bulundu. Öz, AA muhabirine, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi'nin (KKKA) kene tutunması veya kene temasıyla bulaşan bir hastalık olduğunu belirtti. KKKA'nın hasta kişilerin veya hastalığı taşıyan hayvanların kan ve vücut sıvılarıyla temas sonucu da bulaşabildiğine işaret eden Öz, hastalığın herhangi bir belirti ortaya çıkmadan seyredebildiğini, bazı vakalarda ise ciddi sonuçlara yol açabilen ağır bir enfeksiyona dönüşebildiğini ifade etti. Kenelerin özellikle kırsal alanlar, otluk ve çalılık bölgeler, orman kenarları, tarla, bağ, bahçe ve piknik alanlarında görülebildiğini aktaran Öz, hayvanların bulunduğu ortamlarda da keneyle karşılaşma riskinin arttığını dile getirdi. Kenenin vücuda tutunması halinde paniğe kapılmadan hareket edilmesi gerektiğinin altını çizen Öz, şunları kaydetti: "Kene vücuda temas ettiği zaman telaşlanmamak gerekiyor. Uygun şekilde onu çıkarabiliriz. Kesinlikle çıplak elle temas etmememiz gerekiyor. Keneyi çıkaracaksak da ince uçlu bir cımbızla çıkarabiliriz. Eğer cımbıza ulaşamıyorsak, bir poşetle veya eldiven takarak yine bir bezle çıkarabilmemiz mümkün. Kene vücutta ne kadar çok kalıyorsa hem hastalık riski hem de hastalığın şiddeti artıyor. Burada bizim dikkat ettiğimiz husus kişinin çıplak elle dokunmaması, eldiven takması, cımbızla çok yüklenmeden sabit bir kuvvetle cilde en yakın kısımdan tutarak kenenin çıkarılmasıdır." Öz, kenenin mümkün olan en kısa sürede vücuttan uzaklaştırılması gerektiğini belirterek, "Kenenin parçalanması, ezilmesi veya patlaması uygun değil. Bu sebeple bunlara dikkat etmemiz gerekiyor." dedi. “Kırsal alan dönüşünde vücut kontrol edilmeli” Kenenin üzerine kolonya, alkol veya gaz yağı dökülmesi ile tütün, kibrit, sigara gibi uygulamaların doğru olmadığını vurgulayan Öz, bu tür yöntemlerden uzak durulması gerektiğinin altını çizdi. Öz, tarla, bağ, bahçe gibi piknik alanları ve diğer kırsal bölgelerden dönüldüğünde vücudun dikkatlice kontrol edilmesi, özellikle kulak arkası, koltuk altı, kasık bölgesi, diz arkası ve saçlı derinin incelenmesi gerektiğini söyledi. Çocukların da aynı şekilde kontrol edilmesinin önemine işaret eden Öz, kene çıkarıldıktan sonra herhangi bir belirti görülmese bile 10 gün boyunca ateş, halsizlik, iştahsızlık, kas ve baş ağrısı, ishal, bulantı ve kusma gibi belirtilerin takip edilmesi tavsiyesinde bulundu. Öz, bu şikayetlerin ortaya çıkması halinde sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini belirtti. Kene açısından riskli bölgelere giderken vücudu örten kıyafetler tercih edilmesinin korunmada önemli rol oynadığını ifade eden Öz, vatandaşlara dikkatli olmaları uyarısında bulundu.

Şeker ve Tansiyon Hastalarına Uyarı Haber

Şeker ve Tansiyon Hastalarına Uyarı

11 ayın sultanı #Ramazan ayının yaklaşmasıyla birlikte, diyabet ve tansiyon hastalarının oruç sürecinde dikkat etmesi gerekiyor. Mehmet Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesi Dahiliye Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Akif İzgi, Ramazan ayında oruç tutacak kronik hastalara önemli uyarılarda bulundu. Ramazan ayında oruç tutmayı düşünen diyabet hastalarının, mutlaka Ramazan öncesinde hekimlerine başvurmaları gerektiğini belirten Dr. İzgi, diyabet tipi, kullanılan ilaçlar ve eşlik eden hastalıkların oruç kararında belirleyici olduğunu vurguladı. İnsülin kullanan ya da insülin salgılatan oral antidiyabetik ilaçlar (OAD) kullanan hastaların daha sık kan şekeri takibi yapmaları gerektiğini ifade eden Dr. İzgi, bu hastaların doktor kontrolünde olmalarının büyük önem taşıdığını söyledi. Ramazan sürecinde insülin dozlarının ve ilaç kullanım saatlerinin hekim tarafından düzenlenebileceğini belirten İzgi, bazı ilaçların iftar sonrasına kaydırılabildiğini kaydetti. Ayrıca oruç tutan diyabet hastalarının sahuru kesinlikle atlamamaları gerektiğini vurguladı. Oruç sırasında baş dönmesi, çarpıntı, halsizlik ve terleme gibi şikâyetlerin hipoglisemi belirtisi olabileceğine dikkat çeken Dr. İzgi, bu tür durumlarda hastaların mutlaka kan şekeri ölçümü yapmaları gerektiğini ifade etti. Kan şekeri düşüklüğü tespit edilmesi halinde, hastaların yanlarında bulundurdukları küp şeker veya hurma gibi hızlı etkili karbonhidratları tüketmeleri gerektiğini belirten İzgi, iftar ve sahur arasında yeterli sıvı alımının ihmal edilmemesi gerektiğini de sözlerine ekledi. Tansiyon Hastalarına Özel Uyarılar Ramazan ayında oruç tutacak hipertansiyon hastalarının da düzenli tansiyon takibi yapmaları gerektiğini belirten Dr. İzgi, tansiyon düzensizliği olan hastaların Ramazan öncesinde mutlaka doktorlarına başvurmaları gerektiğini söyledi. Tuz kısıtlı beslenmenin önemine değinen İzgi, sigaradan uzak durulması gerektiğini vurguladı. Özellikle idrar sökücü (diüretik) ilaç kullanan tansiyon hastalarının sıvı kaybına karşı dikkatli olmaları gerektiğini ifade eden Dr. İzgi, iftar ve sahur arasında bol sıvı tüketilmesini önerdi. Oruç sırasında baş ağrısı veya baş dönmesi yaşayan hastaların tansiyonlarını ölçmeleri ve gerekli durumlarda vakit kaybetmeden hekimlerine başvurmaları gerektiğini belirtti.

D Vitamini Kullanımına Dikkat Haber

D Vitamini Kullanımına Dikkat

SBÜ Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolik Hastalıklar Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Altay, kontrolsüz D vitamini kullanımının zehirlenmeye yol açabileceğini belirtti. Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolik Hastalıklar Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Altay, kontrolsüz D vitamini kullanımının zehirlenmeye yol açabileceğini belirterek, "D vitamini düzeyi 100 ng/mL'yi geçtiğinde, D vitamini zehirlenmesi için risk altındasınızdır." dedi. Prof. Dr. Altay, D vitamini eksikliği ve özellikle kış aylarında artan kullanımıyla ilgili AA muhabirine açıklamalarda bulundu. Sonbahar ve kış aylarında güneş ışınlarının uygun açılarla gelmemesine bağlı D vitamini üretiminin azaldığını aktaran Altay, yeterli D vitamini deposu olmayanlarda eksiklik ve yetersizlik görülebildiğini söyledi. Altay, sağlıklı bir yetişkinde D vitamini kan düzeyinin 30-50 ng/mL arasında olmasının kas-iskelet sağlığı açısından yeterli olduğu bilgisini paylaşarak, "Eğer ölçülen D vitamini düzeyi 12-20 ng/mL aralığındaysa D vitamini yetersizliği, 12 ng/mL'nin altındaysa D vitamini eksikliği olarak değerlendiririz. Yeterince kalsiyum alan bir yetişkinseniz D vitamini düzeyi 100 ng/mL'yi geçtiğinde D vitamini zehirlenmesi için risk altındasınızdır. Fazla miktarda kontrolsüz alınan D vitamini vücutta birikip atılamayacağı için zehir etkisi yapabilir." diye konuştu. "Tedavi ve takviye kavramlarını karıştırmayalım" D vitamini eksikliğine yönelik belirtilerin genellikle yeterince güneş ışınına maruz kalmayanlarda ve gün boyu kapalı alanlarda çalışmak zorunda olanlarda görüldüğüne işaret eden Altay, "Bu kişilerde sıklıkla halsizlik, kas güçsüzlüğü, yürümede zorlanma, kas ve kemik ağrıları oluyor. Uzun süreli ve ciddi D vitamini eksikliklerinde kemik erimesi ve kemik kırıklarıyla karşılaşabiliyoruz." dedi. Prof. Dr. Altay, ton balığı, uskumru ve somon gibi yağlı balıklar, tereyağı, yumurta sarısı, karaciğer ve güneşte kurutulmuş mantarların doğal D vitamini kaynakları arasında yer aldığını vurgulayarak, şunları kaydetti: "Sadece aldığımız gıdalarla beslenme sonucu D vitamini kazancımız bize yetmez. Eğer yeterince güneşe çıkamıyorsak D vitamini ihtiyacımızı tamamlamak üzere takviye alabiliriz. Ancak unutmayalım ki bu takviyeler ilaç dozunda olmayacaktır. Biz sadece D vitamini eksikliği veya yetmezliğinde kişinin durumuna uygun dozlarda D vitamini tedavisi veriyoruz. Fazla ve kontrolsüz aldığınız D vitamini vücutta birikip atılamayacağından zehir etkisi yapabilir. Tedavi ve takviye kavramlarını da karıştırmayalım." "D vitamini zehirlenmesi yaşlılarda, küçük çocuklarda ve kadınlarda görülüyor" Güneşe yeterince çıkılamayan durumlarda D vitamini takviyesi alınabileceğini dile getiren Altay, bu ürünlerin ilaç dozu olmadığını vurguladı. Altay, D vitamini eksikliği ya da yetersizliği halinde ise kişiye özel dozlarda tedavi verildiğini bildirdi. Prof. Dr. Altay, D vitamininin aşırı kullanımının zehirlenmelere yol açabileceğine dikkati çekerek, şu uyarıları yaptı: "Güneş ışınlarıyla vücudumuzda üretilen veya doğal besinlerle aldığımız D vitamini ile zehirlenme olması oldukça nadirdir. D vitamini zehirlenmesinin asıl sebebi, hazır satılan vitamin takviyeleri yoluyla vücudumuza aldığımız aşırı düzeyde D vitaminidir. Bazen çok yüksek dozlarda veya uzun süreli yüksek dozlarda bilinçsiz D vitamini kullanımı olabiliyor. D vitamini için günlük tolere edilebilir üst limit 4 bin ünitedir. Tek seferde 40 bin ünitenin üzerinde veya uzun süreli 4 bin ünitenin üzerindeki D vitamini kullanımı, kandaki D vitamini düzeyini zehir düzeyine çıkarabilir. D vitamini zehirlenmesini özellikle yaşlılarda, küçük çocuklarda ve kadınlarda görüyoruz." "D vitamini zehirlenmesi başladıysa kanda kalsiyum düzeyi artar" Prof. Dr. Altay, D vitamini zehirlenmesi başlaması durumunda ilk olarak kanda kalsiyum düzeylerinin arttığını belirterek, "Buna bağlı olarak bulantı, kusma, sık idrara çıkma isteği, sıvı kaybına bağlı şikayetler, halsizlik, bitkinlik ve kas güçsüzlüğü görülür. Eğer zehirlenme düzeyi daha ciddi boyutlara ulaşmışsa böbrek taşları, ani böbrek hasarı, kalpte ritim düzensizlikleri, çarpıntı hatta depresyon, bilinç bulanıklığı, koma gibi nörolojik ve psikiyatrik belirti ve bulgular ortaya çıkar. Hayatı tehdit edici boyutlara varan vakalar olduğunu biliyoruz." diye konuştu. Zehirlenme şüphesinde D vitamini ve kalsiyum alımının kesilmesi ve hastaneye başvuru yapılması gerektiğinin altını çizen Altay, "Hastanın zehirlenmeye bağlı klinik durumuna göre yatırılarak tedavisi gerekebilir. D vitamini zehirlenmesinden korunmak için yapılması gerekenler arasında halkın bilinç düzeyini artırmak, bu konuda oluşturulmuş rehberlerin önerdiği şekilde takviye kullanmak ve gerektiğinde yakın klinik takipte olmayı söyleyebiliriz." ifadelerini kullandı. Yaşlılar, obezitesi olanlar, kapalı alanlarda çalışanlar, kemik erimesi bulunanlar, emilim bozukluğu olanlar, bazı ilaçları kullanan ve kronik hastalığı bulunanların, D vitamini eksikliği açısından risk grubunda yer aldığına işaret eden Altay, bu kişilerin D vitamini düzeylerinin özellikle sonbahar ve kış aylarında hekim kontrolünde ölçtürülmesi gerektiğini belirtti. Altay, risk grubu dışındakilerde ve özel bir durumu olmayanlarda rutin D vitamini ölçümünün ve takviye kullanımının gerekli olmadığını ifade ederek, D vitamini düzeyi normal olanlarda ek takviye alınımının sağlığa ek fayda sağladığına dair yeterli bilimsel kanıt bulunmadığını kaydetti. Güneş ışınları için uygun açı mart-ekim ayları Türkiye'de D vitamini üretimi için güneş ışınlarının mart-ekim ayları arasında uygun olduğunu anlatan Altay, bu dönemlerde haftada en az 3-4 gün, saat 10.00-16.00 arasında güneşe çıkılması önerisinde bulundu. Prof. Dr. Altay, açık tenlilerde 10-15 dakikalık sürenin yeterli olabildiğini, koyu tenlilerde ise bu sürenin 35 dakikaya kadar uzayabildiğini belirterek, el, kol, yüz veya bacakların doğrudan güneş ışığıyla temas etmesi gerektiğini söyledi. Güneş kremlerinin kullanımına da değinen Altay, "15 faktör ve üzerindeki güneş kremlerinin UV-B ışınlarının cildinize ulaşmasına engel olacağını unutmayın. Önerdiğimiz sürelerden çok daha fazla güneş ışınlarına maruz kalmanın cilt kanserine sebep olabileceğini de hatırlatmak isterim." ifadelerini kullandı.

Mevsim, Ruh Sağlığını Etkiliyor Haber

Mevsim, Ruh Sağlığını Etkiliyor

Mevsimsel geçişler yalnızca hava koşullarını değil, insan psikolojisini de doğrudan etkiliyor. Özellikle sonbahar ve kış aylarında günlerin kısalması, güneş ışığının azalması ve havaların soğuması; bazı bireylerde mevsimsel duygulanım bozukluğu olarak adlandırılan ruhsal tabloya yol açabiliyor. Şanlıurfa Mehmet Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Utku Yavuz, bu dönemde görülen sürekli yorgunluk, isteksizlik, mutsuzluk, uyku ve iştah değişiklikleri ile sosyal hayattan geri çekilme gibi belirtilerin sıradan bir halsizlik olarak değerlendirilmemesi gerektiği uyarısında bulunarak, bu belirtilerin, beynin biyolojik ritmini etkileyen ışık yetersizliği ve hormonal değişimlerin bir sonucu olabileceğini ifade etti. Uzm. Dr. Utku Yavuz; mevsimsel geçişlerle birlikte melatonin ve serotonin dengesinde yaşanan değişimlerin, bireylerin duygu durumunu olumsuz etkileyebildiğini belirterek, özellikle daha önce depresyon öyküsü bulunan kişilerde bu durumun daha belirgin seyredebildiğini vurguladı. Ancak mevsimsel duygulanım bozukluğunun tedavi edilebilir bir durum olduğunun altını çizen Dr. Yavuz, “Erken dönemde psikiyatri uzmanına başvurulması, sürecin daha hafif atlatılmasını sağlıyor. Psikiyatrik değerlendirme, psikoterapi ve gerekli görülen durumlarda ilaç tedavisiyle kişiye özel bir yol haritası çizilebilir” dedi. Uzmanlar, bu dönemde düzenli uyku, dengeli beslenme, gün ışığından mümkün olduğunca faydalanma ve sosyal etkileşimi sürdürmenin ruh sağlığını korumada önemli rol oynadığını belirtiyor. Kendinde uzun süren mutsuzluk ve enerji kaybı hisseden bireylerin ise gecikmeden profesyonel destek alması öneriliyor. Ruh sağlığının da en az fiziksel sağlık kadar önemli olduğuna dikkat çeken Yavuz, mevsimsel geçişlerin etkisiyle ortaya çıkan duygulanım bozukluğunda yalnız kalınmaması gerektiğini vurguladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.