Uygulamalarımız appstore googleplay

#Doktor

gazeteci63.com - Doktor haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Doktor haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Çocuk Uzmanından Urfalılara Uyarı Haber

Çocuk Uzmanından Urfalılara Uyarı

Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ertuğrul Dedeoğlu, yaz aylarında çocukların karşı karşıya kalabileceği sağlık ve güvenlik risklerine karşı aileleri uyardı. Yaz mevsiminin çocuklar için oyun, hareket ve eğlence dönemi olduğunu belirten Dr. Dedeoğlu, bu dönemde bazı önemli tehlikelerin göz ardı edilmemesi gerektiğini söyledi. Havuz kullanımına dikkat çeken Dr. Dedeoğlu, hijyen koşulları yeterli olmayan havuzların göz enfeksiyonları ve dış kulak yolu enfeksiyonlarına yol açabileceğini ifade etti. Havuz sonrasında çocukların mutlaka duş alması gerektiğini belirten Dedeoğlu, uzun süre ıslak kıyafetlerle kalınmasının özellikle kız çocuklarında genital bölge tahrişi ve idrar yolu enfeksiyonu riskini artırabileceğini vurguladı. Yaz aylarında boğulma vakalarının da arttığına dikkat çeken Dr. Dedeoğlu, çocukların sulama kanalları, barajlar ve yüzmeye uygun olmayan su alanlarından uzak tutulması gerektiğini söyledi. Çocukların su kenarlarında hiçbir zaman gözetimsiz bırakılmaması gerektiğinin altını çizdi. Köy ziyaretleri, park etkinlikleri ve pikniklerin artmasıyla birlikte kene ve böcek temaslarının da daha sık görüldüğünü belirten Dedeoğlu, ailelerin gün sonunda çocuklarının saç diplerini, kulak arkalarını, koltuk altlarını ve kasık bölgelerini kontrol etmeleri gerektiğini kaydetti. Deriye tutunmuş bir kene fark edilmesi halinde evde müdahale edilmemesi ve en kısa sürede bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini ifade etti. Araç içi sıcaklıkların yaz aylarında ciddi risk oluşturduğunu da hatırlatan Dr. Dedeoğlu, çocukların park halindeki araçlarda kısa süreliğine dahi olsa yalnız bırakılmaması gerektiğini belirtti. Araç içerisindeki sıcaklığın çok kısa sürede tehlikeli seviyelere ulaşabildiğini ve bunun hayati sonuçlara yol açabileceğini söyledi. Ailelere çağrıda bulunan Dr. Ertuğrul Dedeoğlu, “Çocuklarımızın yaz tatilini sağlıklı ve güvenli bir şekilde geçirebilmeleri için gerekli tedbirleri ihmal etmemeliyiz. Çünkü çocuklarımız için en güzel yaz, en güvenli şekilde geçirdikleri yazdır” dedi.

Çocuklarda Bahar Alerjilerine Dikkat Haber

Çocuklarda Bahar Alerjilerine Dikkat

Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden Uzm. Dr. Sümeyye Baysal önemli uyarılarda bulundu Havaların ısınması ve baharın gelmesiyle birlikte Şanlıurfa’da birçok kişi; hapşırık, burun akıntısı, burun tıkanıklığı, gözlerde sulanma, kaşıntı ve geniz akıntısı gibi şikayetlerle sağlık kuruluşlarına başvuruyor. Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk İmmünoloji ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Dr. Sümeyye Baysal, bu tür belirtilerin çoğu zaman soğuk algınlığı sanılsa da, süresi uzadığında alerjik rinit (saman nezlesi) olabileceğini vurguladı. Dr. Baysal yaptığı açıklamada, “Burun akıntısı ya da tıkanıklığı, burun ve gözlerde kaşıntı, gözlerde sulanma, kızarıklık ve şişlik gibi belirtiler alerjik rinitin en yaygın bulgularıdır. Bu durum, bireylerin yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilir. Bahar aylarında bitkiler tarafından yayılan polenler bu belirtilerin ortaya çıkmasına neden olurken, tarım faaliyetleri, kuru ve rüzgârlı hava ile hava kirliliği şikâyetleri daha da artırabiliyor. Bu görünmez alerjenler bazı hastalarda astım ataklarını da tetikleyebilir,” ifadelerini kullandı. Alerjiden Korunmak İçin Neler Yapılabilir? Dr. Baysal, alerjik reaksiyonlardan korunmak için bazı basit önlemlerle şikayetlerin azaltılabileceğini belirtti: Özellikle sabah ve öğle saatlerinde, kuru ve rüzgârlı havalarda mümkünse dışarı çıkılmamalı. Ev ve araç pencereleri kapalı tutulmalı. Şapka, güneş gözlüğü ve uzun kollu giysiler kullanılmalı; eve dönüldüğünde kıyafetler değiştirilmeli, yüz ve saçlar yıkanmalı. Polen filtreli klima kullanımı tercih edilmeli. “Doğru Tanı ve Tedaviyle Kontrol Altına Alınabilir” Açıklamasının sonunda Uzm. Dr. Sümeyye Baysal, alerjik hastalıkların doğru tanı ve tedavi ile kontrol altına alınabileceğini vurguladı ve bu tür şikayetleri olan kişilerin bir alerji uzmanına başvurmalarının faydalı olacağını belirtti.

Urfa’da Uzmanlardan Hayati Uyarı Haber

Urfa’da Uzmanlardan Hayati Uyarı

Türkiye genelinde etkili olan aşırı sıcak hava dalgası, özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yaşamı olumsuz etkiliyor. Termometrelerin 45 derecenin üzerine çıktığı Şanlıurfa, sıcaklığın en yüksek ölçüldüğü şehirlerden biri oldu. Şanlıurfa İl Sağlık Müdürlüğü sıcaklar konusunda vatandaşlara uyarılarda bulundu. Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından yapılan değerlendirmelere göre, kentte sıcaklıklar mevsim normallerinin oldukça üzerinde seyrediyor. Bu doğrultuda Şanlıurfa Valiliği, vatandaşlara dikkatli ve tedbirli olmaları yönünde uyarılarda bulundu. Sıcak havaların sağlık üzerindeki olumsuz etkilerine karşı Şanlıurfa İl Sağlık Müdürlüğünde görevli Dahiliye Uzmanı Uzm. Dr. Akile Karaçin Süleyman, özellikle risk grubundaki bireyler için önemli açıklamalarda bulundu. Dr. Akile Karaçin Süleyman , yaz aylarında aşırı sıcaklara karşı şu uyarılarda bulundu: “Yaz aylarında görülen aşırı sıcaklıklar; başta yaşlılar, çocuklar, kalp, tansiyon ve şeker hastalığı gibi kronik rahatsızlığı olan bireyler için ciddi sağlık riskleri oluşturabilir. Bu nedenle güneş çarpması, bayılma, tansiyon düşmesi ve ciddi sıvı kayıpları gibi durumlara karşı dikkatli olunmalıdır.” Dr. Akile Karaçin Süleyman, sıcak havalarda sağlık sorunlarının önüne geçebilmek için şu önerilerde bulundu: • 11.00 ile 16.00 saatleri arasında mecbur kalmadıkça dışarı çıkılmamalı. • Bol su ve sıvı tüketilmeli, susama hissi olmasa dahi sıvı alımı ihmal edilmemeli. • Kafeinli, gazlı ve şekerli içeceklerden kaçınılmalı. • Hafif, bol ve açık renkli kıyafetler tercih edilmeli. • Uzun süre doğrudan güneş altında kalınmamalı, serin ve gölgeli alanlarda zaman geçirilmelidir. • Yaşlı ve yalnız yaşayan bireyler düzenli olarak kontrol edilmeli, ihtiyaçları takip edilmelidir. Ayrıca sıcak çarpması belirtilerine karşı da uyarılarda bulunan Dr. Akile Karaçin Süleyman, “Güneş altında uzun süre kalan bireylerde halsizlik, baş dönmesi, bulantı, bilinç bulanıklığı gibi şikâyetler ortaya çıkarsa zaman kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır” dedi. Uzmanlar, önümüzdeki günlerde etkisini sürdürecek sıcaklıklar nedeniyle vatandaşların hem günlük yaşamlarında hem de açık hava etkinliklerinde daha tedbirli davranmaları gerektiğini hatırlatıyor.

Uzmanlar Alerjik Belirtilere Uyardı Haber

Uzmanlar Alerjik Belirtilere Uyardı

Türkiye'de toplumun yüzde 20'sinde alerjik belirtiler olduğu ve hastalığın yaygın bir sağlık sorunu olarak ele alınması gerektiği belirtildi. Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları, Alerji ve İmmünoloji Uzmanı Prof. Dr. Osman Şener, AA muhabirine, alerji mevsiminin başlamasıyla polikliniklere başvuran hasta sayılarında önemli artış olduğunu söyledi. Bahar aylarında özellikle polenlerin alerjik nezle ve astım gibi solunum yolu alerjilerini tetikleyen etkenler arasında yer aldığını anlatan Şener, Türkiye için de polenlerin bu dönemde önemli sorun olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Şener, İç Anadolu Bölgesi'nde tahıl ziraatının yapılması nedeniyle çimen ve tahıl polenlerinin alerjik nezle ve astım semptomlarını tetikleyen sebepler arasında yer aldığını bildirdi. Solunum yolu alerjilerinin alerjik nezle ve astım olarak iki grupta incelendiğini aktaran Şener, "Alerjik rinitin başlıca belirtileri su gibi bir burun akıntısı, üst üste hapşırmak, burun tıkanıklığı, burunda kaşıntı, bazen buna gözler de eşlik edebilir. Göz nezlesi şeklinde gözlerde kızarma, batma, kaşınma gibi sulanma şikayetleri olabilir. Öksürük, nefes darlığı, hırıltı gibi şikayetler varsa o zaman astım ihtimalini de akla getirmek uygun olacaktır. Bu semptomların hepsinin bazı hastalarda görülebileceği gibi alerjik nezle ya da astım semptomları daha yoğun olarak ortaya çıkmışta olabilir veya sadece birisi görülebilir." diye konuştu. Şener, alerji ve grip belirtilerinin çok karıştırıldığına işaret ederek, gripte daha ağır tablonun seyrettiğini aktardı. Gripte yüksek ateş, eklem ve kas ağrısı gibi belirtilerin olduğunu ifade eden Şener, "Viral enfeksiyonlara bağlı nezlelerde de halsizlik, kırgınlık, hafifte olsa ateş gibi ilave belirtiler olur. Ayrıca, burun akıntısının şekli değişik olabilir. Bakteriyel enfeksiyon söz konusuysa su gibi bir akıntı değil de daha koyu sarı renkte farklı akıntı söz konusu olabilir." dedi. Alerji, havada, gıdalarda ve ilaçlarda olabiliyor Polikliniğe başvuran hastaların tamamının alerjik belirtiler gösterdiğini ifade eden Şener, hastaların çoğunun alerjik nezle ve astımı olduğunu söyledi. Prof. Dr. Şener, toplumun bütününe bakıldığında ise alerjik hastalıkların nadir görülen hastalıklar olmadığına dikkati çekerek, "Alerjik hastalıkların toplumda görülme sıklığı yüzde 20 diyebiliriz. Alerji, soluduğumuz havada, gıdalarda, kullandığımız ilaçlarda olabiliyor. Buna pek çok kişi herhangi bir tepki vermiyor ancak bazı kişiler var ki alerjik bünyeli kişiler, bunların bağışıklık sistemi, bu maddeleri kendilerine yabancı gibi algılıyor ve bağışıklık sistemi bir cevap geliştiriyor. Sonuçta ortaya çıkan bağışıklık cevabı, hastanın kendisinde birtakım semptomlar olmasına, hastanın kendisine zarar verecek duruma geliyor." şeklinde konuştu. Polen yoğunluğu sabah saatlerinde daha fazla Bahar aylarında özellikle havada polenlerin uçuşmasıyla polen alerjilerinin yoğun olarak görüldüğünü belirten Şener, özellikle bu dönemde açık havada yapılan birtakım aktivitelerin kapalı ortamlara taşınması konusunda uyardı. Bağ, bahçe, tarla gibi yerlerden alerjisi olanların kaçınması gerektiğini vurgulayan Şener, şu uyarıları yaptı: "Sabahın erken saatlerinde polen yoğunluğu havada daha fazladır. Böyle bir durum söz konusuysa, açık havada bir aktiviteyi öğleden sonraya bırakmak gibi önlemler bir ölçüde semptomları azaltacaktır. Solunum yolu alerjilerinde polenlerden yüzde 100 kaçınmak mümkün değildir. Polenler, rüzgarla kilometrelerce öteye taşınabilen küçük parçacıklardır. Pencereyi açtığınız anda işinize ya da okula giderken soluduğunuz hava içinde bunlar mevcut. Karşılaşma miktarını bir miktar azaltmak, semptomları da azaltacaktır." Şener, evcil hayvan ya da ev tozu alerjilerinden korunmanın biraz daha mümkün olduğunu ancak polen alerjisinde bu durumun çok mümkün olmadığını ifade ederek, şikayetlerin baskılanamadığı durumlarda da birtakım ilaçlara başvurulduğunu kaydetti.

Depremde Görevi Bırakıp Kaçmadı Haber

Depremde Görevi Bırakıp Kaçmadı

İstanbul'daki depremler sırasında yenidoğan yoğun bakımda tedavi gören bebeklerin yanından bir an olsun ayrılmayan hemşire Hubeydullah Görmez, "Tabii önceliğimiz yenidoğan sağlığı olduğu için onları koruma içgüdüsü devreye girdi." dedi. İstanbul'daki depremler sırasında yenidoğan yoğun bakımda tedavi gören bebeklerin yanından bir an olsun ayrılmayan hemşire Hubeydullah Görmez, yaşadıklarını anlattı. Silivri açıklarında meydana gelen 6,2 büyüklüğündeki deprem sırasında Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi'nin yenidoğan yoğun bakım servisinde görevli sağlık personeli, tedavi gören bebeklerin yanından bir an olsun ayrılmadı. Sağlık Bakanlığının sosyal medya hesabından, "Size minnettarız." başlığıyla paylaştığı, deprem anında sağlık personelinin kuvözde tedavi gören bebeklerin yanından ayrılmadığı görüntüler, izleyenlerin yüreklerini ısıttı. Deprem sırasında bebekleri bir an olsun yanından ayrılmayarak koruyan sağlık personelinden yenidoğan yoğun bakım hemşiresi Hubeydullah Görmez, yaşadıklarını AA muhabirine anlattı. Deprem esnasında herkesin çok korktuğunu ama gerek doktorlar, hemşireler gerekse diğer personelin önceliklerinin bebeklerin sağlığı olduğunu ifade eden Görmez, "Biraz da içgüdüsel olarak insanın aklı yenidoğana gidiyor." dedi. Görmez, "Hemen bebeklere koştuk, onlar iyi mi, herhangi bir ihtiyaçları var mı diye kontrol etmek istedik. Diğer odalardaki ekip arkadaşlarım da aynı şekilde benim yaptığımın aynısını hatta daha fazlasını yapmışlardır. Sonrasında da tahliye planlarını düşünmeye başladık. Zaten hastanemiz de dayanıklı ve sağlam olduğu için onun da gönül rahatlığı vardı. Tabii önceliğimiz yenidoğan sağlığı olduğu için onları koruma içgüdüsü devreye girdi." ifadelerini kullandı. "Sağlık çalışanı, en zor anında insana yardım eden bir mesleğe sahip" Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Koordinatör Başhekimi Prof. Dr. Özgür Yiğit de depremin hayatın gerçeği olduğunu belirterek, tekrar yaşanmaması temennisinde bulundu. Deprem gibi afet anlarında hastanelerin önemli yerlerden biri haline geldiğine işaret eden Yiğit, "Çünkü hem içerideki hastaların korunması hem de dışarıdan o anda diğer yerlerde olabilecek sıkıntılarla ya da hastaneye gelecek hastaların kontrol edilmesi, yeni bir düzen içerisinde bunlara bakılması, gerçekten deprem anında önemli." diye konuştu. Yiğit, sağlık çalışanlarının hastaların sağlığı için gösterdiği özveriye dikkati çekerek, şunları söyledi: "Deprem, ayrı bir çalışma sistemini gerektiriyor ama şunu biliyoruz ki sağlık çalışanı, en zor anında insana yardım eden, en sıkıntılı anında onun sıkıntısını dindirmek için çaba sarf eden bir mesleğe sahip. İster hekimler olsun, ebeler, hemşireler, diğer sağlık çalışanları... Tüm sağlık çalışanları, hastasının iyi olması, şifaya kavuşması için elinden gelen her şeyi yapar, en zor anında da bunu yapar. Dün bunu bir kez daha görmüş olduk. Şöyle ki kendi canını ya da o andaki korkusunu bir tarafa bırakarak hastasına bir şey olmaması için hastasını sahiplenmiş, onu korumak için elinden gelen çabayı sarf eden sağlık çalışanlarını gördük." Hastanedeki izolatörler sayesinde tüm tıbbi hizmetler devam etti Yiğit, dünkü depremde Çam ve Sakura Şehir Hastanesinin farklı bir özelliğinin görüldüğüne dikkati çekti. Yeni yapıldığını ve 2 binin üzerinde izolatörle İstanbul'da deprem izolatörü bulunan hastanelerden biri olduğuna işaret eden Yiğit, bu özelliği sayesinde depremin daha az, daha düzenli bir sarsıntı oluşturduğunu belirtti. Yiğit, sözlerini şöyle tamamladı: "Deprem izolatörlü hastaneler demek, deprem anında çalışabilecek hastaneler demek. Biz bunu da test etmiş olduk. Çok büyük bir deprem değildi belki ama orta şiddette bir deprem olmasına rağmen biz bunu da gördük. Deprem anında, depremden sonraki artçı sarsıntılarda buradaki tüm tıbbi hizmetler, hem yatan hastalar için hem ameliyatlar için hem acile gelen hastalar için o anda durmadı, devam etti. Dolayısıyla böyle korunaklı bir hastanenin İstanbul'da olması, İstanbullular için önemli diye düşünüyorum. Bu açıdan da tüm yetkililerimize başta Cumhurbaşkanı'mız olmak üzere tüm İstanbul halkı adına teşekkür ediyorum."

Şeker ve Tansiyon Hastalarına Öneri Haber

Şeker ve Tansiyon Hastalarına Öneri

Uzmanlar, ramazan ayında oruç tutan şeker ve tansiyon hastalarının beslenme düzenleri ile ilaç saatleri ve dozunun ayarlaması konusunda önerilerde bulundu. AA muhabiri, diyabet ve hipertansiyon hastalarının ramazan ayında oruç tutarken dikkat etmesi gereken noktaları uzmanlara sordu. Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ertuğrul Taşan, bu hastaların sahurda ve iftarda kontrollü bir beslenme düzeni benimsemeleri gerektiğini belirtti. İftarda gıdaların arka arkaya hızla tüketilmemesini, iyice çiğnenmesini öneren Taşan, sözlerini şöyle sürdürdü: "İftarla sahur arasındaki önemli farklardan birisi, ana yemek her zaman iftar olarak kabul edilmeli. Genellikle sahurda, bundan sonraki dönem uzun bir açlık dönemi olacağı için, proteinden zengin, tokluk hissini daha ortaya koyan gıdaların olması gerekir. Yumurta buna güzel bir örnek olabilir. Gerek diyabet gerekse tansiyon hastalarının, aşırı tuz alımına dikkat etmeleri gerekir. Hipertansiyon hastalarının özellikle sucuk, sosis, salam gibi, içerisinde tuz oranı yüksek olan ya da konserve türündeki gıdaları tüketmemeleri çok önemlidir." dedi. Oruç tutan hastaların ilaç saatlerindeki değişikliği doktor kontrolünde yapmaları gerektiğini vurgulayan Taşan, şöyle konuştu: "Aç karına ve tok karına, bir de ara dönemde alınması gereken ilaçlar var. Mesela, diyabette bir ilacın aç karına alınması gerekiyorsa sahurdan önce alınması daha doğru gözükmektedir. Çünkü 12 saatlik bir açlık dönemi, yani gıda tüketilmemesi midenin boşalmasını sağlayacağı için sahurdan önce alınan ilaçlar aynı açlıkta alınmış ilaçlar gibi etkisini sürdürecektir. Eğer 3 kere alınması gereken bir ilaçsa iftardan sonra alınır, saat 22-23 civarında tekrar alınır. Sonra da sahurdan önce alınarak 3 kez kullanılabilir." Taşan, yüksek etkinliğe sahip olan bazı diyabet ilaçlarında doktor kontrolünde doz ayarlaması da yapılabileceğini belirterek, "Ramazandan önce günde 3 tane alınması gerekirse bunu 2 defaya düşürebiliriz. İftardan sonra veya sahurdan sonra tok karnına alınabilir, böylece ilaçların dozu azaltılır. Çünkü uzun açlık döneminde hastanın kan şekerinin düşmesini engellemek burada temel prensip." ifadelerini kullandı. Özellikle tansiyon hastaları için susuzluğun ciddi risk oluşturduğunu dile getiren Taşan, şunları kaydetti: "Burada dikkat edilmesi gereken, hipertansiyon hastasıysa ve idrar söktürücü kullanıyorsa ya idrar söktürücü kullanımından vazgeçmek gerekiyor ya da oruç tutmaması gerekiyor. Susuz kalmak, kan şekerini konsantre ederek yükselmesine sebep olabilir. Yine de iftar ve sahurda iyi bir ayarlamayla bunun önüne geçmek mümkündür." Tansiyon ve kan şekeri seviyelerine dikkat Prof. Dr. Taşan, oruç sırasında baş dönmesi, halsizlik, terleme veya bayılma hissi yaşayan hastaların vakit kaybetmeden kan şekerini ve tansiyonunu kontrol etmesi, tansiyonun 80-90 gibi limitlerin altına düşmeye başlaması durumunda derhal orucun bitirilmesi gerektiğini ifade etti. Şeker hastalarını da kan şekerinin düşme belirtilerine karşı çok dikkatli olmaları konusunda uyaran Taşan, "Hastanın bu konuda mutlaka bilgilendirilmesi lazım. Kan şekeri düşünce çarpıntı, terleme, sinirlilik, ellerde titreme, aşırı bir açlık hissi, karın krampları ve baş dönmesi gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Hastanın bu dönemde mutlaka kan şekerinin ölçmesi ve kan şekerinde 50'nin, 60'ın altı gibi rakamlar görüyorsa orucunu bırakması gerekiyor. Böyle bir durumda hastanın hemen bir kesme şeker veya meyve suyu tüketmesi gerekir." diye konuştu. Taşan, diyabet ve hipertansiyon hastalarının kendi başlarına oruç tutma kararı vermemeleri gerektiğini vurgulayarak, şu tavsiyelerde bulundu: "Sadece haplarla, yani oral antidiyabetiklerle (ağız yoluyla alınan diyabet ilaçları) kan şekeri regüle olan, ileri derecede böbrek yetmezliği ya da kalp rahatsızlığı olmayan hastaların oruç tutması mümkündür. Bunun dışında özellikle üçlü, dörtlü insülin kullanan hastalar, insülin kullanmakta olan Tip 1 diyabet hastaları, gebe diyabetikler ya da ileri derecede böbrek yetmezliği veya kalp damar hastalığı olan şeker hastalarına biz oruç tutmayı önermiyoruz. Hastalar mutlaka doktorlarına danışarak oruç tutup tutamayacaklarını bildirmeli ve ilaçlarını nasıl kullanacaklarını öğrenmelidir. Aksi takdirde ciddi sağlık sorunlarıyla karşılaşabilirler." İftar ve sahur önerileri Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mevlüt Sait Keleş ise bilinçsiz beslenmenin ve ilaç saatlerinin düzensizleşmesinin ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirtti. İftara çorba veya hafif bir yiyecekle başlanmasını, yaklaşık 10-15 dakikalık aradan sonra normal öğünün tamamlanmasını öneren Keleş, yağlı veya karbonhidratı yüksek ağır yiyeceklerle başlanılması durumunda kan şekerinin hızla yükseleceği ve sindirimin zorlaşacağı uyarısında bulundu. Keleş, sahurda ise protein miktarı daha yüksek, karbonhidrat ve yağ miktarı daha az olan gıdaların tercih edilmesini tavsiye etti. İlaç kullanan hastaların ramazandan önce mutlaka doktorlarıyla görüşmesi gerektiğini belirten Keleş, "Hastaların kullandığı ilaçlar günde 3 defa alınacaksa, bunların günde iki defa alınan formlara dönüştürmeleri çok önemli. Onun için kişinin ramazandan önce doktoruna başvurup oruç tutacağını ifade etmesi ve ona göre ilaçlarını düzenlemesini öneriyoruz. Günde 4 defa alması gereken bir ilaç söz konusu ise ve hastalığı ilaç kullanmadığı zaman sağlığını çok daha fazla etkileyecekse, bu kişilere de tabii ki oruç tutmaları yönünden hekimlerine danışıp ona göre hareket etmelerini öneriyoruz." dedi. Tansiyon ve şeker hastalarının gün boyu susuz kalmasının ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğine dikkati çeken Keleş, "Özellikle şeker hastaları, daha fazla susama eğilimindedir. Bu yüzden sahurda tuzlu ve yağlı gıdalardan kaçınmaları gerekir. Su tüketimi bir seferde değil, iftar ile sahur arasına yayılmalı. Şekerli ve yapay içecekler yerine doğal içecekler tercih edilmeli." ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Keleş, sağlıklı bireyler için belirli sürelerle aç kalmanın metabolizma üzerinde olumsuz etkisi olmadığını, aralıklı oruç gibi beslenme düzenlerinin bazı durumlarda önerildiğini ancak oruç sırasında baş dönmesi, halsizlik veya bayılma gibi belirtilerin ciddiye alınması gerektiğini sözlerine ekledi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.