Uygulamalarımız appstore googleplay

#Beslenme

gazeteci63.com - Beslenme haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Beslenme haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Şanlıurfa’da Bu Hastalıklara Dikkat Haber

Şanlıurfa’da Bu Hastalıklara Dikkat

Şanlıurfa Balıklıgöl Devlet Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Sibel Nur DOĞANTÜRK, özellikle çocukluk çağında sık görülen ve bulaşıcılığı yüksek olan El, Ayak ve Ağız Hastalığı hakkında ailelere önemli uyarılarda bulundu. Hastalığın özellikle kreş, anaokulu ve okul çağındaki çocuklar arasında kolaylıkla yayılabildiğini belirten Doğantürk, belirtilerin erken fark edilmesinin ve hijyen kurallarına dikkat edilmesinin büyük önem taşıdığını söyledi. Virüs kaynaklı bulaşıcı bir enfeksiyon hastalığı olan El, Ayak ve Ağız Hastalığının en sık bebeklerde ve 10 yaş altındaki çocuklarda görüldüğünü ifade eden Dr. Doğantürk, hastalığın genellikle ateş, halsizlik, iştahsızlık ve boğaz ağrısı gibi belirtilerle başladığını kaydetti. Hastalığın ilerleyen günlerinde ağız içerisinde ağrılı yaralar oluşabildiğini belirten Doğantürk, el içlerinde, ayak tabanlarında ve zaman zaman vücudun farklı bölgelerinde döküntülerin görülebileceğini söyledi. “Ağız Yaraları Sıvı Kaybına Yol Açabiliyor” Çocuklarda görülen ağız yaralarının beslenme ve sıvı tüketimini olumsuz etkileyebildiğine dikkat çeken Dr. Doğantürk, “Ağız içindeki yaralar nedeniyle çocuklar yemek yemekte ve su içmekte zorlanabiliyor. Özellikle küçük yaş grubundaki çocuklarda bu durum sıvı kaybına neden olabiliyor. Aileler çocuklarının yeterli miktarda sıvı tükettiğinden emin olmalı ve genel durumlarını yakından takip etmelidir” dedi. Yakın Temasla Hızla Yayılabiliyor El, Ayak ve Ağız Hastalığının öksürük, hapşırık, yakın temas ve ortak kullanılan eşyalar yoluyla bulaşabildiğini belirten Doğantürk, özellikle toplu yaşam alanlarında hijyen kurallarına dikkat edilmesinin hastalığın yayılımını azaltmada önemli rol oynadığını ifade etti. Çocuklara düzenli el yıkama alışkanlığının kazandırılması gerektiğini vurgulayan Doğantürk, oyuncakların ve sık temas edilen yüzeylerin temiz tutulmasının da korunmada etkili olduğunu söyledi. “Belirtiler Görüldüğünde Gecikmeden Başvurulmalı” Hastalığın çoğu çocukta hafif seyirli olduğunu ancak bazı durumlarda tıbbi değerlendirme gerekebileceğini belirten Dr. Doğantürk, “Yüksek ateşin uzun sürmesi, çocuğun yeterli sıvı alamaması, aşırı halsizlik, uykuya eğilim veya genel durumunda belirgin bozulma görülmesi halinde vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır” ifadelerini kullandı. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Sibel Nur DOĞANTÜRK, özellikle yaz aylarında çocuklarda görülen bulaşıcı hastalıklara karşı ailelerin dikkatli olması gerektiğini belirterek, erken farkındalık ve hijyen kurallarına uyulmasının hem çocukların sağlığının korunmasında hem de hastalığın yayılmasının önlenmesinde büyük önem taşıdığını sözlerine ekledi.

YKS Öncesi Ailelere Tavsiyeler Haber

YKS Öncesi Ailelere Tavsiyeler

Prof. Dr. Murat Eyüboğlu, Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) öncesi öğrencilerin kaygılarını kontrol edebilmelerine yardımcı olmak için ailelere sınav sonucundan bağımsız olarak çocuklarının yanında olduklarını hissettirmeleri tavsiyesinde bulundu. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Murat Eyüboğlu, AA muhabirine, sınavın öğrenciler için önemli olduğunu fakat bunun hayatlarındaki tek çıkış yolu olmadığını söyledi. Sınav süreçlerinde çocukların belirli bir düzeyde kaygı yaşamalarını olağan karşıladıklarını belirten Eyüboğlu, hafif düzeyde kaygının çocukların motivasyonunu, dikkatlerini, odaklanmalarını artırıp daha zinde ve iyi çalışmalarını sağlayabileceğini kaydetti. Eyüboğlu, yüksek düzeyde kaygının ise öğrencileri rahatsız ederek başarılarını olumsuz etkileyebileceğine dikkati çekerek, "Sınava atfettiğimiz anlam eğer yüksekse çocuklar ailelerin de kaygılarını alıp sınav sürecinde performanslarının olumsuz etkilenebileceği bir kaygıyı yaşayabilirler. O nedenle çocukları mümkün olduğu kadar desteklemek ama desteklerken de sınavı hayatlarındaki tek nokta veya tek çıkış noktası olarak göstermemek gerekiyor." ifadelerini kullandı. Ailelerin çocuklarının başarılı olmasını istediğini belirten Eyüboğlu, bu başarı yolunda çocukları desteklemenin yolunun onları sadece sınava hazırlamak veya sınavda yüksek puan almalarını sağlamak olmadığını anlattı. Eyüboğlu, ailelerin sınav nedeniyle farkında olmadan bazen yaşadıkları kaygıları çocuklara aktarabildiğini dile getirerek, şöyle devam etti: "Zaten kendisi belli düzeyde kaygı yaşayan bir çocuk, ailenin de yaşadığı bu kaygıyı aldığı zaman sınav sürecinde performansı etkilenebiliyor. Çocukları mümkün olduğu kadar desteklemek, sınavdan çok bahsetmemek, geri sayım yapmamak gerekir. Sınavın sonucundan bağımsız olarak çocukların yanında olduğumuzu onlara hissettirmek, yapmamız gereken en önemli şey. Önce yapılması gereken tabii çocuğun yanında olduğumuzu hissettirmek." Rutin yaşamda değişiklik yapılmamalı "Çocukların değerini veya çocuklara karşı olan sevgilerini koşullu bir hale getirmek çok riskli." diyen Eyüboğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: "Hele de bunu sınav gibi bir duruma bağlamak bizim istemediğimiz bir tablo. Bunun yanında sürekli sınavla ilgili konuşmak, başkalarıyla kıyaslama yapmak veya olası sınav sonuçlarıyla ilgili olumsuz senaryolar oluşturup bunu çocuğa yansıtmak, sınav sürecinde çocukların yaşamak istemediği tablolar. Bu hem ebeveynleriyle olan ilişkilerini olumsuz etkiler hem de çocukların sınav sürecinde yaşayacakları kaygıları biraz artırır." Eyüboğlu, öğrencilerin ve ailelerinin sınav öncesi yapmaları gereken en önemli hususun rutin yaşamlarında önemli bir değişiklik yapmamak olduğunu vurguladı. Özellikle son birkaç günde beslenme, uyku alışkanlıklarının değişmemesi, yaşamda daha önce yapılmayan aktivitelerin çok fazla denenmemesi gerektiğini anlatan Eyüboğlu, "Çünkü bunlar hem tıbbi hem de stresle ilişkili bazı sorunlar getirebilir. Çocuklara aslında sınavın onlar için önemli olduğunu ama tek çıkış yolu olmadığını hissettirmemiz gerekiyor." dedi. Eyüboğlu, sınav sonrasında ailelere sonuç ne olursa olsun çocukların yanında olmayı, onlarla keyifli zaman geçirmelerini tavsiye etti.

Sokak Kedileri İçin Örnek Proje Haber

Sokak Kedileri İçin Örnek Proje

Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi, sokak hayvanlarının yaşam koşullarını iyileştirmeye yönelik önemli bir projeyi hayata geçirdi. Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Kasım Gülpınar’ın öncülüğünde, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu kapsamında sokak kedilerine özel koruma alanları oluşturuldu. Bu sayede can dostların daha sağlıklı ve güvenli koşullarda yaşamaları hedefleniyor. Kent genelinde, dış etkenlerden korunabilecekleri, güvenli ve yeşil alanlara sahip periferik bölgelerde kurulan toplam 12 kedi koruma alanının montajı tamamlandı. Her biri 18 ahşap odacık ve oyun alanından oluşan bu alanlar, sokak kedilerinin barınma ve beslenme ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde tasarlandı. ‘Yaşam hakkı her canlı için kutsaldır” düsturuyla Büyükşehir Belediyesi Veteriner İşleri Daire Başkanlığı’nca kentin 12 farklı noktasına kurulan özel yaşam alanlarında kedilerin barınma, beslenme ve korunma ihtiyaçları karşılanıyor. Proje kapsamında ekipler tarafından düzenli mama takviyesi yapılırken, alanların temizlik ve hijyenine de büyük önem veriliyor. Halk sağlığının korunmasının hayvan sağlığından geçtiğine dikkat çeken yetkililer, koruma alanlarına alınan kedilerin aşı, tedavi, kısırlaştırma ve rehabilitasyon süreçlerinin tamamlanacağını belirtti. Bu uygulamayla hem sokak hayvanlarının yaşam standartlarını yükseltmeyi hem de vatandaşlarda hayvan sevgisi ve farkındalık oluşturmak amaçlanıyor. Doğal yaşamda varlıklarını sürdüren sokak kedileri için önemli bir projeyi hayata geçiren Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Kasım Gülpınar’a teşekkür eden Harran Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet İlyas, ‘Büyükşehir Belediyesince hayata geçirilen kedi koruma alanlarına kampüslerimizde yer verilmesi bizleri ziyadesiyle mutlu etmiştir. Kedilere yaşam alanları oluşturmak ve onların bakımlarını üstlenmek toplumda bambaşka bir farkındalık oluşturmaktadır. Bu vesileyle Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Kasım Gülpınar’ın öncülüğünde emeği geçenlere gerek üniversitemiz gerekse öğrencilerimiz adına teşekkür ediyorum’ dedi. Mahalle sakinlerinin projeden oldukça memnun olduğunu belirten Osmangazi Mahallesi Muhtarı Nahit Çiftçi ise ‘Mahallemizde kurulan kedi yaşam alanımız mahalle sakinlerimizin ve özellikle miniklerin büyük ilgisini çekti. Ben şahsım adıma ve mahalle sakinlerim adına Başkanımız Mehmet Kasım Gülpınar ve projede emeği geçenlere teşekkür ediyorum’ diye konuştu. Şanlıurfa’da hayata geçirilen bu projenin sokak hayvanlarına yönelik duyarlı belediyecilik anlayışının önemli örneklerinden biri olduğuna dikkat çeken vatandaşlar ise toplumda hayvan sevgisini artıran ve doğaya karşı sorumluluk bilinci oluşturmayı hedefleyen bu hizmetten dolayı Belediye Başkanı Gülpınar ve Veteriner İşleri Daire Başkanlığı ekiplerine teşekkür ettiler.

Kalp Hastalarına Ramazan Uyarısı Haber

Kalp Hastalarına Ramazan Uyarısı

Şanlıurfa Mehmet Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ömer Faruk Çiçek, Ramazan ayında oruç tutacak kalp ve tansiyon hastalarına önemli uyarılarda bulundu. Ramazan ayının manevi huzur ve paylaşma ayı olduğunu belirten Dr. Çiçek, bu dönemde sağlık konusunun ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı. “Her hasta için oruç tutmak aynı derecede güvenli değildir” diyen Dr. Çiçek, özellikle kalp yetmezliği bulunan, yakın zamanda kalp krizi geçiren, ritim bozukluğu olan ya da tansiyonu kontrol altına alınamayan hastalar için uzun süreli açlık ve susuzluğun ciddi riskler oluşturabileceğini ifade etti. Bu nedenle hastaların, oruç tutmadan önce mutlaka kendi hekimlerine danışmalarının hayati önem taşıdığını söyledi. İlaç Düzeni Doktor Kontrolünde Planlanmalı Oruç tutmasına hekimi tarafından izin verilen hastaların ilaç düzenini kendi başlarına değiştirmemesi gerektiğini belirten Dr. Çiçek, ilaç saatlerinin sahur ve iftar saatlerine göre mutlaka doktor tarafından yeniden planlanması gerektiğini kaydetti. Sahur Atlanmamalı, İftar Dengeli Olmalı Sahur öğününün kesinlikle atlanmaması gerektiğini vurgulayan Çiçek, sahurda aşırı tuzlu, yağlı ve işlenmiş gıdalardan kaçınılması; tam tahıllı, protein ve lif içeriği yüksek besinlerin tercih edilmesi gerektiğini ifade etti. Bu beslenme şeklinin gün boyu tansiyon dengesini korumaya yardımcı olduğunu belirtti. İftar sırasında ise uzun süren açlığın ardından hızlı ve aşırı yemek yenilmemesi gerektiğini dile getiren Çiçek, iftarın hafif başlaması ve küçük porsiyonlarla devam edilmesinin kalp sağlığı açısından önemli olduğunu söyledi. Aşırı yemenin kalp yükünü artırabileceğini ve tansiyon dalgalanmalarına yol açabileceğini belirtti. Sıvı Tüketimi Hayati Önem Taşıyor İftar ile sahur arasında yeterli miktarda su tüketilmesi gerektiğini ifade eden Dr. Çiçek, çay ve kahve gibi kafeinli içeceklerin fazla tüketiminden kaçınılması gerektiğini söyledi. Susuz kalmanın özellikle tansiyon ve kalp ritmi üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceğini dile getirdi. Açıklamasının sonunda sağlığın korunmasının ibadetin de bir parçası olduğunu vurgulayan Dr. Ömer Faruk Çiçek, sağlığı tehlikeye atacak durumlarda oruç tutmamanın hem dini hem de tıbbi açıdan bir sorumluluk olduğunu belirterek tüm vatandaşlara sağlıklı ve huzurlu bir Ramazan temennisinde bulundu.

Aşırı Sıcaklarda Nasıl Beslenmeli? Haber

Aşırı Sıcaklarda Nasıl Beslenmeli?

Sağlık Bakanlığı, yaz aylarında artan sıcaklıklar nedeniyle vatandaşlara sıvı tüketimine ve beslenme düzenine dikkat etmeleri konusunda uyarıda bulundu. Bakanlıktan yapılan açıklamada, sıcak havanın ve yükselen nem oranlarının özellikle yaşlılar, hamileler, çocuklar ve kronik hastalığı bulunanlar için ciddi sağlık sorunlarına yol açabildiği belirtildi. Bu nedenle sıvı kaybının önlenmesi, güneşten korunma, dengeli beslenme ve serin ortamlarda bulunma gibi önlemlerle riski büyük ölçüde azaltmanın mümkün olduğu vurgulanan açıklamada, aşırı sıcaklarda kaybedilen su ve mineralleri dengelemek için günde en az 2,5-3 litre su içilmesi tavsiyesinde bulunuldu. Açıklamada, çay, kahve ve gazlı içeceklerin tüketiminin sınırlandırılması, bunun yerine ayran ve maden suyu gibi mineral desteği sağlayan içeceklerin tercih edilmesi gerektiği kaydedildi. "Su oranı yüksek besinler özellikle tercih edilmeli" Güneş ışınlarının etkisinin en güçlü olduğu 11.00 ila 16.00 saatleri arasında mümkün olabildiğince dışarı çıkılmaması önerilirken, beslenme alışkanlığının hava sıcaklıklarına göre düzenlenmesinin önemine işaret edildi. Açıklamada, şunlar kaydedildi: "Aşırı sıcak havalarda ağır, yağlı ve kızartılmış yiyeceklerden uzak durulmalı, taze sebze ve meyve tüketimi artırılmalıdır. Öğünler, küçük porsiyonlar halinde ve sık aralıklarla tüketilmeli. Salatalar ile karpuz, kavun gibi su oranı yüksek besinler özellikle tercih edilmeli. Aşırı sıcak ve nemli havalarda yapılan egzersizler vücudu zorlayabilmekte ve kalp üzerinde aşırı yük oluşturabilmektedir. Bu nedenle yoğun fiziksel aktivitelerden kaçınılmalı. Fiziksel aktiviteler sabah erken saatlerde veya akşam serinliğinde yapılmalı, egzersiz öncesinde, sırasında ve sonrasında yeterli miktarda su tüketilmeli."

İftar ve Sahurda Sağlıklı Beslenme Haber

İftar ve Sahurda Sağlıklı Beslenme

Uzmanlar, ramazan ayında, sahurda ve iftarda doğru beslenmeyle oruç sürecinin daha sağlıklı ve rahat geçirilebileceğini belirtti. Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Hande Özportakal, AA muhabirine, ramazan ayında sağlıklı ve dengeli beslenmenin, vücudun enerji dengesini koruması ve sindirim sisteminin düzenli çalışması açısından büyük önem taşıdığını söyledi. Özellikle sahurun atlanmaması gerektiğini vurgulayan Özportakal, "Sahur, gün boyu enerjimizi korumamızı sağlar. Bu öğünde süt, peynir, yumurta gibi protein kaynaklarıyla tam buğday ekmeği, yeşillik ve sağlıklı yağlar tüketilmelidir. Aşırı yağlı, baharatlı ve karbonhidrat ağırlıklı gıdalardan kaçınılmalıdır." dedi. Özportakal, iftarın su ve hurma ile açılmasının sindirim sistemini rahatlatacağını belirterek, çorba ve salata gibi hafif yiyeceklerden sonra 10-15 dakikalık bir mola verilmesi gerektiğini ifade etti. İftarda kontrollü beslenmenin önemine değinen Özportakal, uzun süre aç kalan vücutta ani insülin salınımını engellemek için yemekleri yavaş yemek ve iyi çiğnemek gerektiğini aktardı. Özportakal, ana yemeklerde et, tavuk ve balık gibi protein kaynakları ile sebze yemeklerine yer verilmesi, kızartmalardan kaçınılması gerektiğini kaydederek, "Beyaz ekmek yerine tam tahıllı ekmekler tercih edilmeli, porsiyon kontrolüne dikkat edilmelidir." diye konuştu. Ramazan ayında yeterli sıvı alımının ihmal edilmemesi gerektiğinin altını çizen Özportakal, "Sağlıklı bireyler günde en az 2-2,5 litre su tüketmelidir. Çay, kahve ve asitli içecekler suyun yerini tutmaz, aksine vücutta su kaybına neden olabilir." ifadelerini kullandı. "Aşırı yağlı ve şekerli gıdalardan kaçınılmalı" Bayrampaşa Devlet Hastanesi Diyetisyeni Emre Özen ise uzun süreli açlık ve azalan öğün sıklığının, kan şekeri, sıvı dengesi, enerji kullanımı ve sindirim sistemi üzerinde doğrudan etkisi olduğunu anlattı. İftar sofrasında besin öğelerinin yeterli miktarda alınmasının sağlık açısından büyük önem taşıdığına dikkati çeken Özen, "Orucu hurma, zeytin veya suyla açtıktan sonra çorba gibi hafif bir başlangıç yapmak sindirim sistemini rahatlatacaktır. Doygunluk hissi yaklaşık 20 dakikada oluştuğu için çorbanın ardından 5-10 dakika beklemek, ihtiyacımızdan fazla yemek tüketmemizi önleyecektir." bilgisini verdi. Özen, öğünlerde protein kaynakları, kompleks karbonhidratlar, sebzeler ve süt ürünlerine yer verilmesi gerektiğini dile getirerek, "Posa içeriği yüksek gıdalar tüketmek, mide boşalmasını geciktirerek aşırı yemek yeme isteğini azaltır ve kabızlığı önler. Aşırı yağlı ve şekerli gıdalardan kaçınılmalı, kızartmalar yerine fırın, haşlama ve buğulama yöntemleri tercih edilmelidir. Ağır tatlılar yerine meyve bazlı veya sütlü tatlılar porsiyon kontrolü sağlanarak tüketilebilir." ifadelerini kullandı. Sahurun kan şekeri dengesini koruyarak, hipoglisemi riskini azalttığını ve gün içinde dinç kalmayı sağladığın belirten Özen, bu öğünde protein içeriği yüksek besinlerin tüketilmesi gerektiğini söyledi. Özen, sahurda tüketilecek yumurta, peynir gibi protein kaynaklarının kas kütlesini korumaya yardımcı olurken, süt ve yoğurt gibi besinlerin de doygunluk süresini uzattığını ifade ederek, "Ayrıca meyve ve sebze tüketmek, vitamin, mineral ve lif ihtiyacını karşılamak açısından önemlidir. Ramazan ayında su tüketimini iftar ile sahur arasında kademeli olarak tamamlamak gerekir." diye konuştu. "Aşırı tuzlu, baharatlı gıdalar tüketmek, gün içinde susuzluk hissini artırabilir" İstanbul Aydın Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinden Uzman Diyetisyen Meltem Boz da ramazanda beslenme düzeninin değişmesiyle metabolizmanın da farklı bir sürece girdiğini söyledi. Boz, ramazan ayında sindirim sisteminin zorlanmaması gerektiğini, kan şekerindeki ani dalgalanmaların önlenmesinin önemli olduğunu anlatarak, "Bunun için sahur ve iftar öğünlerinde doğru besinleri seçmek büyük önem taşır. Yanlış beslenme alışkanlıkları hem gün içinde halsizlik ve yorgunluk hissine yol açabilir hem de ramazan sonunda kilo artışı gibi istenmeyen sonuçlara neden olabilir." dedi. Ramazanda beslenme düzeninin en önemli unsurlarından birinin sahur öğünü olduğunu vurgulayan Boz, bunu atlamanın gün içinde kan şekerinin hızlı düşmesi, halsizlik, baş ağrısı ve dikkat dağınıklığı gibi sorunlara yol açabileceğini kaydetti. Boz, sahurda mutlaka uzun süre tok tutacak ve gün boyu enerji sağlayacak besinler tüketilmesi gerektiğinin altını çizerek, şöyle devam etti: "Sahurda protein ve sağlıklı yağlar bakımından zengin besinler tercih edilmelidir. Yumurta, peynir, yoğurt, süt, ceviz, badem gibi sağlıklı yağ içeren gıdalar uzun süre tok kalmayı destekler. Tam tahıllı ekmekler, yulaf gibi kompleks karbonhidratlar ise kan şekerinin dengelenmesine yardımcı olur. Bunun yanı sıra aşırı tuzlu, baharatlı veya kızartılmış gıdalar tüketmek, gün içinde susuzluk hissini artırabileceği için tercih edilmemelidir. Bol su içmek de susuzluğun önlenmesi açısından oldukça önemlidir." Ramazan ayında fiziksel aktivitenin tamamen bırakılmaması gerektiğini ifade eden Boz, hareketsiz kalmanın sindirim sisteminin yavaşlamasına ve kilo kontrolünün zorlaşmasına neden olabileceğini söyledi. Boz, oruç tutan bireylerin gün içinde aşırı efor gerektiren ağır egzersizlerden kaçınmasının önemli olduğunun altını çizerek, "Ancak hafif fiziksel aktiviteleri ihmal etmemelidir. İftar öncesinde düşük tempolu yürüyüş veya hafif egzersizler yapılabilir. İftar sonrasında ise sindirimi desteklemek için kısa yürüyüşler faydalı olacaktır. Düzenli spor yapan bireyler ise antrenmanlarını iftardan 2-2,5 saat sonrasına planlamalıdır." bilgisini verdi. Doğru beslenme alışkanlıklarıyla kilo alımı önlenebilir Ramazan ayının kilo kontrolü açısından önemli bir fırsat olabileceğini belirten Boz, doğru beslenme alışkanlıklarıyla kilo alımının önlenebileceğini ifade etti. Boz, dengeli bir iftar ve sahur öğünü ile kilo alımını önlemenin mümkün olduğunun altını çizerek, "İftar tabağının yarısı sebze ve yeşillikten, dörtte biri protein kaynaklarından, kalan dörtte biri ise sağlıklı karbonhidratlardan oluşmalıdır. Ayrıca iftar ile sahur arasında yeterli su tüketilmeli ve basit şeker içeren yiyeceklerden kaçınılmalıdır." dedi. Ramazanda en sık yapılan beslenme hatalarına da değinen Boz, şu uyarılarda bulundu: "Sahuru atlamak, iftarda aşırı porsiyon tüketmek, iftarın hemen ardından tatlı yemek, iftar ile sahur arasında yetersiz su içmek, hareketsiz kalmak ramazanda en sık yapılan beslenme hatalarıdır. Bu tür hatalar, hem kilo alımına hem de sindirim sorunlarına yol açabilir. Ramazan boyunca sağlıklı ve dengeli beslenerek bu dönemi daha enerjik ve sağlıklı geçirmek mümkündür."

Kalp Damar Hastalığına Yol Açıyor Haber

Kalp Damar Hastalığına Yol Açıyor

Uzmanlar, kalp damar hastalıklarının genç yaşlarda ortaya çıkmasında sağlıksız beslenmenin önemli bir etken olduğunu belirtiyor. Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Erhan Tenekecioğlu, kalp damar hastalıklarının genç yaşlarda ortaya çıkmasında sağlıksız beslenmenin önemli bir etken olduğunu belirterek, bundan korunmak için sağlıklı beslenme ve hareketli yaşamın önemine dikkat çekti. Bursa İl Sağlık Müdürlüğünden "Dünya Kalp Günü" dolayısıyla yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Doç. Dr. Tenekecioğlu, son yıllarda kalp damar hastalıklarında ciddi artış olduğunu vurguladı. Tenekecioğlu, bunun nedenleri arasında teknolojinin gelişmesine bağlı olarak insanların hareket etmelerinde azalma, sağlıklı beslenmede ciddi şekilde bozulma, genetik faktörlerin yer aldığını söyledi. Beslenme bozukluklarının kalp damar hastalıklarının ortaya çıkmasında önemli bir faktör olduğuna işaret eden Tenekecioğlu, şu bilgileri paylaştı: "Katı yağ kullanımının artması, işlenmiş gıda tüketiminin artması ve fast food tarzı beslenmenin özelikle gençler arasında yaygınlaşması kalp damar hastalıklarının daha genç yaşlarda ortaya çıkmasında ciddi bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Toplumumuzda yaygınlaşmış olan fast food alışkanlığının azaltılması gerekmektedir. Bunun yanında katı yağlardan da uzak durmamız gerekiyor. Beyaz et ve sebze ağırlıklı beslenmemiz önemli. Özellikle Akdeniz tipi beslenmeye iyice ağırlık vermemiz gerekiyor." "Bazen asansör yerine merdiven kullanmakta fayda var" Doç. Dr. Tenekecioğlu, hareketsiz yaşamın metabolizmayı yavaşlattığını ve vücutta yağ birikimine yol açtığını dile getirdi. Günlük yaşamda hareketlenmeyi artırmak gerektiğini kaydeden Tenekecioğlu, "Bazen asansör yerine merdiven kullanmakta fayda var. Sicilya'da yapılan bir çalışmada insanların 100 yaşını nasıl aştığını araştırmışlar. Yollar yokuş yukarı olduğu için insanlar sürekli hareket halinde ve bu onların metabolizmasının hızlanmasına ve iyi kolesterolün yükselmesine damar sağlığının daha iyi olmasına sebep olmakta." diye konuştu. Tenekecioğlu, stresin de kalp sağlığında önemli bir faktör olduğunu anlattı. Stresli ortamlardan mümkün oldukça uzak durulması gerektiğini belirten Tenekecioğlu, "Günün belli bir vaktinde evde rahatlatıcı bir aktivite bulunmakta fayda var. Bu sadece kafayı dinlendirmek için değil vücudun genel metabolizmasının düzenlenmesi konusunda çok faydalı olacaktır." dedi.

Gazze’de Yetersiz Beslenme Vakaları Haber

Gazze’de Yetersiz Beslenme Vakaları

Gazze Şeridi'nin güneyinde yer alan Han Yunus kentindeki Nasır Tıp Kompleksi'nin Çocuk Bakım Bölümü Başkanı Hatem el-Hur, Gazze'deki hastanelerin yetersiz beslenme vakalarıyla dolu olduğunu belirtti. Hur, Gazze Şeridi'ndeki insani koşulların kötüleştiğini ve çoğu hastanenin hizmet dışı kaldığını ifade ederek AA muhabirine yaşadıkları zorlukları anlattı. Yetersiz beslenmeden muzdarip çok sayıda Filistinlinin, Gazze Şeridi'nde faaliyet gösteren Nasır ve sahra hastanelerine sığındığını belirten Hur, "Yetersiz beslenme Gazze Şeridi'nde büyük oranda yayıldı. Bu vakaları savaştan önce hiç görmüyorduk. Ancak şimdi çok sayıda kişide görmeye başladık. Ayrıca özellikle 5 yaşın altındaki çocuklar arasında akut yetersiz beslenme vakaları da artmaya başladı." dedi. Hur, Gazze Şeridi'nde özellikle çocuklarda yetersiz beslenme sorununun çok ciddi olduğunu vurgulayarak, başta İsrail ablukası olmak üzere gıda kıtlığı, protein eksikliği ve fiyatların aşırı yüksek olması nedeniyle halkın uygun gıdayı satın alamadığını dile getirdi. Filistinli doktor, yetersiz beslenme nedeniyle yaşanan ölümlere ilişkin şunları söyledi: "Vakaların çoğu gıda, yiyecek ve içecek desteğinden mahrum bırakılan kuzey bölgelerinde meydana geldi. Güney bölgelerinde de az da olsa yetersiz beslenme nedeniyle ölüm vakaları yaşandı. Ancak Gazze Şeridi'nin kuzey bölgelerine hiçbir destek sağlanmadığı için vakaların çoğu orada." Güney bölgelerinde kısıtlı da olsa şu anda uluslararası kuruluşların yurt dışından gelen heyetler aracılığıyla sağladığı bazı süt ürünleri gibi tamamlayıcı tedaviler olduğunu söyleyen Hur, ancak bunun çok yetersiz olduğunu ifade etti. Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Beyt Lahiya kentinde bulunan Kemal Advan Hastanesi Müdürü Hüsam Ebu Safiye 21 Haziran'da, Gazze kenti ile kuzeyde kıtlık belirtilerinin ortaya çıktığını söylemişti. Ebu Safiye, yetersiz beslenme ve sıvı kaybı nedeniyle iki hafta içinde 250 çocuğun hastaneye getirildiğini de açıklamıştı. İsrail'in 7 Ekim'den bu yana Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılarda en az 15 bin 694’ü çocuk, 10 bin 279'u kadın olmak üzere 38 bin 664 Filistinli öldü, 89 bin 97 kişi yaralandı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.